Medya30 Nisan 2010 00:00

"Journalese" Cengiz Çandar - Ülkü Başsoy

Taktiri, getirisi daha da iyi olur herhalde. Diaspora  zengin; para icinde yuzuyorlar; Taner`e, Halil`e, Safak`a verdiklerinden sana da ayirirlar yine! Sen, sizler bilirsiniz bu isleri. Hic olmazsa yeni bir dili bu kez dogru  ogrenmis olursun! Lümpen gazetecinin, bozuk Turkcesi seninkisi! Buna senin  liberal ekonomili  vahsi kapitalistlerin( sizler oralardan nasipleniyorsunuz ya!) dilinde "Journalese" diyorlar ki bu durum o ulkelerde asagi duzey gazeteciler icin kullanilir. cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

"Journalese" Cengiz Çandar

Ülkü Başsoy - Aydınlık Gelecek Grubu

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

30.04.2010


Ben senin yazilarini hic okumam da, "Tarihi `islah`etmek" baslikli yazini bir arkadas gondermis!

Keske gondermeseymis,

Ne diyor yazi diye bir baktim:

Kafan iyice karisik gorunuyor  senin, herhalde Mao`culuk`tan kapitalizm vahsetine gecis surecindeki allak-bullak olmusluktan kaynaklaniyor!

Umari var ama bu turler, sayriliklarini kabullenemezler, o da sayriligin dogalidir.

"Resmi Turkiye" -  ne demek oluyor?

Turkcen de bozulmus , en iyisi Ermenice`ye calis sen.

Taktiri, getirisi daha da iyi olur herhalde. Diaspora  zengin; para icinde yuzuyorlar; Taner`e, Halil`e, Safak`a verdiklerinden sana da ayirirlar yine!

Sen, sizler bilirsiniz bu isleri. Hic olmazsa yeni bir dili bu kez dogru  ogrenmis olursun!

Lümpen gazetecinin, bozuk Turkcesi seninkisi!

Buna senin  liberal ekonomili  vahsi kapitalistlerin( sizler oralardan nasipleniyorsunuz ya!) dilinde "Journalese" diyorlar ki bu durum o ulkelerde asagi duzey gazeteciler icin kullanilir.

Hadi bunu gecelim, Sizde Ayse  falan diye, yine dili " jounaleselesmislerden" biri var galiba :

Yoksa Taraf`ta mi? Kendisine  bakilirsa Turkcesi iyiymis; "Resmi Turkiye`yi"soruver bakalim!

Evet, "Resmi Turkiye Obama`nin ABD Baskani secilmesini icten ice istemedi" diyorsun.

Gayri resmi Turkiye istedi mi yani?

Gayri resmi Turkiye kim?

Sizler misiniz?

Yahu, Obama da olsa ABD`de ne degisir?

Orayi  yonetenler hep belli; Baskanlar neyi degistirebilirler?

Bak saglik  iyilestirmesini bile guc bela gecirebildi Obama! 

Sadece 40`larindaki kazik gibi herifler, banka CEO`lari  yuzmilyonlari halkin sirtindan ceplerine indirdiler, dunyayi iflas ettirdiler, indirmeyi herkesin gozu onunde surduruyorlar; yuzleri kizarmadan, killari kipirdamadan..

Normal degil mi bu hirsizliklar zaten sizin duzeninizde?

Sen tarihle bilimi de karistiriyorsun: Ahmet Tan`in  kastettigi,  belgelere dayali bulgularin yapilmamis olmasi. Bu denli yalin!

Yalan mi?

Sen sadece ensesi kalin kapitalistlerin  60 yildir pazarlayip dunya kamuoylarini  aldattigi sahte verilere (Talat Pasa telgraflari, Veraschagin  tablosu, Ermenilerce Hitler`e atfedilen soylenmemis sozler, Morgenthau fasistinin Ermeni sekreterlerine yazdirdigi kitap, Ingilizlerin  sahteligini kendilerinin de kabul ettigi  Mavi Kitap`a vb.)  inanacak bu arada havadan kazanilmis bol parayla yazdirilmis oteki kitaplara,  bozulmus ya da var olmayan belgelere  dayanacaksin,  ama Erivan`daki arsivlerini acmayacaksin, 
kendi arsivlerini, bazen Ermeni yanlisi bilim adamlarina bile gostermeyeceksin,
hatta gormek isteyenleri  gozaltina alacaksin, 
Istanbul Ermeni Patrikhanesindeki belgelerin ne oldugunun hesabini veremeyeceksin,   Bostondakiler`e bakamayacaksin,
Ermeni  Carlik Rusyasi`yla isbirligi edip kendi ulkeni  somurgeci-kan emici  guclere isgal ettireceksin, 
Nazi Dro`nun Hitlerler`le isbirligine gozlerini kapayacaksin,
Turk ve Musluman dusmanligiyla sayri, dunyadaki, ozellikle Viyana`daki Ermeni anitinin kaidesindeki kin ve  Turk, hatta Ermeni  nefretini gormezden bilmezden geleceksin-  yalniz bunlar bile tarihsel ve gelecekte uygulanabilecek Turk jenositinin isaretleri ve belgeleridir- 
Morgenthau gibi Fasist Turk dusmanlariyla Lepsius turu Protestan dogmaci misyonerlerin  sacmalamalarina kanit diyeceksin,
kanit diye topladigin belgeleri degistirecek-bozacaksin ,
1948 BM Soykirim Sozlesmesi`ni istedigin gibi yorumlayacak,
Serseri Karl May, Franz Werfel, Lepsius`lara inanacaksin;
bunlara dayanarak Turkler Ermenilere jenosit uyguladi iftirasini ( nasil olsa  Turkiye`de devlet zayif,  az gelismis ulkede liberal ekonomi uygulatarak ekonomi iflas ettirilmis, toplumsal iplik sayenizde  curutulmus, arabesklestirilmis ya) 

dayatip  ulkeyi parcalatacaksin!

Ama,  " no pasaran"!

Ancak senin ve benzerlerinin dedeleri  Ermeni vatandaslarimiza jenosit uyguladiysa, sen bunu biliyor ve kabul ediyorsan,  bak,  o baska; simdi bile, Turkleri katleden Ermeniler (Ermeni`de cinayet ve jenosit gelenegi, Hayk`in  Babil`li masum  Bel`i  katliyle-Tragedia`nin yanlis dogusu-  Ermeni  mitolojisinde   temellendirilmis gorunuyor)  yargilanmalidirlar, bence sucludurlar.

Belki torun olarak sen, katil dedelerinizin sizlere anlattiklari nedeniyle, tanik olarak dinlenmelisiniz!

Bu arada Onlardan  sizler de boyle nitelikler almis olmayasiniz?

Ancak benimkiler, benim atalarim  insandirlar,  Ermenileri guc gunlerinde kucaklamislardir.

Oysa  Ergun Kirlikovali`lar Ermenilerce oldurulen dedelerini gorememislerdir bile; yuzbinlercesi boyle! 

Van`da Turkler  topluca kiyilmistir: Yasayabilen sadece 1500 Turk kalmis kentte.

Bunlari Ermeni teroristleri ovunerek soyluyorlar ustelik. Ermeni eylemcileri, propagandacilari  sen-senin turundekiler bunlari bilmezler mi?

Istersen bir de Van`daki Alman Hemsire Käte Erhold`un 1915 Van katliamina ( Ermenilerin Turkleri Van`da soykirima ugratmasi) iliskin 1937 yilinda yazdigi "Flucht in die Heimat" taki  tanikligina bak, Ayse`nin Almanca bilen bir tanidigi bunu sana ceviriversin de  Van`da Mayis 1915`de ne olmus,  Obama`yi, Kongre falani bir yana koy , goruver!  

O zaman bile  Almanya`da sadece Lepsius protestan  kati-dogmaci-turu cikmamis: Iç seslerini dinleyenler ve tarihsel gorevlerini yerine getirenler de olmus.

Yazin  uzun mu uzun, sacmaliklar, aldatmacalar ve iftiralarla dolu.

Benimse isim cok mu cok; hepsine nasil ineyim.

Ama birsey daha; Hrant Dink`in katli bir alcakliktir ve  aslinda Ermeni terorristlerinin isine yaramistir. 

Ancak,  Erivan`da ( oradaki Turkler`e n`oldu? Buharlastilar mi?) hic 

"'Ermeni`den  boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Turk` un Turkiye`yle kuracagi  asil damarında mevcuttur"

diye yazabilir mi bir yazar; birak yazabilmeyi bunu basabilecek bir  gazete cikarilabilir mi?

Hemen katlederler! Ama bizde yazilabiliyor, Hrant da yazdi, otekiler de yaziyor, konferanslar veriyorlar, icerde-disarda.

En canli ornek sensin; yanitini kisa da olsa almakla birlikte,bak yazmis, yazabilmissin.

Yani bak: "diploma( Mulkiye`den bile olsa) adam olmayi ifade etmez, cehli de nefyetmez".


Seninki bu hesap !


Ulku Bassoy

---- Cengiz Çandar'ın Bu Yazıya Konu Olan "Tarihi Islah Etmek" Başlıklı Yazısı -------

Tarihi 'ıslah' etmek...

Bir Amerikan Başkanı ki, 'resmi Türkiye' onun başkanlığa seçilmesini içten içe hiç istemedi; çünkü o defalarca 1915'in 'soykırım' olduğunu ifade etmiş ve o yönde de oy kullanmıştı ama Başkan sıfatını taşıyalı beri her iki 24 Nisan açıklamasında 'soykırım' sözcüğünü aleni 'Realpolitik' dürtülerle kullanmaktan kaçındı.

Bir 'resmi Türkiye' ki, Başbakan'ı Obama'nın 24 Nisan açıklamasından pek memnun; açıklamayı 'Türkiye'nin hassasiyetlerinin gözetilmesi' olarak gördüğünü belirtti.

Aynı hükümetin Dışişleri Bakanı ise Obama açıklamasını, 'soykırım' sözcüğünü kullanmamış olmasına rağmen 'kabul edilemez' olarak bulduğunu bildirdi.

Görevi iki ülke arasında köprüleri kurmak ya da onarmak olan Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan ise, Amerikan Başkanı'nın açıklamasına yönelik en sert sözcükleri kullanan bir açıklama yaptı; 'Amerikan vatandaşı, Türk milliyetçisi gruplara' hitaben "Obama ne söylerse söylesin, kabul etmeyeceğiz. Çünkü bu herhangi bir bilimsel temeli olmayan siyasi bir açıklamadan başka bir şey değildir" dedi.

Sevgili dostumuz, değerli bir diplomat olan Namık Tan'ın 1915 konusunda 'bilimsel veriler'e sahip bulunduğunu böylece öğrenmiş oluyoruz.

'Resmi Türkiye'nin siyasi nitelikteki tarihi olaylara ilişkin 'siyasi pozisyonlar' karşı çıkarken ortaya koyduğu 'bilim tutkusu' başlı başına ironik bir durum.

Çünkü dün, bir köşe yazarımızın gayet isabetle dikkat çektiği gibi 'Türkiye kadar, demokratik olduğunu iddia eden, fakat katı bir 'resmi tarihçilik' anlayışı çerçevesinde tarihini her yönüyle 'siyasallaştırmış' olan başka bir ülke var mı acaba?'

Tarihini her yönüyle siyasallaştırmış olan ülkenin resmi sözcüleri, ikide bir 'bilimsel' havalara bürünüp (örneğin Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu), 'tarihin ancak ve tarihçiler tarafından araştırılabileceğine ve bu tür tarihi olayların, o tarihi olaylarla doğrudan ilgili ülkeler, toplumlar arasında konuşulabileceğine inanıyor ve bunun siyasal boyutu olmamalı' diye oraya buraya lâf yetiştiriyorlar.

1915 yılında binlerce yıldır bu topraklarda yaşamış olan ve gerek bu coğrafyanın, gerek bu coğrafyanın kültürünün her bakımdan ayrılmaz bir parçası olan 1 milyonu aşkın bir topluluktan, büyük bir 'insanlık trajedisi' sonucunda, bugün suskun ve bastırılmış 50 bin kişi kalmış durumda.

Tarihimizin bu kara sayfası, herhangi bir 'sosyal bilim' konusu haline sokulmak isteniyor. Ve bu konu, her biri farklı telden çalan ve yorum yapan meslekten tarihçilerin 'araştırması'na bırakılacak, kimse ağzını açmayacak. İstenen bu.

'Vicdanlar' da konuşmayacak bu konuda. 'Vicdanlar'ın da konuşması yasak. Çünkü olay 'tarihte cereyan etmiştir, dolayısıyla tarihçilerin işidir.'

Tarihçiler çeşit çeşit. Birinin ak dediğine, diğeri kara diyor.

Hangi 'tarihçiler' araştıracak?

Eğer tarihte cereyan etmiş olaylar, sadece 'tarihçilerin araştırma konusu' olurlarsa, görevi yasa yapmak olan parlamentoların tüm milletvekillerinin de 'hukukçu' olması şartı aranmalı.

'Tarihi tarihçilere bırakalım' buna benzer bir demagoji.

Hem Obama'nın açıklamasına ilişkin Türkiye'nin tepkisi konusunda kimi esas alacağız?

Başbakan'ı mı? Dışişleri Bakanı'nı mı? Türkiye'nin Washington Büyükelçisi'ni mi? Kimi?

***

Her şeye rağmen, 2010'un 24 Nisan'ı önemli bir 'tarih virajı'nın dönüldüğü gün olarak kayıtlara geçti bile.

Obama'nın basmakalıplaşan cinsten, ne Ermeni Diasporası'nı, ne resmi Türkiye'yi tatmin etmeyen açıklamasından ya da Türkiye'den ve milliyetçi Ermeni ortamından yükselen ezberlerin bir kez daha tekrar edilmiş olmasından ötürü değil tabii ki.

24 Nisan'ın 95 yıl sonra tarihte ilk kez Türkler tarafından bir 'anma vesilesi' haline getirilmesinden ötürü. Haydarpaşa Garı'nda ve aynı gün Taksim'de bu konudaki gösteriler, bir 'tabu'nun kırılması, bir 'eşik'in geçilmesi bakımından 'çok büyük' bir adımı ifade ediyorlar.

Türkiye ile Ermenistan, aralarındaki ilişkileri 'normalleştirme'de ne ölçüde zorlanıyorlar, yarı-gönüllü davranıyorlar ve tıkanıyorlar ve karşılıklı olarak 'süreç'i tıkıyorlarsa da, Türkiye'nin 'sivil toplumu' geleceğin temellerini atıyor.

Geleceğin temelleri ancak geçmişle dürüst biçimde yüzleşerek atılabilir ve Türkiye'nin 'sivil toplumu' yarın 'resmi Türkiye'yi de 'ezber bozmaya mecbur edecek' tarihi adımlar atma olgunluğuna erişmekte olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yöndeki ilk büyük gelişme, Hrant Dink'in cenazesiydi. Kimsenin hesaplayamadığı muazzam ve kendiliğinden ortaya çıkan 200 binlik vakur bir cenaze topluluğu, Hrant Dink cinayetinin arkasındaki hesapları bozmakla kalmadı, tarihi bir 'kırılma noktası'nı ifade etti. Ocak 2007.

Ezber bozan ikinci büyük ve tarihi 'sivil toplum' hamlesi, Aralık 2008 tarihine ait. Onca hakaret, tehdit, kara çalma, şantaja rağmen, altına 30 bin kişiden fazla insanın imza koymaya çekinmediği '1915 nedeniyle Osmanlı Ermenilerinden özür dileme' kampanyası idi.

Zincirin mantıkî, doğal ve en anlamlı üçüncü halkası 24 Nisan 2010 tarihinde geldi. Haydarpaşa'da ve Taksim'de, 95 yıl önce ortadan kaldırılan Ermeni yurttaşlarının fotoğraflarıyla Türk aydınlarının sahneye çıkması.

Bu 'üçlü', Obama'nın ne dediği ve demediğinden de, Türk Dışişleri'nin proforma resmi 24 Nisan açıklamalarından da daha önemlidir.

Bundan on yıllar sonra, tarih yazılırken, hiç kimse 24 Nisan 2010 günü Obama'nın açıklamasına ilişkin Türk Dışişleri'nin ya da Ermenistan hükümetinin değerlendirmesine yer vermeyecek ve hatırlamayacak ama 95 yıl sonra Türklerin ilk kez 24 Nisan'ı andığını kayda geçirecek ve unutmayacak.

Türklerin, Talat Paşa'dan, Bahaettin Şakir'den, Veli Küçük'ten, Ogün Samast'tan, Kemal Kerinçsiz'den ve benzerlerinden oluşan bir topluluk olmadıkları, büyük bir ulus oldukları kanıtlanacak ise, bunun şerefi, bu tür 'sivil toplum' girişimleriyle kendi tarihlerine 'ahlâk ölçüsü' koyan Türklere ait olacaktır.

En değerli yurtseverlik de budur. Yurtseverlik, zaten öncelikle, yurttaşlarının acılarını paylaşmaktan geçer ki, 1915'te ortadan yok olan Ermeniler, bizim yurttaşlarımızdı.

***

48 saat önce '1915 Tehciri'nin 'son durağı' olan Suriye çölündeki Zor bölgesindeydim.

Fuat Dündar, 'Modern Türkiye'nin Şifresi-İttihat ve Terakki'nin Etnisite Mühendisliği (1913-1918)' adlı mükemmel eserinde Zor bölgesini şöyle anlatıyor:

"Resulayn ve Nusaybin kazaları Zor bölgesiyle, Osmanlılar için sadece iklimsel sınır değil aynı zamanda 'medenileşme' sınırı olarak algılanır. 1890'larda Osmanlı medeniyetinin sınırını daha güneye, Zor'a kadar indirmek için, Osmanlı idarecileri geniş çaplı bir 'ıslahat' kararı alırlar...

Osmanlı 'ıslahat'a iki misyon yüklemiştir: toprağın ve halkın ıslahı...
(1915'le birlikte) Önceleri nadir de olsa tek tük siyasi sürgünün gönderildiği bölge şimdi bir halkın toplu olarak gönderildiği bir bölge olur. Bir milyon civarında bir halk, farklı bir yaşam biçimine sahip ve farklı bir ortamdan (iklim ve topog-rafik), çölümsü bir ülkeye sürülürler. Yani Ermeni tehciri, 'ıslah' edilemeyen bir halkın 'ıslah' edilemeyen bir bölgeye sürülmesi olarak özetlenebilir."

Zor bölgesi 1915'te bizim  için bir 'vatan toprağı' idi. Artık başka bir devletin egemenlik
alanında. Komşu Suriye'nin.

O dönemde 'ıslah edilemeyen' bir bölge olarak görülen Zor, benim gözüme 2010'da bile 'ıslah' edilemez bir yer olarak göründü. Topografyası 'ıslah'a engel.  95 yıl önceki 'resmi Türkiye'nin gözündeki 'ıslah edilemeyen'  bir halk, Osmanlı Ermenileri oralara sürüldü.

Yok edildiler. Bir milyon aşkın bir halk, binlerce yıl yaşadıkları topraklarda 50 bin kadar kalmışlarsa, yok edildiler demektir.

95 yıl sonra ise Türkler, en azından tarihi 'ıslah' edebileceklerini gösterdiler.

Haydarpaşa ve Taksim'in önemi ve bir 'gelecek güvencesi' oluşturmasının önemi buradadır...


Açık İstihbarat @ 2010