Medya19 Nisan 2010 00:00
Cumhuriyet'in Romantik Timsah Gözyaşları - Açık İstihbarat
Çetinkaya'nın bu sözleri, Cumhuriyet'teki süreci okuyucularını yanıltmadan sunan Açık İstihbarat'ın , dönüşümün "İlhan Abi'ye rağmen değil, İlhan Abi'nin onayı ile" yürüdüğü yolundaki haberini bir kez daha doğrulamış oldu. Çetinkaya'nın Balbay'la ilgili bir yazıya yaptığı bu romantik giriş ise ancak; Kiremitçi'nin Cumhuriyet'e transfer olması ile birlikte Cumhuriyet içinde kızışacak olan ucuz romantik edebiyat pazarında pazar payını korumaya yönelik bir önalma olarak yorumlanabilir. discount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards
|
Cumhuriyet
gazetesi yönetimi, Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın
görevden alınmasına ilişkin ilk kez ayrıntılı açıklamalarda bulundu.
Görevden alma kararını bazı internet sitelerinin "atlatma" haberinden
sonra duyuran gazete yönetimi, yaklaşık 1 ay süren spekülasyon ve
tartışmalardan sonra ilk kez ses verdi. Gazete yönetiminde yer alan üç
yazar, bugünkü köşelerini Mustafa Balbay'ın görevden alınmasına
ayırdılar.
Balbay'ı Cumhuriyet'e getiren isim olan Hikmet
Çetinkaya. "Balbay
Cumhuriyet'in Başının Tacıdır" başlıklı bir yazı yazdı.
Yazısına, neden "Güneş kanayan bir yüreğin çırpınışı gibi kaybolurken ufuk çizgisini geçen kuşlar, kim bilir nereden geliyor...Bir kıyı kasabasında akşam iniyor mavi suların üzerine. Hani tan çiçekleri kuşanmış kurban ateşleri vardır ya rahiplerin kara giysilerinde saklı"(!!!) şeklinde romantik bir doğa tasviriyle başladığı anlaşılamayan Çetinkaya, Balbay'ı özgürlüğüne kavuştuğunda "daha önemli görevlerin beklediğini" öne sürdü. Çetinkaya, kararın İlhan Selçuk tarafından alındığının da altını çizdi. Çetinkaya'nın bu sözleri, Cumhuriyet'teki süreci okuyucularını yanıltmadan sunan Açık İstihbarat'ın , dönüşümün "İlhan Abi'ye rağmen değil, İlhan Abi'nin onayı ile" yürüdüğü yolundaki haberini bir kez daha doğrulamış oldu. Çetinkaya'nın Balbay'la ilgili bir yazıya yaptığı bu romantik giriş ise ancak; Kiremitçi'nin Cumhuriyet'e transfer olması ile birlikte Cumhuriyet içinde kızışacak olan ucuz romantik edebiyat pazarında pazar payını korumaya yönelik bir önalma olarak yorumlanabilir. Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız da bugünkü
köşesinde, "Cumhuriyet Balbay’sız, Balbay
Cumhuriyet’siz Olmaz"
başlıklı bir yazı yazdı. Karara yönelik eleştirilerin, "kafa karıştırmak ve
Cumhuriyet'in kapanmasını sağlamak" amaçlı olduğunu öne
süren Yıldız,
"Bilinen çevrelerin, yazarımız Mustafa Balbay üzerinden yaptıkları kampanyalar, duygusal söylemlerin tek amacının, gazeteyi yıpratmak, küçültmek, karalamak olduğunu hepimiz biliyoruz" iddiasında bulundu. Balbay'ın geçen Cuma günü Silivri'de yaptığı açıklamalardan sadece “Aslolan muhabirliktir, yazmaktır, koltuklara yapışılmaz...” cümlesini alıntılayan Yıldız, "İlk müebbeti gazetemden aldım" sözüne hiç değinmedi. Balbay'la ilgili üçüncü yazı, yine bugün yayın kurulu
üyesi Orhan Bursalı'dan geldi. Diğer iki yazarın aksine daha "tarafsız"
ve temkinli bir dil kullanan Bursalı,
" İlhan Selçuk sonrası dönemin en önemli ilk kararı bu oldu! Düşünüyorum da, keşke bu konu, mesela 5 ay önce, İlhan Ağabey’in içinde olacağı bir süreçle karara bağlansaydı! Cumhuriyet’in, bugünü, kimliğini zedelemeyecek bir biçimde atlatması, en büyük arzumuz" dedi. Söz konusu üç yazıyı okuyucularımızın dikkatine
sunuyor ; daha sonra bu kasvetli ortamdan sıyrılmak için Girls
Aloud grubundan, "Crocodile Tears" (Timsah
Gözyaşları)şarkısını dinlemeye davet
ediyoruz.
Balbay, Merhaba!- ORHAN BURSALI
Gönderdiğin mektubu aldım. Ben de sana yazacaktım. Ama
okurlarımın sürekli baskısı ve yönelttiği bitmez tükenmez soruların
üzerine, Ertuğrul Özkök’ün dünkü yazısı da binince, sana daha genel
içerikle buradan seslenmek kaçınılmaz oldu.
Müthiş karışık duygular içinde okudum mektubunu.
Hapishanenin ne olduğunu, ben dahil, bu ülkenin kahır çekmiş çoğunluğu
bilir! Hapishane ile tanışmak, bu ülke yurttaşlığının bir yaşam bonusu
gibidir! Bütünleşmeye çalıştığımız Avrupa yurttaşları, böyle bir
‘demokratik hak’ka kolay sahip olamazlar!
İşe bak ki, ülkemiz, demokrasi yolunda büyük adımlar
attıkça (!), yurttaşların hak ve hukukları, yaşadığımız askeri darbe
dönemlerinden bile yer yer daha kötü olarak askıya alınıyor.
Senin bir yılı aşan tutukluluğunu izah edebilecek bir
hukuk vicdanının kalmadığı, mahkemeleri daha çok siyasi tutumların
yönlendirdiği bir dönem yaşıyoruz.
Hukuk, siyasi giyotin gibi çalışıyor!
Bu olağan ve doğal değildir! Hele hele, iktidarın
dayattığı anayasal değişikliklerin hukuk ve yargı ayaklarına
baktığımızda, Silivri/Ergenekon hukuk anlayışının ülkede sürekli
kılınmak istendiğini görüyoruz.
Fotoğraf nettir! Ülkemiz insanlarının belki de daha
büyük çoğunluklar halinde hapishane özgürlükleriyle tanışacağı
zamanlara doğru yol alıyoruz!
Ergenekon hukuku, geleceğin provası gibi! İktidar
ebediyen kalıcı gibi davranıyor!
O halde, adım adım, ısıtıla pişirile, geçmişin pespaye
demokrasisini bile arayabileceğimiz bir düzenin tutsaklığına
hazırlandırılıyor gibiyiz.
Ergenekon kazanı, bu kazan içindeki ve çevresindeki
yalan dolanlar, bilgi kirlilikleri, hukuk ahlaksızlıkları, bu ülke
insanlarına nasıl bir gelecek planlandığının açık seçik kanıtlarıdır...
İktidarın yargıyı bütünüyle ve tamamıyla yıkma
girişimi, bu girişime eşlik eden yandaş medyanın, tıpkı bir darbe
ortamına özgü hukuku sahiplenen ahlaksız yayınları da, hazırlanan
gelecek hakkında güçlü bir fikir veriyor.
***
Sevgili Mustafa, sen ve senin gibi diğer yargılananlar
tutuklu kaldıkları sürece, ben de özgür değilim. Ülkede yaşanan bütün
kötülükler, ahlaksızlıklar, adaletsizlikler, özgürlüğümüzden alıp
götürüyor.
Anayasa paketinde yargıya ilişkin değişiklikler
gerçekleşirse, hapishane dışında olmanın yarattığı kısmi özgürlük
duygusunu da tamamen kaybedeceğimi biliyorum!
Bu durum, demokrasi ve özgürlüğe ilişkin ahlaki
yargıları ve değerleri daha evrensel olan insanların sorumluluklarını
son derece arttırıyor.
Bizim kumaşımızdan, hiçbir yalakalık, hele hele
iktidar yandaşlığı, değerlerimizi daha alt basamaklara indiren veya
satan, duruma uyum sağlayan, pusuya yatıp bekleyen, bugünün
Türkiye’sinde epey geçerli bu ve benzeri niteliklere sahip başka bir
insan çıkamaz...
Dokumuz buna uygun değil. Bu dokunun başka bir
özelliği de, saydam kalmaktır. Saydamlık, biliyorsun ki, hele hele
müthiş yaralayıcı ve kişiye zarar verici olabilmektedir.
Ancak, düşüncelerimizi paylaşamadığımız sürece, kendi
hapishanemizi de yaratmış oluruz ve bu kendini yok etme sürecinin
başlangıcıdır. Bu varlık sorunudur!
***
Sevgili Balbay, görevden alınman, görüldüğü gibi salt
Cumhuriyet’in sorunu olarak kalmamıştır. Cumhuriyet’te önemli
olaylardan hiçbiri, Cumhuriyet’in karar organlarının özel sorunu olarak
kalmamış, okurlar ve Türkiye’nin ilgili kesimleri, hep olayın içinde
olmuştur...
Bizler, Cumhuriyet’in sahibi okurlardır, demedik mi!
Ertuğrul Özkök’ün yazısı da bunun tipik bir örneğidir.
Cumhuriyet’in bu özelliği, tarihsel köklerinden gelir.
Atatürk’ün kurduğu gazetedir! Çeşitli süreçlerden geçerek bugün geldiği
nokta, daha özgür, daha demokratik, evrensel hukukun ilkelerini
benimseyen, sosyal dayanışmacı ve ülkenin insanlık arenasında başı dik
ve kararlarını özgürce verebilecek kadar siyasal ve ekonomik
bağımsızlığa sahip bir ülkeyi savunmaktır.
Cumhuriyet, iktidarın, ülkeyi bu savunduğumuz
özelliklerden daha da uzaklaştıracağını görenlerin, bilenlerin
gazetesidir. Bu açıdan, iktidarın bir karşı odağıdır!
Cumhuriyet, Özkök’ün dediği gibi bir fikir
gazetesidir! Böyle bir gazetenin haber tercihleri de vardır. İlhan
Selçuk, sen ve Cumhuriyet hakkında söyledikleriyle, ancak bir insan
artığı olabileceğini göstermiş kişiciklerin ve benzeri olayların
Cumhuriyet’te ciddi-tarafsız haber olarak yer alması, bu bağlamda
zordur.
Özkök’ün dile getirdiği düşünceleri, okurlar da
tartışıyor.
Ankara Büro’da şüphesiz ki zorluklar vardı. Atanan
temsilci arkadaşımızın da Cumhuriyet’e önemli katkıları olabilecek bir
donanımda olduğunu biliyoruz. Eminim ki, Ankara’da temsilci olarak
kalmak istemek gibi bir düşüncenden kaynaklanmayan, ama canını yakan
süreç, bildiğin gibi, şirket yönetim kurulunun kararıdır. Bu süreçten,
bana ve künyede adı olan Yayın Kurulu’nun üyelerine mektup yazacağının
bildirilmesi üzerine haberdar edildim. Bu bir danışma değildi, alınan
karar ve gerekçelerinin bildirilmesiydi. Bu konu tartışmaya
açılabilseydi, daha uygun çözümler ortaya çıkabilirdi...
İlhan Selçuk sonrası dönemin en önemli ilk kararı bu
oldu! Düşünüyorum da, keşke bu konu, mesela 5 ay önce, İlhan Ağabey’in
içinde olacağı bir süreçle karara bağlansaydı!
Cumhuriyet’in, bugünü, kimliğini zedelemeyecek bir
biçimde atlatması, en büyük arzumuz. İlhan Selçuk sonrası dönemin
Cumhuriyet’i ile ilgili genel düşüncelerimi de bir diğer yazıda
paylaşacağım.
Bu yazıyı yazarken, masamdaki dumanı tüten kahveyi ve
yanındaki dark çikolatayı hepinizle paylaşıyorum!
...............................................
Cumhuriyet Balbay’sız, Balbay Cumhuriyet’siz
Olmaz- İBRAHİM YILDIZ
Son günlerde gazetemiz yine gündemin ilk sıralarında
yer alıyor.
Çok satışlı, promosyonlu, ucuz fiyatlı gazetelerle,
Cumhuriyet’in güç yitirmesini isteyen çevreler ellerini ovuşturmaya
başladılar.
Tek dilekleri var bu çevrelerin:
“Şu Cumhuriyet gazetesi bir kapansa...”
85 yıllık Cumhuriyet bu tür oyunları, kışkırtmaları
çok kez yaşadı...
İçeriden, dışarıdan kafa karıştırmak isteyenler her
zaman olmuştur, olacaktır...
Her askeri darbe döneminde kapatılan, yazarları
işkenceden geçirilen, tutuklanan, hapishane duvarları arkasına mahkûm
edilen kaç gazete vardır?
Ali Sirmen, Erdal Atabek 12 Eylül
darbesinde kaç yıl cezaevinde yatmışlardır?
Cezaevinde yatmak nasıl bir şeydir?
Kaç gazete vardır, yazarları hunharca katledilen?..
Uğur Mumcu,
Ahmet Taner
Kışlalı’nın acısı, diğerlerinin acısına karışmıştır...
Ne zaman Cumhuriyet’i karıştırmak isteyenler ortaya
çıksa, duygular mantığın, aklın önüne geçse, İlhan Selçuk bizleri
toplar:
“Sağlam durun...” der.
“Gazeteyi yıkmak için her şeyi yaparlar. Aranızı
açmaya çalışırlar. Birbirinize sahip çıkmazsanız, ne siz ne de
Cumhuriyet kalır...”
***
Dün, Ali Sirmen, Güray Öz, Akın Atalay, Ülfet Hanım,
Erdal Atabek’in eşi Huri Hanım ve ben İlhan Selçuk’un hastanedeki
odasındaydık.
İlhan Selçuk her zamanki sevecenliğiyle;
“Birbirinizle iyi geçinin... Çocuklara selam söyle...”
dedi.
“Yeni yazarları ve Ankara temsilcisini bir ara bana
getir” demişti daha önceki görüşmemizde...
Cumhuriyet okurları ve çalışanları olarak, İlhan
Selçuk’un bir an önce eski sağlıklı günlerine dönmesini umut ediyoruz.
***
Bilinen çevrelerin, yazarımız Mustafa Balbay üzerinden
yaptıkları kampanyalar, duygusal söylemlerin tek amacının, gazeteyi
yıpratmak, küçültmek, karalamak olduğunu hepimiz biliyoruz.
Mustafa Balbay, genç yaşında Cumhuriyet yönetimince
başta İlhan Selçuk olmak üzere gazetenin yazarı olarak görevlendirilmiş
ve Ankara’ya gönderilmiştir.
Üstelik, hunharca katledilen Uğur Mumcu’nun köşesi
Balbay’a verilmiştir.
Mustafa Balbay, Uğur Mumcu’nun köşesinde, gazetenin
birinci sayfasında yazmaktadır.
Dün olduğu gibi bugün de o köşede, Balbay yazdığı
sürece var olacaktır.
Mustafa Balbay ne diyor:
“Aslolan muhabirliktir, yazmaktır, koltuklara
yapışılmaz...”
Mustafa Balbay Cumhuriyet’siz, Cumhuriyet de Mustafa
Balbay’sız olamaz...
Cumhuriyet okurları öteki gazete okurlarına benzemez.
Gazetemiz ne kadar güçlenirse, satışı artarsa, etkisi de o oranda
büyüyecektir. Okurlarımız bunun bilincindedir...
***
Prof. Süheyl Batum,
Kürşat Başar ve Tuna Kiremitçi’yi de yazar kadromuza kattık. Ankara
temsilciliğine Utku Çakırözer’i getirdik. Mustafa Balbay’ın yönetiminde
olduğu gibi yeni arkadaşımızın katılımıyla Ankara Büromuzun yine
gündemi belirleyecek özel haberlerle dikkat çekeceğine inanıyoruz.
İyi haftalar.
Balbay Cumhuriyet’in Başının Tacıdır...HİKMET
ÇETİNKAYA
Güneş kanayan bir yüreğin çırpınışı gibi kaybolurken
ufuk çizgisini geçen kuşlar, kim bilir nereden geliyor...
Bir kıyı kasabasında akşam iniyor mavi suların üzerine.
Hani tan çiçekleri kuşanmış kurban ateşleri vardır ya
rahiplerin kara giysilerinde saklı.
Yaşamımız öyle!
Bugünlerde Mustafa Balbay’ın tutukluluk hali
tartışılıyor...
Bir de Balbay’ın şu açıklaması:
“İlk ağırlaştırılmış müebbeti bana gazetem verdi!”
Balbay, neredeyse 15 aydır tutuklu Silivri
Cezaevi’nde...
Ocak ayıydı, İlhan Selçuk beni evine çağırdı. Bir
saate yakın gazetenin geleceğini konuştuk.
İlk dediği şu oldu:
“Hikmet sen iyi gazetecisin ama iyi yönetici değilsin.
O nedenle seni görevden aldım, 2001 yılının ocak ayında. Bana kırıldın,
yazı yazdın. Ama Cumhuriyet’ten ayrılmadın bazı gazetelerden iyi
paralar karşılığında teklif almana karşın. Vakıf Yönetim Kurulu’nda ve
Yayın Kurulu’nda görevin devam etti. Vakıf yönetim kurulu üyeliği, bu
gazetenin ortaklarından birisi anlamına gelir.
Biliyorsun rahatsızım. İlhan Ağabey döneminin bitmesi
gerekir. Benden sonra sen ve Alev Coşkun, vakıf yönetim
kurulu başkanlığına da aday olmaya kalkmayın. Bunu Alev’in yanında da
söyleyeceğim sana.”
İlhan Ağabey’e şu yanıtı verdim:
“Ben hiçbir dönem sizden sonra vakıf başkanı olmayı
düşünmedim, düşünmem de. Bu söylentileri çıkaranlar, bu gazeteye zarar
veriyor. Siz onların kim olduğunu biliyorsunuz. İsterseniz siz bunu
Alev Coşkun’la birlikte bir kez daha ikimize söyleyin. Alev’in de benim
gibi düşündüğünü biliyorum.”
***
Bir ay sonra bu kez Koç Vakfı Hastanesi’nde Alev
Coşkun ve bana aynı şeyleri kız kardeşi Ülfet Ertel’in yanında söyledi.
Ben de bunu gazete yönetimindeki Ertin Akgüç, Akın Atalay ve İbrahim
Yıldız’a ve birkaç arkadaşıma anlattım.
44 yıldır Cumhuriyet’te çalışıyorum...
Aydınlanma devrimine inanmış yurtseverim!
Yaşamım boyunca darbecilere, darbe heveslilerine karşı
çıkmış gerçek bir Atatürkçüyüm!
Demokrasi ve özgürlüklerin genişletilmesini
istiyorum...
Türkiye’nin sorunlarının sınıfsal temele dayalı
olduğunu savunuyorum!
Bu nedenle hem Genelkurmay’ın hem Başbakanlık’ın
“sakıncalı gazeteciler listesi”nde olduğumdan iki taraf da beni sevmez!
Hükümeti de eleştiririm, askeri de.
Ben gazeteciyim!
Bunu İlhan Selçuk çok iyi bilir!
İlhan Ağabey’le ikinci konuşmamız yine evinde tedavisi
sürerken oldu.
Bana aynen şöyle dedi:
“Hikmet, gazetelerin Ankara bürosu bilirsin çok
önemlidir. Bir bakıma kalbidir. Balbay’ın ne zaman çıkacağı belli
değil. Balbay da senin gibi hem vakıf hem de yayın kurulu üyesi.
İbrahim Yıldız’la ve Akın Atalay’la konuştum. Önemli olan Cumhuriyet’te
işlerin yürümesi. Oraya Cumhuriyetçi bir temsilci bulmamız gerekir. Sen
bu konuda ne diyorsun?”
Yanıtım şu oldu:
“Doğru söylüyorsunuz. Balbay’a anlatarak bu konuyu
çözebiliriz. Cumhuriyet yaşarsa biz varız. Anlayışla karşılayacağını
sanıyorum.”
Bundan sonraki süreci anlatmama gerek yok. Utku
Çakırözer’i yönetim Ankara Temsilcisi olarak atadı. Her şey İlhan
Selçuk’un bilgisi dahilinde oldu.
Elbet 14 ayı aşkın süredir tutuklu olan Balbay’ın
duygularını Cüneyt Arcayürek, Ali Sirmen, ben, İbrahim Yıldız, Güray
Öz, Hakan Kara, İzmir Temsilcimiz Serdar Kızık, tüm Cumhuriyet
çalışanları paylaşıyoruz.
Bizim yapacağımız, Atatürk devrimleri, demokrasi ve
özgürlükler temelini oluşturan Cumhuriyet’te kenetlenmek, okurlarımızla
birlikte gazetenin satışını yükseltmek olacaktır.
Unutmadan ekleyeyim:
İlhan Selçuk, bana şunu da söylemişti:
“Balbay bir özgürlüğüne kavuşsun, onu gazetede daha
önemli görevler bekliyor!”
***
Bazıları dışarıdan akıl veriyorlar bize...
Patronlarının milyon dolarlarıyla, her gün promosyon
yapan, Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’u
bir çırpıda silip atan Hürriyet’ten sevgili Ertuğrul Özkök’e bir not:
“Ben yaşamım boyunca adam satmadım, kendi
doğrularımdan ödün vermedim. Balbay bu gazetenin sahiplerinden
birisidir. Aynı zamanda yayın kurulu üyesidir. Bu gazetenin milyon
dolarları, parası pulu yoktur. Sadece okurlarına güvenir. Balbay’ı
satmadık, satmayız. Satmak isteyenler olursa, ilk karşı koyacak olan
yine bizleriz. Ankara’ya atanan temsilci arkadaşımız Utku Çakırözer
sapına kadar Atatürkçü ve yurtseverdir.”
Balbay’a gelince...
Bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz... İlhan
Ağabey’in deyişiyle onu önemli görevler bekliyor.
Balbay Cumhuriyet’in başının tacıdır!
|