Tarih/Kültür17 Nisan 2010 00:00
Çölde Oluşturulan Vahalar - Arzu Kök
Bu amaçla da 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilmiştir. Tam 57 yıl önce. İki yıl sonra da sistem, organizasyon ve yöntemlerinin ne olacağı hususunda bir kanun çıkarılmıştır. Ancak bu kanun alışılagelenden farklıdır. Çünkü bu kanun bir yatırım projesine, hatta ve hatta bir fizibilite raporuna benzemektedir. kamagra kamagra wikipedia kamagra geloxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
|
1940’lı yılların başı. Hitler neredeyse tüm Avrupa’yı
kapsayan cephelerde savaşıyor. Türkiye’nin de savaşa girme ihtimalinden
söz ediliyor. Halk gıda ve diğer ihtiyaçlarını ‘vesika’ yardımı ile
karşılayabiliyor. Milli gelir büyük oranda azalmış durumda.
İşte bu durumdaki Türkiye’nin koşullarında
bile, gelecek nesillerin yetiştirilmesi projesine öncelik verilmiş.
Zira Atatürk ülkeyi Türk Gençliğine emanet etmişti ve iyi
yetiştirilmeleri gerekiyordu.
Bu amaçla da 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilmiştir. Tam 57 yıl önce. İki yıl sonra da sistem, organizasyon ve yöntemlerinin ne olacağı hususunda bir kanun çıkarılmıştır. Ancak bu kanun alışılagelenden farklıdır. Çünkü bu kanun bir yatırım projesine, hatta ve hatta bir fizibilite raporuna benzemektedir. 1940’lı yıllarda ülkedeki okuma-yazma
oranı %20 civarında. Tarımda saban dışında alet kullananların sayısı
parmak sayısını geçmiyor. Suni gübrenin adı bile duyulmamış.
İşte bu durumdaki köylere, şehre tayini çıksın diye yanıp tutuşmayan, çevrenin zanaat imkanlarının gelişmesine katkı koyabilecek, tarımdan anlayan öğretmenler yetiştirmek amacıyla kuruldu Köy Enstitüleri. Beş yılda 30.000’e yakın öğrenci ile 22
tane Köy Enstitüsü kurulmuş. 1940’lı yılların başındaki öğretmen sayısı
bu enstitüler sayesinde iki katından fazla bir seviyeye ulaşmış. Öğretmen sayısındaki artış oranı
%55.
Bu enstitüler sayesinde köylerde yaşam
standardı artmış, tarım daha bilinçli bir şekilde yapılagelir olmuştur.
Enstitülerden mezun olan her öğrencinin çantasında bir köyde halka hizmet için gerekecek her türlü alet-edavat mevcut bulunmaktaymış. Çekiç, çivi, orak, testere, ilkyardım çantası…v.b… Ancak 1952’li yıllara gelindiğinde Demokrat Parti , dış mihrakların da kışkırtmasıyla bu gençlerin çantalarında bulunan orak-çekiç ikilisini komunizmi yayma çabası olarak algıladılar. Ve yazıktır ki bunun sonucu olarak tüm Köy Enstitü’lerini kapattılar. Hatta Köy Enstitüleri’nin kurucularından olan Hasan Ali Yücel ‘komunist’ olduğu gerekçesiyle yargılanmışlardır. Oysa Köy Enstitüleri bir çölü vaha
oluşturarak kurtarma projesinden başka bir şey değildi. Açık oldukları
sürece de bir çok vaha oluşturabilmeyi başarmış mükemmel bir projeydi.
Ancak bu kadar başarı ve iyi yetişmiş bir nesil bazı çevrelerin işine
gelmedi. Kapatıldılar tek tek. Oysa geleceğe yapılmış en büyük
yatırımlardan birtanesiydi.
O günlerin ardından eğitim sistemimizin
geldiği durum ortadadır. Tamamı ile ezberci bir eğitim sistemi. Zorunlu
olarak ve ücretsizce devlet tarafından verilmesi gereken ancak
özelleştirmeye çalışılan bir eğitim sistemi. Özel okul sayısındaki
artış ve devlet okulundan çok dershane bulunması da bunun en güzel
kanıtıdır.
Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç,
Köy Enstitüleri projesi ile devlet adamlığını bir idealde
birleştirmenin örneği olmuşlardır. İnsanları güncel hayata bağlayan
siyasal hayatın içindeki yöneticilerimizin özenmesi gereken bir
durumdur bu. Ama hiç oralı olmamışlardır.
Yaratıcılık ve hayal gücü günümüzde halkı
aldatmak için bin türlü yalan söylemek anlamına gelen ‘vizyon’ olarak
niteleniyor.
Şimdi soruyorum: Köy Enstitüleri’nin bin hatası olsa da (ki yok), bugünün ‘vizyon’una değişmez misiniz?...
|