Ekonomi5 Nisan 2010 00:00

Kaynaklar ve İhtiyaçlar İçinde Suyun Önemi - Av. Ergun Özgen

SU FAKTÖRÜ DE   enerji ve diğer ham madde kaynakları gibi bu politik hedeflerin başında bulunmaktadır. Amerikan ve Avrupa şirketlerinin önümüzdeki  on onbeş yıl içinde su kaynaklarının %65 / 70 ni ele geçirmeleri ön görülmektedir. Şirketler bu işi  Dünya Bankası ile birlikte yürütmektedir. Su işletmecisinin Türkiye'nin siyasal arenasında dolaşan hareketçilerle ne işi var dememek gerekiyor.Açık toplumlaşan her ülkede başta enerji,maden ve su işletmeleri yabancıların eline geçmektedir... cialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupondiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cardsoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Kaynaklar ve İhtiyaçlar İçinde Suyun Önemi

Av. Ergun Özgen - Değirmendere Haber
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

05.03.2010


Dünya nüfusunun yaklaşık 6 milyara ulaştığı,  bunun,  bir milyarının yaşama standartlarının olmasına karşılık kalan kısmının giderek yoksullaşmakta olduğu ,mevcut kaynakların ise, gelişmiş ülkelerin kontrolunda bulunduğu çeşitli yorumlarda ifade edilmektedir.

 

Gelişmiş olan ülkelerin başında yer alan ABD'nin ham madde kaynaklarına olan ihtiyaçları örnek olarak ana hatları ile ifade edildiğinde,

 

(Tüketmekte olduğu demirin %34 nü, Boksitin %88,nikelin %92 ni, manganezin %99 u,  kromun %100 nü, tungustenin %25 ni, bakırın %21 ni,  Çinkonun %24 nü, kurşunun %28 i , kalayın %66 ı, tabii kaucuk ve tropik ürünlerin %100 nü, şekerin %40 nı..ithal etmektedir...Claude Julien Amerikan İmparatorluğu.sf.279)

 

Dünya nüfusunun %4,5 oluşturan ABD,%26 i. petrol olmak üzere, dünya kaynaklarının ortalama %30 yakın bir bölümünü kullanmaktadır.Aynı şekilde AB'de gelişmiş ekonomisi  ile, ABD'den sonra da, Japonya gibi gelişmiş ekonomiler de aynı şekilde muhtelif kaynaklara artan biçimde ihtiyaç duymaktadır .

 

ABD tek kutuplu dünya stratejisinde dolar kontrollu  küresel etkinliğini sürdürebilmek aynı zamanda, EKONOMİK, POLİTİK, ASKERİ, KÜLTÜREL VE YÜKSEK TEKNOLOJİK GÜÇ parametrelerinin sürekliliğini sağlıyabilmek için, küresel düzeyde  ihtiyaç duyulan kaynakları da denetiminde tutmak durumundadır..

 

Politik hedefleri içinde ABD'nin yaklaşımları hatırlandığında,

·Dünya enerji  kaynaklarının kontrolu,

·Dünya su kaynaklarının kontrolu,

·Dünya haberleşme sistemlerinin kontrolu,

·Liberal ekonomi modeli içinde sermaye akışlarının sağlanması için, demokratik siyasal yapılara destek verilmesi,

·Terörizme karşı ittifaklar içinde ortak eylem stratejilerine destek verilmesini ön görmektedir.

 

ABD'nin soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra ağırlıklı olarak görüntüye gelen uygulamalarına dikkat edildiğinde, dünya enerji kaynaklarının çoğunda kontrolu sağlanmıştır. National Security Agency (NSA) aracılığı ve Echelon sistemleri ile de, küresel düzeyde dünya

haberleşme araçlarını kontrol etmekte olduğu, demokrasiye geçmemiş ülkelerde olaylara destek vererek bu ülkeleri de liberal ekonomiye dahil etmek amacıyla hedefleri içine almakta bulunduğu, küresel düzeyde ortaya çıkmakta veya çıkarılmakta olan terörist eylemlere karşı ise  harekete geçtiği güncel olaylarda izlenmektedir.

 

İfade edilen hususlar dışında konunun "SU "ile ilgili cephesine gelindiğinde ve olaya gene küresel düzeyde bakıldığında, bu kaynağın da ,dünya ihtiyaçları  içindeki öneminin her geçen gün artmakta bulunduğu, birçok çevrede  dikkate sunulmaktadır!...

 

Gezegenimizin 2/3 nü kaplamakta olan denizlerin  çeşitli nedenlerden dolayı giderek kirlenmeleri de ekosistemde ortaya çıkan  tehlikeler içindedir. Denizlerdeki kirlenmelerin endüstriyel atıklardan başka, çeşitli kimyasal döküntülerin de katılmasıyla mevcut tehlikenin boyutlarını büyütmektedir.

 

(.Denizlere akan kirletici maddelerin; %10 u deniz taşımacılığından, % 10 u sıvı sanayi atıklarından, %5 i petrol platformlarından, %5 i çeşitli katı atıklardan, %30 u  kanalizasyonlardan, %20 i tarım ilaçlarından, %20 i de hava kirletici maddelerden oluşmaktadır..National Geographıc  Türkiye Eylül 2002 Eki..)

 

Dünyanın dört bir yanında insanlar suyla ilgili sorunlar yaşamaktadır.

Dünya nüfusunun 1/3 ü, mevcut kaynakların, su talebini karşılayamadığı ülkelerde yaşamaktadır.Bir milyarı aşkın insan temiz içme suyu  bulamamaktadır. Bu sayının önümüzdeki  25 yılda nüfus artışıyla birlikte daha da katlanacağı tahmin edilmektedir.Sorunun, su kaynaklarının tükenmesinden ziyade,yeryüzünü  kaplayan suların geri dönüşüm sayesinde milyonlarca yıldan beri su miktarının değişmediği de dikkate alındığında, konunun, göllere, nehir  ya da yer altı sularına  karışan kimyasal atıkların içilebilir suları giderek kirletmesi ile bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır.

 

(Mevcut tatlı su kaynaklarına göre,%68.7 in buzulların, %31,1 i yeraltı sularının %0.8 in permafrost,%0.4 ünün de yer üstü ve atmosfer sularının oluşturduğu görülüyor".. "Yer üstü ve atmosfer sularının dağılımına göre, %67.4 ü tatlı su göllerinin, %12,2 i toprak rutubetinin, %9.5 atmosferin, %8.5 sulak alanların, %1.6 nı ırmakların, %0.8 kadarının da biota  oldukları  anlaşılıyor". " Çekilen sularla ilgili olarak, %69 tarıma, %21 sanayi alanlarına, %10 da ev kullanımında tasarruf edildiği görülüyor". Coğrafyanın sağladığı imkanlara göre su kaynaklarının genel dağılımı ise, " %97,5 in tuzlu su alanları, %2.5 de tatlı su kaynakları oluşturuyor". National Geographıc Türkiye Eylül 2002 Eki..)

 

Ifade edilen değerlerden de anlaşıldığı üzere, insanlığın kullanabilir tatlı su kaynaklarının coğrafyanın geneline göre,sınırlı değerler ifade ettiği anlaşılmaktadır.Dünyada yaşayan  ve yoksulluk sınırında bulunan 48 ülkenin nüfuslarının  önümüzdeki 50 yıl içinde en az üçe katlanacağı da  analiz içeriğinde yer almaktadır.

 

(.Dünyada halen 25 ülkede büyük su sıkıntısı yaşanıyor. Önümüzdeki yıllarda bunun artacağına kesin gözüyle bakılıyor. Günümüzde kişi başına 7bin250 metreküp olan elde edilebilir su miktarının 2025 yılında 4bin800metrekübe düşeceğine dikkat çekiliyor.Cumhuriyet 25 Mart 2004)

 

Genel durum içersinde  yukarıda ifade edilen değerler dikkate alınarak, konu Türkiye'nin su ihtiyacına göre  analiz edildiğinde ise,farklı değerlendirmeler içinde aşağıdaki hususlar görüntüye gelmektedir.

 

Türkiye'de nüfus artışından dolayı kişi başına düşen içilebilir su miktarında görülen azalma yıllara göre şu şekilde olmuştur.

 

·1955 yılında 8509 m3 olmuştur.

·1990 yılında 3626 m3 olmuştur.

·2025 yılında 2186 m3 olacağı tahmin edilmektedir.

(Yeni Bir Hidrostrateji  Harp Ak. Yay. sf.41)

 

.4/8 Ekim 1993 tarihleri arasında Devlet Bakanı Mehmet GÖLHAN ise, Orta Doğu'da işbirliği ve Kalkınmanın Bir Unsuru olarak SU adlı konuşmasında,...

Türkiye'de kişi başına düşen su düzeyinin 2000 yılında 2500m3, 2010 yılında ise 2000m3 ineceğini söylemiştir.
(Yeni Bir Hidrostrateji.Harp Ak.Yay.sf.41)

 

.( Her iki rakam grubu İsveçli Hidrolojist  Malin FALKENMARK'ın yeterli su miktarı  olarak  literatüre dahil ettiği 10000m3 miktarının oldukça altında kalmaktadır.Yeni Bir Hidrostrateji Harp Ak.Yay.sf.41)

 

Türkiye'nin coğrafi imkanlarına bakıldığında, baraj gölleri hariç su kaynağı olarak kullanabileceği irili ufaklı 60 civarında göle sahip bulunduğu görülür.

Baraj göllerinin sayısı ise  72 civarındadır.

Nehir havzalarının sayısı 26 olup, küçük akarsular değerlendirmeye
dahil değildir. Türkiye'de yıllık ortalama yağış 642 mm.dir. Fırat ve Dicle nehirleri yüzey sularının 1/3 oluşturmaktadır. Toplam yıllık yer altı suyu potansiyelinin 10.000km3 olabileceği tahmin edilmektedir.
(Mehmet GÖLHAN Devlet Bakanı   Ankara Su Konferansı Ayna  s.2 sf.64)

 

Çeşitli ülkelerde sınır aşan sular nedeniyle ihtilaf nedeni olanların genel dökümü ise şu şekilde görülmektedir.

 

-Hindistan ile Bangladeş arasında Ganj Nehri dolayısıyla,

·ABD ileMeksika arasında Rio Grande nenri nedeniyle,

·Guatemela ile Meksika arasında Usumacinte,Suchiate ve Grijalva nehirlerinden  doğan sorunlar nedeniyle,

·Lesotho Krallığı ile, Güney Afrika Cumhuriyeti  arasında, Senqu Oranj sularından ötürü,

·Swaziland ile Güney Afrika Cumhuriyeti arasında Komati  nehri nedeniyle sorunlar olmuş , anlaşmalar  ve protokollar ile  suların kullanımı ve  paylaşımları esasa bağlanmıştır..
(Yeni Bir HidroStrateji  Harp Ak. Yay. sf53/56)

 

Türkiye ile ilgili olarak sınır aşan sular  nedeniyle ihtilafa neden olan veya olabilecek durumda bulunanlar ise şu şekildedir.

 

·Türkiye ile Yunanistan arasında, Meriç nehri nedeniyle,

·Türkiye ile Bulgaristan arasında Meriç ve Tunca nehirleri nedeniyle,

·Türkiye ile, Gürcistan, Ermenistan, ve Nahcivan arasında  ayrı ayrı " Çoruh,Posof çayı, Kura Nehri, Arpaçay, Aras Nehri" nedeniyle,

·Türkiye ve İran arasında, Aras, Sarısu,Karasu nedeniyle,

·Türkiye ve Irak arasında Dicle ve Fırat Nehirleri nedeniyle,

·Türkiye ve Suriye arasında, Fırat,Asi Nehri, Afrin, çağçay suyu ve Kuveik  suyu nedeniyle zaman zaman ihtilaflar olmuş ve anlaşmalara bağlanmıştır.
(Yeni Bir Hidrostrateji  Harp Ak. Yay. sf. 58/66)

 

Görüldüğü üzere,Türkiye'nin coğrafi konumu itibariyle, ihtilaf alanları içinde sınır aşan suların da hiçbir ülkede olmadığı şekilde çok geniş bir periferi bulunmaktadır.Bu da ülke güvenliği ile ilgili sorunlar arasında dikkate alınması gereken ayrı ve önemli  bir diğer faktördür.

 

Kullanılabilir su kaynaklarındaki kirlenmeler dikkate alındığında, Orta Doğu'da bol su kaynaklarına sahip tek ülke olarak Türkiye, stratejik bakımdan kuvvetli bir pozisyona sahip olmaktadır. Bölge nehirlerinin büyük çoğunluğu Türkiye'den doğmakta ve bu da Türkiye'ye kaynaklar üzerinde etkili bir kontrol sağlama olanağı vermektedir.
(Yeni Bir  Hidrostrateji..Harp Ak. Yay..sf.71)

 

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinden akan su miktarı ortalama günde 39 milyon m3 olup, bunun 23 milyon m3 kullanılmakta, 16 milyon m3 denize dökülmektedir.
(.Yeni Bir Hidrostrateji .Harp Ak.Yay. sf.81)

 

Arap ülkelerinin yüzeydeki su kaynaklarının toplamı 296 milyar m3.
Yer altı su kaynakları  43 milyar m3 tahmin edilmektedir.Bilinen yer altı havzalarının tahmini toplamı da 7.723 milyar m3 olarak varsayılmaktadır.1991 yılı  itibariyle bölgenin kişi başına yıllık payı 1550m3 olmuşken, 2000 yılında bu rakam  1200m3 civarına düşmüştür.
(Yeni Bir Hidrostrateji ..Harp Ak.Yay..sf.88)

 

Türkiye'nin yıllık ortalama su potansiyeli 196 milyar m3 olarak hesaplanmıştır..2010 yılında bir diğer görüşe göre Türkiye'de kişi başına 2000m3 suyun düşeceği  var sayılmaktadır
(Yeni Bir Hidrostrateji..Harp Ak.Yay.sf.91)

 

Suriye'nin, Fırat üzerinden saniyede 500m3 su  alması kararlaştırılmış durumdadır, bunun %58 Irak'a bırakılacaktır, bu faraziyeye göre hesaplanan su potansiyeli, 21,64  milyar m3/yıl olarak  hesaplanmaktadır..Kişi başına düşen su ise "çeşitli  kaynaklara göre" 1800 ile 3000 m3/yıl olarak  değerlendirilmektedir.
(Yeni Bir Hidrostrateji ..Harp Ak..Yay..sf 91)

 

Yaklaşık 80 milyar m3/yıl su potansiyeli olan Irak'ın, kişi başına düşen 5500 m3/yıl su kapasitesi  ile bölgenin su kaynakları bakımından  zengin bir ülke olmasını gerektirmektedir.
(Yeni Bir Hidrostrateji.. Harp Ak. Yay. sf. 92)

 

Dicle nehrinin toplam yıllık ortalama doğal  akım miktarı " 48.67" milyar m3 . Bu potansiyelin %52. Türkiye'de oluşmaktadır.
(Yeni Bir Hidrostrateji Harp.Ak.Yay.sf.93)

 

Fırat ve Dicle Havzalarının yıllık ortalama toplam potansiyeli 85.26 milyar m3. Bu potansiyelin 56.60 milyar m3. ü  Türkiye sınırları içinde oluşmakta olup, müşterek havzanın %67 ni teşkil etmektedir..

Buna mukabil Türkiye, Fırat havzasından 14.60 milyar m3, Dicle Havzasından da 8.20  milyar m3 olmak üzere, toplam yılda ortalama 22.80 milyar m3 su kullanmak durumunda görülmektedir.
(Yeni Bir Hidrostrateji  Harp Ak. Yay. sf.94)

 

Görüldüğü üzere Türkiye uluslararası sözleşmelerden doğan vecibelerini yerine getirerek kendi topraklarından çıkan suların tasarrufunda komşuluk ilişkilerini gözetmektedir.Ancak küresel sorunlar dikkate alındığında, kullanılabilir su kaynaklarında ki daimi kirlenme ve artan ihtiyaçlarla, kaynaklar arasındaki ilişkide,ters orantılı bir durum  devam etmektedir.Orta Doğu'daki su sorunu ile ilgili yorumlar içinde konunun ileriye yönelik hassasiyetine yer verilmekte olduğu da izlenmektedir!.

 

"Su Savaşları" kitabının yazarları John Bulloch ve Adel Darwısh'in tesbitlerine göre,Arap  ülkelerine ulaşan suların  %85nin Arap olmayan ülkelerden  gelmesidir.

Bulloch  ve  Darwısh kitaplarında, bilim adamlarına göre 2000 yılında pek çok ülkenin 1975 de sahip oldukları suyun yarısına sahip olacaklarını, ama su ihtiyacının iki katı artacağını hesaplamaktadırlar. Kısıtlı su kaynaklarıyla Orta Doğu'da durum pek çok yerden daha kötü olacağı tahmin edilmektedir.

1989 da bölgenin toplam nufusu 314 milyon, büyüme oranı %2.8 iken, bu
rakam 2000 yılında 400 milyonu geçmiştir.25 yıl sonra ise iki katına çıkacaktır. Sadece bu rakam bile bir krizi göstermektedir.Bunun yanı sıra, israf, milli çıkarlar için  geleneksel çatışmalar, kentleşme ve sanayileşme söz konusu krizin  tahminlerden önde geleceğine işaret etmektedir. Bir kriz noktasına varılacağı şimdiden kesindir ve bilim adamları bunun zamanını hesaplamışlardır..2050 yılı demektedirler!..
(10 Ocak 1996 Türkiye Gazetesi)

 

Farklı bakış açıları içinde yapılan değerlendirmelerin ve rakamsal değerlerin, birbirine yakın sonuçlar  verdiği görülmektedir. Türkiye'nin  GAP yatırımlarını gerçekleştirmesini takip eden süreçte, terör eylemlerinin giderek hız kazandığı zaman aralığının suya yatırım yapıldığı  dönemle örtüştüğü de hatırlanacaktır.

 

Olaylara tekrar genel hatları ile bakıldığında, yukarıda da ifade edildiği üzere, KAYNAKLAR VE İHTİYAÇLAR  yalnız bölge ülkelerinin değil,  ESAS OLARAK KÜRESEL GÜÇLERİN  POLİTİK HEDEFLERİNDE YER ALMAYA BAŞLAMIŞTIR..

 

SU FAKTÖRÜ DE   enerji ve diğer ham madde kaynakları gibi bu politik hedeflerin başında bulunmaktadır.

 

Amerikan ve Avrupa şirketlerinin önümüzdeki  on onbeş yıl içinde su kaynaklarının %65 / 70 ni ele geçirmeleri ön görülmektedir.

Şirketler bu işi  Dünya Bankası ile birlikte yürütmektedir. Su işletmecisinin Türkiye'nin siyasal arenasında dolaşan hareketçilerle ne işi var dememek gerekiyor.Açık toplumlaşan her ülkede başta enerji,maden ve su işletmeleri yabancıların eline geçmektedir...

Türkiye'de de İzmit, Bursa, Antalya gibi kentlerin su işletmeleri yabancıların eline geçmiştir.

Bir örnek olarak Güney Amerika ülkelerinden Bolivya'da su işletmesi ABD.li şirketlerin  eline geçmişti  Şirketlerin  sermaye getirerek işletmeleri yenileyeceği propagandasıyla bu devirin sonunda görüldü ki,şirketler Bolivya'ya sermaye  transferi yapmamışlardı.

İşletmeyi sürdürebilmek  için  de birdenbire suya %30 zam
yaptılar.Bolivya'da halk ayaklandı ve güvenlik güçleriyle yer yer çatışmalar oldu.

Türkiye'deyse  Belediyelere yerleştirilen özerkleşme ve özelleştirme felsefesiyle kentlerin su işletmeleri  Batı Kartellerinin eline geçmektedir.

Örneğin İngiliz-Alman ( RWE AG) şirketi  Thames Water İzmit su işletmesini ele geçirmiştir.

Thames 46 ülkede  51 milyon müşteriye sahiptir. İzmit su işletmesi ise dünyada özelleştirilen en büyük işletme olarak görülmekte ve 2020 yılına dek  müşteri sayısının  600.000 den  1.600.000  ulaşacağı
sanılmaktadır.

Thames'in örgütsel ilişkileri  Water partnership Councill, Water Aid, Business Partners for Development , Water and Sanitation  Cluster,  World Panel on  Water İnfrastucture Financing, İnternational  Water Association Dünya Bankası  ile sıkı ilişkiler
sonucunda,banka ülkede  ya da kentle  kendi koşulu olarak işletmelerin  özelleştirilmesini dayatıyor ve şirket arkadan geliyor. Bu arada işin içine bankerler ve para oyuncuları da karışmış oluyor.
(Sivil Örümceğin Ağında.Mustafa Yıldırım."sf.198 )

 

Genel manzara içinde,ve güncel olaylar  kapsamında, mahalli idareler yasası ile, merkezin vesayet yetkisinin daraltılması veya tamamen kaldırılması söz konusu olması durumunda, muhtemel gelişmelerin neler olabileceğinin,  yukarıdaki örneğe göre değerlendirilmesi mümkündür.Bu bağlamda, Türkiye'nin  yakın gelecekte neler ile karşılaşabileceğini de tahmin etmek hiç de zor görünmemektedir!..

 

DARALAN KAYNAKLAR İLE ARTAN İHTİYAÇLARIN durumu doğru analiz edilmeden aceleci kararların sonuçları ülkeye ve topluma büyük yükler getirebilecektir!..

Olaylara iyi niyetle yaklaşırken,uluslar arası konjoktürdeki çıkar çatışmalarının da iyi hesaplanmaları ve
özellikle büyük güçlerin POLİTİK HEDEFLERİNİN  çok iyi  tahlil edilmeleri gerekmektedir!.

 



Açık İstihbarat @ 2010