ABD23 Mart 2010 00:00
Yeni Fundamentalizm : Amerika Tanrıdır - John McMurtry
Üçüncü ilke ikinci ilkenin mantıki bir sonucudur. Amerika daima ve zorunlu olarak diğer milletler, toplumlar ya da sosyal kuvvetlerle girdiği bütün çatışmalarda haklıdır. Bu, gerçeklerin çürütebileceği bir hakikat değildir, çünkü idare eden gurup zihniyeti içinde tanımı gereği doğrudur. Çürütücü gerçekler eğer şans eseri medyanın kapılarından sızabilseler bile önemsizdirler ya da hiçbir sonuç doğurmazlar. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cards
|
Kanunsuz Irak’i isgal savasinda
gözlemlediginiz gibi, gece gündüz yapilan yorumlar, ve yayinlanan
resimler sonrasinda sessiz bir genel hakikat seyrediliyor.
Güvenlik Konseyi’nin talepleriyle savunmasiz birakilan bir ülkenin Amerikan süper gücünün stratejik hareketleri ve yeni silahlariyla askeri saldiri operasyonlarina maruz kalmasina ve isgal edilmesine dair takdir dolu, kendisini istilaci güçle özdeslestirerek kutlayan tartismalarin sonu gelmeyecektir. Bir tapinma vecdiyle izleyicilerine nasil çalistiklarini görmek için üçüncü dünya insanlari üzerinde test edilen ileri teknoloji ürünü saldiri araçlarini anlatan uzman ve yorumcularin da sonu gelmeyecektir. Bu biraz, Pentagon Birlesik Kurmay Baskanligi’nin denetiminde askeri olarak ilistirilmis CNN haberleri araciligiyla yaptirilan lise seviyesinde bir bilimsel deneye benzemektedir Ancak, bütün çatismanin ve uzun bir süre tartismalarin merkezindeki gerçek de çok geçmeden unutulacaktir. Medyada ya da hükümette hiç kimse Irak’in sakladigi ilan edilen biyolojik ve kimyasal silahlarin kullanilmadigina ve aslinda mevcut olmadiklarina isaret etmeyecektir. Hiç kimse savasin temel mesrulastirici dayanaginin, Saddam’in elindeki kitle imha silahlarinin basindan sonuna kadar kanunsuz ve muazzam bir yalan olduguna isaret etmeyi düsünmeyecektir. Hiç kimse bu yikici yalan ve istila ordularinin kimyasal, biyolojik ya da nükleer silahlarla ilgili bir ipucu bile yokken ülkeyi bastan basa süpürmeleri, 3000 sortiyle bombalamalari gibi savas suçlari üzerindeki ödlekçe suç ortakliklarindan dolayi hayrete düsmeyecektir. Idareci gurubun zihniyeti Üçüncü Reich’in saldiri savasi prototipi ile geriye dönük bir iliski kurmaktadir. Formül sudur. Teröristleri ülkenin polis devleti önlemlerinin müsebbibi olarak suçla. Saldirilan her ülkeyi, isgali mesrulastirmak için ülke güvenligine acil bir tehdit olarak ilan et. Bütün karsi çikislari hainlikle itham et. Bütün silahlarinla zayif ülkeye saldir ve isgal et. Formül, adi konulmadigi müddetçe tekrarlanir. Idareci gurubun zihniyeti, sabit öngörülerine neyin uymayacagini hesaplayamaz. Bu yüzden tahmin edilebilir sonuçlar sanki tabiat kanunlari tarafindan belirlenmisler gibi ortaya çikar. Kaçinilmaz savas el-Nino kasirgasi gibi olur. Yalnizca korkunç zararlarin algilanmaya ya da üzerinde konusulmaya deger oldugu düsünülür. Ahlaki tartisma susturulur, sokaklardaki dünya insanlarina birakilir. Uluslararasi hukukun koordinatlari ve Beyaz Sarayi kontrol eden serseri savas partisi sanki mevcut degillermis gibi bütün tartismalari bloke ederler. Özellikle bu yönetimin gayri hukuki baskanligi, Amerikan ekonomisini bütün düzeylerde etkin bir sekilde yönetme hususundaki yikici basarisizligi, sebep oldugu çevre felaketleri ya da liderligini yaptigi sirketler çetesinin emsali görülmemis yolsuzluklari tartisma konusu olmayacaktir. Bir savastan digerine dikkatleri baska yöne çekme ve saldirma seklindeki ritim, bütün dünya, medeniyetleriyle birlikte zaptedilinceye kadar devam edecektir. Açiklik gözardi edilebildigi müddetçe bunu durduracak hiçbir sey yoktur. Saddam Hüseyin’in lanetlenmesi zihinleri siradaki düsman ABD savas devletinin idaresinin genisletilmesi için savas sahnesine sürülene kadar isgal edebilir. Kanada’da CBC ve onun ABD’li yorumcular ve müdafilerden olusan maiyeti, bize dünyayi olup bitenin anlamini göremeyecegimiz bir sekilde takdim edeceklerdir. Yerel akademi, sik sik koro halinde tasdik vazifesi görecektir. ABD’nin barisa karsi isledigi suçun basladigi 20 Mart günü, University of Torontos Munk Centre’dan Janice Stein CBC haberlerinde sivilleri degil, Irak liderligini hedef aldigimiz hususunda bizleri temin ediyordu. Tartisilamayan sey ABD’nin savas suçlarinin kendisidir, hatta inkar edilmektedir. Konusulamadikça idareci gurubun zihniyeti kolektif hayatimizin hapishanesi olarak kalmaya devam etmektedir. Amerikan gurup zihniyetinin ahlaki sentaksi, meselenin dahili mantigini olusturmaktadir. Bu çagda, gurup zihniyeti Amerikan’dir. Prensiplerinin hepsi, bütün güce, bilgiye sahip dünyanin idarecisi, kendisinden toplumsal hakaret ve saldiriyi göze almadan kimsenin süphe edemeyecegi Tanri’ninki gibi varsayilmaktadir. Amerika dinine muhalefet edenlere yönelik ABD cadi avi, amentünün fanatik bir seklidir. Ancak amentünün ifade edilmesi Amerikan kendi kendine tapinma kilisesi ile sinirli degildir. Amentü, kitalar çapinda yikici istikrarsizlastirma ya da silahli saldirilar esliginde iradelerini “özgürlük” için teslim etmeyenlere karsi bir haçli savasindadir Amerika Tanrisi ilkeldir. Kendi kendisine tapar. Ancak bir sessiz düzenleyici ilkeler serisi, bütün idare fenomeni boyunca is basindadir. Birlikte 9/11’den bu yana öncülleri içinde küresel kültürü hapsetmis olan idareci gurup zihniyetini olusturmaktadirlar. Bu idareci gurup zihniyetinin ilk
varsayimi, ABD ulusal güvenlik devletinin Amerika oldugudur.
Bu iddia asla dogrudan ifade edilmez, çünkü bu kurulan esitligin saçmaligini ortaya çikaracaktir. Ancak yine de varsayim, 9/11’den bu yana ABD hükümet birimlerinden yapilan her açiklamanin temelini teskil etmektedir. Bilinç altinda kurulan bu esitlik, örnegin ABD hükümetinin resmi muhalefeti olan Demokrat Parti’nin bile Afganistan ve Irak’taki temelde savunmasiz üçüncü dünya toplumlarina karsi yapilan gayrimesru savaslara muhalefet ediyor görünmek korkusuyla siyasi sorumluluk almaktan niçin kaçindigini açiklamaktadir. Onlar 1930’lardaki Almanlardan daha fazla felç olmus bir sekilde zihnin idare edici mekanizmasi içine hapsedilmislerdir. Bu ancak askeri komuta ve aygiti ile Amerika esitligi sayesinde açiklanabilecek bir korkudur. Parti politikalarinin yüzeydeki görünüsünün altinda kurumsal gurup zihniyetini idare etmektedir. Böylece Amerika’nin silahli devlet
aygitiyla özdesligi Batinin siyasi kültüründe asla aleni bir meydan
okumayla karsilasmamistir. Çünkü esitlik Amerikan müttefiklerinin
resmi liderlikleri arasinda ön kabul görmüstür. Yanlis esitligin içine
yerlesen hiç kimse ayrilma çagrisi yapamaz. Onlar savas devletinin ispati mümkün yalanlarini, cumhuriyetin demokratik geleneklerinin yikilmasini, diger ülkelerdeki milyonlarca masum sivilin güvenligini göremezler. Çünkü Amerika ve onun ulusal güvenlik aygitini bir ve ayni sey sanmaktadirlar. Amerika’yi sevdikleri ve Amerika da bu oldugu için, sevgili ülkelerini NSC, Pentagon ve CIA gibi suçlu çete kurumlarindan ayiramazlar. Bu serseri gizli cemiyetler silahli terörün gücüyle, kitlesel dezenformasyonla, gizli narko aglarla, her seviyede siyasi rüsvet ve zorlamayla dünyayi idare ederken, Amerika’yi sevenler bu suçlu küresel hakimiyete Amerika olarak boyun egmek zorundadirlar. Kisaca, bu saçma esitlik onlari kör aptallar olmaya mecbur etmektedir. Daha sonra bu, onlari dünyadaki haydut idareye muhalefet eden herkesi anti-Amerikan zannetme yanlisina götürmektedir. Bir saçmalik, bir baskasini insa etmektedir. Gurup zihniyetinin ana hattindaki bu yanlis esitlikte dünyanin probleminin çekirdegini bulmaktayiz: Amerika’nin kendini gerçek ya da uluslararasi hukuk tarafindan sinirlanmayan mutlakiyetçi bir silahli güç olarak tarif etmesi. Ikinci varsayim Amerika’nin
dünyadaki özgürlügün ve iyiligin kaynagi ve hareket hatti, Tanri’nin
yeryüzündeki cisimlenmis hali oldugudur. Bu varsayim da fanatik bir dine olan inancin öncelikli hükmü olarak tanim geregi dogru sayilmaktadir. Bütünüyle hakimiyet ve tehditler ortaya çikmadan önleyici saldiri, yalnizca güç ve zulümden kaynaklanan klinik olarak paronayak illüzyonlar degildir. Bunlar, temelde yatan ve gittikçe mutlak hale gelen Amerika’nin Tanri, gezegendeki bütün Özgürlük ve Iyiligin kaynagi oldugu varsayimini takip etmektedir. Bu delice varsayim, Beyaz Saray’i isgal eden eski alkol ve kokain müptelasinin her konusmasinda açik ifadesini bulmaktadir ve ABD resmi kültürünün temel unsurlari tarafindan hiçbir açik muhalefetle karsilasmamaktadir. Gurup zihniyetinin bu ilk ahlaki öncülüne yönelik herhangi bir dolayli sorgulama ya da meydan okuma ülkeye ve onu degerli kilan seylere ihanet olarak nitelenerek saldiriya ugramaktadir. Böylece Amerikan özgürlügü, yalnizca ABD’nin dünyayi yönetme mutlak hakkini insa ve maksimize etme; özellikle, bütün toplumlarin Amerikan tarzi bir Pazar, Amerikan degerleri ve kültürü ile ABD’nin dünyanin hayati çikarlari olan her bölgesinde askeri hakimiyetini kaçinilmaz görmesi özgürlügü anlamina gelmektedir. Bu fanatik düsünce temelini nasil test edebiliriz? Bu, Bush Doktrini belgesinde bastan asagiya ifade edilmistir. Ancak biz daha kolay bir sekilde onun fiiliyattaki yönetici ilkesini, ABD ve tâbi ortak devletlerinin diger insan ve toplumlardan Amerikan sinirlarindan on bin milden daha fazla uzaktaki fakir toplumlara karsi topyekün bir savas için sartsiz destek dahil olmak üzere talep etme haklarinin önünde herhangi bir sinir olup olmadigini sorarak kesfedebiliriz. Herhangi bir seyin üzeri saldiri köpegi gazeteciligi tarafindan örtülebilir ancak Amerika’nin dünya özgürlügünün hareket hatti olduguna dair yönetici ilkeye yönelik bir soru imasi sapikliktir. Böylece varsayim sansürden önce içsellestirilmektedir. Kendi kendine sansür, rejimin agirlik merkezidir ve gurup zihniyetini hapishanesinde tutmaktadir. Buna muhalefet edenler özgürlükten nefret etmektedir. Sosyal ve siyasi düsüncenin bu nihai öncülüne sadakat, ifadeden önce zihni derinden düzenlemektedir. Bu dünya çapinda kitle zihniyetinin kimlik yapisidir. Üçüncü ilke ikinci ilkenin mantiki bir sonucudur. Amerika daima ve zorunlu olarak diger milletler, toplumlar ya da sosyal kuvvetlerle girdigi bütün çatismalarda haklidir. Bu, gerçeklerin çürütebilecegi bir hakikat degildir, çünkü idare eden gurup zihniyeti içinde tanimi geregi dogrudur. Çürütücü gerçekler eger sans eseri medyanin kapilarindan sizabilseler bile önemsizdirler ya da hiçbir sonuç dogurmazlar. Bu üçüncü düzenleyici varsayim neden en güçlü gerçeklerin Amerika’nin uluslararasi çatismalardaki yanilmaz ahlaki üstünlügü üzerinde süphe olusturduklari takdirde kisa zamanda görünmez olduklarini açiklamaktadir. Editörlerin ofislerini ve politikalari
düzenleyen gerçekler ve perspektiflerin seçim ve dislanmalarinin
altinda, idareci gurup zihniyetinin bu üçüncü prensibi algi ve
görüsmeleri dogrudan kontrolün yani sira düzenlemektedir. Bir söz
söylenmeden önce kendi içinden tekzip edilmektedir. Bu bir oyunu
oynamanin düsünce alani gibi öznelerarasi bir operasyondur.
Amerika’nin herhangi bir düsman karsisindaki ahlaki üstünlügünü sorgulayan bir gerçek ya da argüman düsünceden önce özgürlüge ve iyilige düsman olarak bilinir. Dört ve besinci ilkeler bütün Amerikalilar ve müttefikleri için nihai ahlaki zorunluluklar olarak ayni seyi yaparlar. Amerikan hükümetinin yaninda olmayan yahut ona muhalefet eden herhangi bir toplum ya da millet serdir(Ilke 4). Bu yüzden dünya özgürlügünün ve adaletin düsmani olarak, bir tehdit arz etmeden evvel önleyici askeri güç kullanimi da dahil olmak üzere bütün mevcut imkanlarla kendilerine saldirilmalidir (Ilke 5). Dört ve besinci ilkeler ogul
Bush rejimi tarafindan sivriltilmistir. Baska insanlarin ülke ve toplumlarina karsi askeri bir saldiriyi mesrulastirmak için fabrikasyon delillerin bile temelde artik gerekli olmadigi düsünülmektedir. Ogul Bush’un bu yil West Point’te yaptigi konusmada söyledigi gibi: "Eger tehditlerin hakikat olmasini beklersek çok fazla bekleyecegiz. " Öyleyse tehdidin gerçek olmasina ihtiyaç yoktur. Tehditler yalnizca ilan edilmeye ihtiyaç duymaktadirlar. Bu, neden ABD ve Ingiliz silahli kuvvetlerinin Irak’a saldirmak için Irak’in kitle imha silahlarinin teröristler tarafindan Amerika’ya karsi gerçekten kullanilma ihtimalinin bulundugunun baskasi tarafindan dogrulanmasina ihtiyaçlari olmadigini göstermektedir. Ser, büyücülük gibi kendi kendisinin suçlanmasiyla bilinmektedir. Bir kere suçlandiginda düsman tanim geregi suçlu olmaktadir. Çünkü gerçeklerle maddilesmesi çok geç olacaktir. Düsmani gösteren tarafi sorgulayanlar. Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle. Bush’un Irak’a yönelik saldiri savasina karsi Fransiz muhalefetine duydugu öfke, böylece zorunlu olarak ortaya çikmaktadir. Idareci zihniyetin mantigi insasindan önce gerçekligi öncelemektedir. Yetkilendirmenin kendi kendini kanitlayan ana hatti bu sekilde dünyanin konusmayan geri kalani için kurumsallasmaktadir. Amerika yalnizca kendi idareci gurup zihniyeti temelinde seçtigi, düsman olarak suçladiklarina karsi savasa gidebilir. Bir kimsenin yapmasi gereken sey, degerler zincirini harekete geçirecek bilinen dürtüyü ve ona refakat eden öfke duygularini tetiklemektir. 9/11’den bu yana Amerika’nin yeni savasini her sekilde destekleyen çogunluk kanaatleri, gurup zihniyetinin bu zincirini takip etmektedir. Tahlil edilmedigi müddetçe de böyle devam etmesi öngörülebilir. Destekleyenler açisindan bu programin kesinligi için herhangi bir dis sinir bulunmamaktadir. Sirada kim hedef alinmissa kan için ulumak üzere kurgulanmis kitle zihniyeti, yeni cadi avi için ikna edilecektir. Her elestiri zan altindadir ve kötülügün tehdidini yerinde birakmakla suçlanacaktir. Çok az kimse kapali programa karsi çikma cesaretini gösterecektir. Program, kendini tarif etmenin kabul edilebilir temelidir. Ogul Bush, kendisinin yaraticisi ve temel ifadesi olarak gurup zihniyetini örneklemektedir. Bu onun popülaritesinin sirridir. O, ilan edilmemis Amerikan dininin yönetici sentaksini ifade etmektedir. O, muzaffer bir sekilde dogru, önsel olarak haklidir. O ne oldugumuzdur. Tanri Amerika’ya özgürlügümüzü vermistir ve bu yüzden o yanlis yapmaz. Korkaklar, kendi ülkelerinin karsisinda saf tutuyor gibi görünmemek endisesiyle suskundurlar. Bu sekilde gurup zihniyeti normalligin ilk gerekliligi olarak içsellestirilmistir. Dogrudan görünmese de eli her yerdedir. Globe ya da Post’un yorumcularinin çogu bunun için kendilerininmis gibi onu takdim ederler. Amerikan gurup zihniyetinin altinci
ilkesi çemberi tamamlar. ABD Baskani (ya da onun komutasindakiler) aslinda hangi suçu islemis olursa olsun disarida bir suç isleyemez. Bu yüzden ABD kendi sinirlari disinda
hukukla baglanmayi reddetmektedir. Uluslararasi hukukun kendi üst
düzey yöneticilerine ve komuta zincirine uygulanmasini her zaman
engellemektedir. Uluslararasi Ceza Mahkemesi’ni, Mahkemeden kendi yönlendirdiklerini yargilayip mahkum etmesini talep etmesine ragmen tanimayi reddetmektedir. ABD Baskani hukukun üzerine yerlestirilmistir ve hukuku kutsal kabul edilen bir hak olarak ellerinde tutmaktadir. Baskanlik makami belki yerel yanlis davranislar yüzünden saldiriya ugrayabilir. Ancak Amerika’ya disarida liderlik ettiginde o, makamina seçim kanunu ihlal ederek gelmis bile olsa tanim geregi dünyada adalet ve özgürlügü temsil etmektedir. Onun savas komutasi, ulaslararasi alanda kanitlar kesin bir sekilde suçlu oldugunu gösterse de savas suçlari ya da insanliga karsi suçlar isleyemez. George W. Bush uluslararasi hukuk ve Güvenlik Konseyi’nin muhalefetine ragmen Irak’a karsi savas suçu saldiriya liderlik ettiginde ABD’de medyanin ya da resmi bir sesin gerçegi kavrayamamasi gurup zihniyetinden kaynaklanmaktadir. Es zamanli olarak ABD Senatörleri oy birligiyle suç teskil eden oldu bittiyi uygulamak için gönderilen silahli kuvvetleri kutsadilar. Bir kimse bu sonuçlari gurup zihniyeti programindan tahmin edebilir. Program ne olup bittigini görmemek üzere kurulmustur. Kanunsuz güçler sinirdaki BM engellerini yikarak baskente yönelik terör bombardimanina basladiklarinda New York Times herkesin basari umdugunu ilan etti. Yasadisi saldiri Sok ve Dehset Operasyonu’ndan Irak’in Özgürlügü Operasyonu’nu Imha Etme Örnegi’ne dönüsürken bütün resmi toplum kölelestirmeyi seyretti, uluslararasi hukukun ayaklar altina alinmasi, sokaklarda protesto yapan milyonlarca vatandas, fakir insanlarin yalnizca savunmak için tüfeklerini sallayan insanlarin bulundugu sehirlerinin bombaya doyurulmasi karsisinda sessiz kaldi. Hiçbir kitle imha silahiyla mukabele edilmedi. Göz ardi etme töreni devam etti. BM Güvenlik Konseyi üyelerine oylarini savas yönünde kullanmalari için rüsvet vermek ya da tehdit etmek, verilmis bir hak varsayilmaktadir ve hatta bizzat BM tarafindan bile sorgulanmamaktadir. Bu sekilde, dünyanin tek süpergücünün kurumsallasmis zihin kilidi, Kirallarin bir kez tahta çikinca sahip olduklari kutsal haklarina dair ortaçag inancina benzer biçimde bilinç altlarini düzenlemektedir. Simdi sadece gurup zihniyeti yeryüzünde Tanri gibi hükmetmeye baslamistir. *
Bu yazi, 2003 yili Mart Ayinda
Kanada, Toronto, Ontario'da düzenlenen "The Assault on Iraq and the War
Against Democracy: How Should Canadians Respond" isimli forumda sunulan
"Understanding the U.S. War State" baslikli tebligden alinmistir. http://scienceforpeace.sa.utoronto.ca/ ** John McMurtry,
Kanada'daki Guelph Üniversitesi'nde
Felsefe Profesörü ve Kanada Kraliyet Cemiyeti üyesidir. Yazarin son
kitabinin basligi: "Value Wars: The Global Market versus the
Life Economy*
|