Tarih/Kültür17 Mart 2010 00:00

Demokratlık - Liberalizm İlişkisi - Serdar Kaya

Etyen Mahçupyan ile Atilla Yayla arasında yaşanan demokratlık-liberalizm polemiği, pek çok yönü itibariyle, Türkiye’de yakın dönemde gerçekleşen  oldu. Bu tartışma, herşeyden önce, hakim siyasal rejimin kimi otoriter öğelerini savunanlar ile bunlara karşı çıkanlar arasında yaşanan alışılmış polemiklerden farklıydı. Bir başka deyişle, tartışmada yer alan her iki taraf da, otoriter olmaktan uzak bir yaklaşım ortaya koyma kaygısıyla argüman üretiyordu.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis coupons printable link discount prescription drug cardrenovation vejle renovation skive renova

Demokratlık - Liberalizm İlişkisi

Serdar Kaya - Derin Sular

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

16.03.2010



Etyen Mahçupyan ile Atilla Yayla arasında yaşanan demokratlık-liberalizm polemiği, pek çok yönü itibariyle, Türkiye’de yakın dönemde gerçekleşen  oldu.

Bu tartışma, herşeyden önce, hakim siyasal rejimin kimi otoriter öğelerini savunanlar ile bunlara karşı çıkanlar arasında yaşanan alışılmış polemiklerden farklıydı. Bir başka deyişle, tartışmada yer alan her iki taraf da, otoriter olmaktan uzak bir yaklaşım ortaya koyma kaygısıyla argüman üretiyordu.

Tartışma çerçevesinde yazılan yirminin üzerinde yazı incelendiğinde, demokratlık ve liberalizmin farklı çıkış noktalarına sahip oldukları ve dolayısıyla farklı öncelik ve kaygılarla şekillendikleri ortaya çıkıyor.

Şöyle ki, liberalizm, bireysel özgürlükleri devletin ve diğer bireylerin olası ihlallerinden koruma kaygısıyla şekillenen ve hatta bütün felsefesini bu kaygı üzerine inşa eden bir anlayış durumunda iken, demokratlık, böyle bir yaklaşımı (salt işleyişe – ya da fiillere ve faillere – odaklanıyor olması nedeniyle) fazlasıyla rejim eksenli buluyor.

Zira demokratlık, analizinin başlangıç noktasına zihniyeti koyuyor olmasından ötürü, gerek bireysellik algısını, gerek sosyal ilişkileri, gerekse siyasal rejimi, hakim zihniyetin birer yansıması olarak görüyor. Bu durumda da, liberal analizlerin bütün çıkış noktaları, demokrat bir gözle bakıldığında birer sonuç halini alıyor.

Neticede, demokratlık ve liberalizmin bireysel haklar noktasında birbirlerine kategorik bir karşıtlık içermiyor, hatta benzeri hassasiyetleri paylaşıyor olmalarına rağmen, birinin özgürlük diğerinin ise zihniyet temelli olan yaklaşımı, sosyal gerçeklikleri anlamlandırma adına iki farklı perspektif ortaya çıkarıyor.

Bu noktada, liberalizm, bireysel alana yönelik her türlü dışsal müdahaleye karşı anayasal güvence sunan ve böylelikle sadece hayat ve mülkiyet gibi hakları değil, düşünce ve ifade gibi özgürlükleri de teminat altına almaya odaklanan bir siyasal doktrine karşılık gelirken, demokratlık, toplumsal uzlaşının birbirinden müstakil, atomistik alanlar olarak ele alınan bireysel dünyalardan hareketle tesis edilmesi düşüncesini problemli buluyor. Demokratlık ve liberalizm arasındaki bu farklılık, özellikle “öteki” ile kurulan ilişkinin niteliğinde kendini belli ediyor.

Demokratlık ve Liberalizmde Öteki Algısı

Liberalizm, farklı düşünce ve hayat tarzlarına sahip insanların birbirlerinin konumlarına saygı göstererek yaşadıkları, (başkalarının hakları ihlal edilmediği müddetçe) son tahlilde herkesin kendi hayatını yaşayabilme özgürlüğünün olduğu bir toplumsal birliktelik öngörür.

Bu ortamda, herkes, (bir başkası tarafından şu ya da bu nedenle ötekileştirilmiş olup olmamasından bağımsız olarak) eşit haklara sahiptir. Hatta siyasal sistemin söz konusu farklılıklara karşı bilinçli bir şekilde “kör” olma kaygısını temin etmek, ayrımcılıkları ortadan kaldırabilme adına şarttır. Bu işleyişin sürdürülebilirliği ise, hak ihlalinde bulunanlara hukuki yaptırımlar uygulamak suretiyle temin edilir.

Birbirleri için öteki (ya da en azından “başkası”) durumunda olan insanların, kendi aralarına çizdikleri sınırlara riayet etmek, yani kendi bireysel sınırlarının ötesindeki dünyalara karışmama taahhüdünde bulunmak suretiyle tesis ettikleri bu özgür toplum tasavvuruna getirilen “demokrat” itiraz ise, birbirinden müstakil bireysel dünyalar esas alınarak oluşturulan bir siyaset modelini reddeder.

Zira demokratlık, öteki ile ayrışmayı değil, bir araya gelmeyi öngören, hatta alınan kararların meşruiyetini dahi geniş tabanlı bir siyasal katılım ve de etkin bir iletişim sürecine dayandıran bir “zihniyet”in ifadesidir. Çünkü, herşeyden önce, sosyal ve siyasal alan, bireysel dünyaların dışında kalan ortak bir platformu ima eder. Dahası, böyle bir ortamda bireysel alanlar da ister istemez birbirleriyle kesişmek durumundadır. Bu nedenle, öncelikle bireysel hak ihlalleri, anayasal güvenceler ve hukuki yaptırımlar ekseninde inşa edilen bir siyaset algısının toplumsal pratikleri gerçekçi bir düzeyde okuyabilmesi mümkün değildir.

Bu anlayışa göre, öteki ile birlikte yaşadığının bilincinde olmak, ortak karar alma noktasında öteki ile birlikte hareket etme gerekliliğini de beraberinde getirir. Bu gereklilik ise, gerçek ve uzun ömürlü çözümlerin ancak öteki durumunda olanlar ile birlikte onların hassasiyetlerinin de dikkate alınmasıyla mümkün olabileceği düşüncesinden mülhemdir. Bu çerçevede “uzlaşı çabası”na yapılan vurgu da, herhangi bir konuda anlaşmaya varmak kadar, ortak bir siyasal kültür inşa etmeye yönelik bir istek ve gayreti de ima eder.


Açık İstihbarat @ 2010