Siyaset16 Mart 2010 00:00

Gülme Sayın Bakan-Mehmet Halil Arık

Biriniz bağırıyor, kızıyor, azarlıyor; biriniz ya kendince cıvık espriler yapıyor ya ağlıyor, birileriniz sürekli suçluyor, konuşuyor, biriniz de her vesileyle gülüyor!... Oysa biz bilirdik ki, devlet yönetimi ciddi iştir, ciddi kişilerin işidir!... Ciddi kişiler de, cıvık espriler yapmaz, ağlamaz, ağlatmaz. Azarlamaz, vara yoğa gülmez, çok konuşmaz!...new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription card

Ben bir eğitimciyim!.. Bir öğretmen en çok, özür dilenmesi veya olanlardan bir eziklik duyulması gerektiği halde, bir kişinin, durumu küçümsemek ve önemsizleştirmek için etrafa hiçte sempatik olmayan gülücükler dağıtmasına bozulur. Çünkü, bu gülücükleri alay telakki eder!..

Ya olayın farkında değilziniz, yada görevinizi ciddiye almıyorsunuz Bay Bakan .

 Siz, bir ülkenin geçmişini geleceğe aktaran paha biçilmez değerlerin bekçisisiniz, sahibi değil!.. Bu yüzden, onları babanızdan kalan miraslar gibi görüp, kayıp olmalarına gülüp geçemezsiniz. Siz onları koruma karşılığı o sadaret makamındasınız, ve bu görevin karşılığını halk size ödüyor!... Yerine getirilmemiş görevin; bekçiliği yapılmamış o değerlerin size ödenen bedelini kime nasıl geri ödeyeceksiniz?

Üstelik “kayıp eser sayısı abartıldığı gibi 500 değil, 110 olduğunu, bunların bazılarının da, kurumlara gönderilmiş olabileceğini” söylediniz!. Bu secaat arzederken sirkatin söylemektir!

  1. Kayıp eser sayısı velevki 500 değil de 100, olaki 50, bu sizin sorumluluğunuzu sayısal değere bağlı olarak azaltır mı ki? Sözünü ettiğiniz sayı değersiz addedilecek kadarcık mı görünüyor size?
  2. Kayıp eserlerin bir kısmı başka kurumlarda olabilir diyorsunuz. Başka kurumlara gönderilmişse, kaç tanesi nereye ne zaman gönderilmiş? Hemen niye söyleyemediniz?
  3. Halk deyimi ile diyorum ki, orası dingo’nun nesidir ki, kaydı küreği tutulmadan, isteyen istediği kadar eseri, alıp başka kurumlara ve kuruluşlara götürebilsin!..Bu konuda, sizden öncekilere ait kayıplar konusunda bir tutanağınız var mı?
  4. Eserlerin kaybolması, velevki sizden önceki dönemlere ait; bu konuda, bunca yıl bunun ortaya çıkarılamamış olmasının sorumluluğu kime aittir!..
  5. Müzenin depo  bölümündede pek çok eserin bozulduğu, depoya ancak maskeyle girilebildiği yetkililerce açıklanmış ve bu basında yer almıştır!.. Böylesıne özensiz bir depodan sorumluların bir kısmı, görevi ihmal suçundan ötürü silivri’de tutuklu olmasın?
  6. Son olarak da, bazı esrlerin, 1980 sonrası, bazı yetkililere hediye edidiğini beyan ettiğinize göre,  bu eserlerin, kimler tarafından kimlere hediye edildiğini bilmektesiniz. Bunun için, ne tedbir aldınız? Geri istediniz mi? İsteyecekmisiniz?
  7. Şüphe duymak hakkımız. Olay sadece Devlet Resim Heykel Müzesiyle mi sınırlı? Diğer müzelerimizde benzer durumların olmadığı konusunda bizleri kim ikna edecek!..

 Söyledikleriniz bizleri ikna etmiyor Bay Bakan!.. Müzelere gereken önem verilmediği gibi sahip de çıkılmıyor. Müzeler en kolay soyula bilen yerler haline getirildi bu ülkede... Ne oldu  Uşak Müzesi soygunu? Bulundumu  dünyada eşi benzeri bulunmayan, değer biçilemeyek kanatlı deniz atı heykeli? Bunun yanında 38 adet altın kolye bilezik, cabası? Hangi müze soygununun hesabı soruldu? Sizin döneminizinde benzer akibetlerinden korkarız!... Nasıl olsa hesap sorulmayacağı için mi, kendinizden emin tüm sempatinizle gülümsüyordunuz televizyonlarda konu ile ilgili bilgi verirken?!..

Müzelerde, güvenlik önlemleri yetersiz, güvenlik görevlilerinin gerek nitelik, gerekse nicelik yönünden iyileştirilmesi için ne yartınız? Hangi önlemi aldınız? Ödenekten söz etmiyesiniz sakın!.. Başbakanına biri dururken ikincisini, ikincisi dururken üçüncüsünü, hem de en moderninden, uçağını alabilen bir ülke, müzelerine eleman tahsisini de yapabilecek güçte olmalı!.. Çankaya köşkünün tahsisatını kat be kat artıra bilen bir ülke 95-100 müzesinin güvenliği içn de oraya ayırdığının onda biri kadarcığını da esigemez herhalde!.. Yetkili bakan görevi gereği bunu talep eder. Talepte bulunmamışsa görevi ihmal suçu işlenmiştir.

Doç Dr. Osman Altıntaş, pek çok müzede Ankara Resim Heykel Müzesindeki durumların yaşandığını söylüyor!...  Yalan ise, onun için gereğini yap, yalan değilse, kendiniz için gereken neyse onu yapın!.. Ne yapmayı düşünüyorsunuz? 

 Bugüne kadarki yaptıklarınız, yapabileceklerinizin göstergesi olacağı düşüncesiyle, birşey dışında sizden fazla bişey beklemiyoruz. İstifa!..Yapılamıyan görev sürdürülmez!..

Hiç  olmazsa, sizden önceki, Bakan, eylem ve söylemleriyle bizi güldürüyordu; siz bize gülüyorsunuz.

Osmanlı’da çağdaş anlamda ilk müzeciliği kuran Osman Hamdi Beyle, “Osman Hamdi Beyin Taşlarıyla İngilizleri aldatmaktan ” söz ederek alay eden saltanat döneminden beri,  pek çok şeyin değişmiş olmasını dilerdik. Üzülerek görüyoruz ki, Atatürk Dönemi hariç zihniyet değişmemiş!...

İnternette, güvenilir bir sitedeki bir anektodu aktarmak isterim:

    Kurtuluş  Savaşı sonrası, Refet Paşa, İstanbul’u İngilizlerden teslim almaya giderken, Atatürk, Refet Paşaya tenbihte bulunur:

   -Dikkat edin, İngilizler giderken, İstanbul’un müzelerini soymasın!...

İşte o zihniyet, Cumhuriyetin en yok zamanlarında, 1927’de Ankara Resim Heykel müzesini kuruyor, bugünkü zihniyet, bu müzeyi koruyamıyor!...

Eklemeden geçmek olmaz!... Cumhuriyet döneminin, hemde sadece o kuruluş yıllarını değil, son 7 yıl dışında kalan 80 yılın tamamını inkar ederek,  kazanımlarını hovardaca,  hayırsız evlat edasıyla, babadan kendisine bırakılmış miras malı misali, satıp savuran bir zihniyetten bir müzenin korunmasını beklemek... zaten olacak iş değil!..

Hem, insanlarını bile koruyup kollayamayan, bir depremde ölen 41 canını bile üç-beş günde sayamayan bir ülkede, milyonlarca müze eserlerinin sayılmasını ve korunmasını beklemek... olacak iş mi!? 

Haa!.. Birşey daha var Bay Günay!..  Sizin başarılarınızdan(!?) söz ederken, yeni partidaşlarınız bize “- Eee olacak o kadar. Ne de olsa sosyal demokrat!” diyerek dalgalarını geçiyorlar!.. onlara; “- Biz onu size temelli verdik!.. kiralamadık!.” diyoruz, inandıramıyoruz.

Ne dersiniz!?..

Biriniz bağırıyor, kızıyor, azarlıyor; biriniz ya kendince cıvık espriler yapıyor ya ağlıyor, birileriniz sürekli suçluyor, konuşuyor, biriniz de her vesileyle gülüyor!...

Oysa biz bilirdik ki, devlet yönetimi ciddi iştir, ciddi kişilerin işidir!...

Ciddi kişiler de, cıvık espriler yapmaz, ağlamaz, ağlatmaz. Azarlamaz, vara yoğa gülmez, çok konuşmaz!...

EK:

Asıl konumuz bu değil ama, yeri gelmişken söylemeden de edemiyeceğim!..

Sahnede Şivan Perver’e mikrofon uzatmanız hiç hoş olmadı  Bay Bakan. Çünkü o, koronun söylediği, ne “Bir başkadır benim memleketim!.” şarkısına, ne de bu şarkının verdiği mesaja katılmıyordu ki!.. Susuyordu!.. Karşılıklı yapılanlar, “açılım” felsefesine ne kadar uygun  bir davranış!..