İstihbarat15 Mart 2010 00:00

Başbuğ'un Görsel Diplomasisi Özkök'ü İşaret Ediyor - Açık İstihbarat Özel

Bu dengeleri kurmaya çalışırken savrulan vücud söylemi de&nbsp;etkiliyor ve Genelkurmay Başkanlığı'ndan bu yana bir çok çelişkili demece imza atan Başbuğ, Fikret Bila'ya verdiği röportajda da Çankaya toplantısı sonrasındaki &nbsp;dengeleri kurarken ciddi çelişkilere düşüyor. <BR><BR><STRONG>Başbuğ'un söylemi ne kadar çelişkili ise, "Poyrazköy lav silahları" ile ilgili açıklamasından sonra uyguladığı görsel diplomasi o kadar tutarlı.</STRONG> Önce söylemindeki çelişkiye dikkat çekelim; sonra uyguladığı görsel diplomasinin ayrıntısını masaya yatıralım.<div style="display:none">renovation vejle <a href="http://blog.pelagicfm.com/page/renovation-nyborg-34Q">link</a> renova</div><div style="display:none">abilify <a href="http://idippedut.dk/page/Abilify-Gyogyszer" rel="nofollow">link</a> abilify</div><div style="display:none">discount card prescription <a href="http://racindirt.com/store/">discount prescription coupons</a> prescription drugs discount cards</div>

Başbuğ'un Görsel Diplomasisi Özkök'ü İşaret Ediyor

Açık İstihbarat Özel

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

15.03.2010


Fikret Bila'nın Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile gerçekleştirdiği röportaj; Başbuğ'un kayganlaşan zeminde nasıl denge kurmaya çalıştığının ipuçları ile dolu.

Bu dengeleri kurmaya çalışırken savrulan vücud söylemi de etkiliyor ve Genelkurmay Başkanlığı'ndan bu yana bir çok çelişkili demece imza atan Başbuğ, Fikret Bila'ya verdiği röportajda da Çankaya toplantısı sonrasındaki  dengeleri kurarken ciddi çelişkilere düşüyor.

Başbuğ'un söylemi ne kadar çelişkili ise, "Poyrazköy lav silahları" ile ilgili açıklamasından sonra uyguladığı görsel diplomasi o kadar tutarlı. Önce söylemindeki çelişkiye dikkat çekelim; sonra uyguladığı görsel diplomasinin ayrıntısını masaya yatıralım.

Başbuğ; konjonktürü çok iyi koklayan ve ona göre pozisyon alabilen bir isim.

Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı, kendisi Genelkurmay 2. Başkanı  iken yaptığı bir konuşmada, AB ile ilgili bakın neler demişti :

"Ulusların egemenlik haklarının belirli bir alanını, kendi arzusu ve kendi iradesiyle, o kuruluşun karar mekanizmalarında yer alması kaydıyla ve o kuruluştan kendi arzusuyla çekilebilmesi mümkün olduğu sürece, uluslararası bir kuruluşa devretmesi acaba tam bağımsızlığı zedeler mi? Sanırım bu soruyu tartışmalı ve bir uzlaşıya varmalıyız."

AB'ci Hilmi Özkök döneminde sergilenen bu söylemler daha sonra tekrarlanmadı.  AB'ye uzak, ABD'ye ise askerinin başına çuval geçiren ülkenin büyükelçilik açılışına askeri bando yollayacak kadar yakın olan Yaşar Büyükanıt döneminde Başbuğ'dan bu tarz "bağımsızlık" kavramını tartışmaya açan sözler duyulmadı.

Başbuğ'un konjonktüre göre söyleminde sergilediği değişiklikler, Fikret Bila'ya verdiği röportajda sürekli vurguladığı;

"ben ne söylediysem arkasında dururum"

ifadesini daha bir anlamlı kılıyor. Bu iddialı cümle gerçek bir gazetecinin elinde Başbuğ'u hayli zor durumda bırakabilirdi ama neyseki karşısında Fikret Bila oturuyordu.

"Demirel'in Yavuz Donat'ı varsa; Genelkurmay'ın Fikret Bila'sı var" şeklinde özetleyebileceğimiz tablo içerisinde gerçekleştirilen bu röportajda, Başbuğ daha önce hiç dile getirmediği bir farkı sürekli vurguluyor.

Başbuğ Bila'dan sürekli; "Genelkurmay karargahı" ile "askeri savcılığı" ayrı tutmasını ve birbirine karıştırmamasını rica ediyor.

Teoride doğru ama pratikte bir anlam ifade etmeyen bu ayrım Başbuğ'un Çankaya'daki zirve sonrasında sahaya sürdüğü yeni bir koz.

Çiçek'e ait olduğu iddia edilen belge ile ilgili sergilediği çelişkili tutumu askeri savcılığın hareket kulvarı ile karargahın hareket kulvarını tamamen ayırarak ve Genelkurmay karargahını askeri savcılığın duyurularını yapan basit bir sekreteryaya dönüştürerek çözmeye çalışıyor.

"Burada karargah ifadesi doğru değil, lütfen bu işe karargâhı karıştırmayın.
Basın toplantısını 26 Haziran’da yaptım. İki gün sonra.Şimdi şöyle deniyor; “Genelkurmay Başkanı erken davrandı, çabuk açıklama yaptı.” Ben hiç bir açıklama yapmadım ki. Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın basın açıklamasından sonra önemli bir konu olduğu için basın toplantısı ile bu konuların değerlendirmesini yaptım. Burada 12 Haziran’dan 24 Haziran’a kadar geçen 12 günlük süreye kimse tahammül edemiyor.  "

"Şimdi bunu geri aldıktan sonra yine askeri savcılık 1 Mart 2010 tarihinde askeri mahkemeden tutuklama talebinde bulunmuştur. O ilk rapora göre 1 Mart 2010 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nca, askeri savcılık tarafından yürütülen faaliyetlere ilişkin kamuouyunu bilgilendirmeye yönelik bir açıklama yapılmıştır. "

Aynı gün Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklama, savcılık tarafından yürütülen faaliyetler için kamuouyunu bilgilendirilmesidir. O açıklama Genelkurmay Başkanlığı’nın bir değerlendirmesi değildir. Bazıları bunu karıştırıyor. “Genelkurmay bu hükme varmıştır” diyor. Hayır. Genelkurmay Başkanlığı karargahı olarak biz bu olayın dışındayız. "




Ben kanaat sundum diyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da artık olumlu bakmalı, değil mi?









Başbuğ'un Bila üzerinden defalarca vurguladığı bu "karargah" , "askeri savcılık" ayrımını daha derinlemesine okumak için sözlerine değil, Başbuğ'un görsel diplomasisine bakmak lazım.







Bu iki isim; Genelkurmay karargahının Hilmi Özkök'ten bu yana müdavim isimleri.

Arslan Güner



Adli Müşavir Hıfzı Çubuklu



Eğer Genelkurmay içinde darbe planlayan bir cunta(lar) var ise; Hilmi Özkök döneminden bu yana karargah bünyesinde en hassas görevlerde bulunan bu iki ismin bu cuntalaşmadan haberdar olmaması eşyanın doğasına aykırı.

Başbuğ bu iki isimle birlikte verdiği görüntü ile çok ince bir görsel diplomasi uyguluyor. 





“Ancak bu asker düşmanlığına ilâve olarak özellikle bu birimin liderlerinin, denizcilere tarihi bir kini olmalı. Müvekkilim de Bilgi Destek Dairesinde görev yapan tek Deniz Kuvvetleri mensubu şube müdürü olduğu için bu kin ve nefretin bir gereği olarak, sahte planın altına onun isminin bilinçli olarak yazıldığı ve onun imzası taklit edilerek, öncelikle denizcilerden intikam alma hedefine hizmet etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.”

TSK içindeki klik savaşlarına hakim olmadan asla sağlıklı bir şekilde yorumlanamayacak bir dönemden geçiyoruz. 



İddia edilen belge, 12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede yayımlandı. Aynı gün saat 10.50’de Genelkurmay Askeri Savcılığı’nda soruşturma başlatıldı. "

Sizce; Taraf'ı yalan yanlış yazmakla bir çok kere suçlamış bir kurumun hukuk mekanizmasının bu gazetede çıkan bir haberden 1-2 saat sonra hemen işletilmeye başlaması dikkat çekici değil mi?



sahnedeki yalnızlığını sahnenin çok eski müdavimleri ile gidermeye çalışıyor.

Anlaşılan bazıları ete daha kasaptayken soğan doğrayarak mutfaktakilere  bir mesaj vermeye çalışıyor.

Açık İstihbarat



şeklinde konuşan bir Genelkurmay Başkanı daha bir kaç paragraf geçmeden;  ifadesi ile karargahtan özenle ayrı tuttuğu savcılığın incelediği raporla ilgili bir tasarrufu hakkında net bir görüş bildiriyor. Başbuğ'un cevaplaması gereken daha önemli bir soru var.Eğer askeri savcılık ve karargah bu kadar ayrı kulvarlarda hareket eden yapılar ise; karargah neden savcılığın aldığı kararlar konusunda bilgilendirme toplantıları yapıyorda, bizzat savcılığın bu konuda yaptığı bilgilendirme ile yetinmiyor veya savcılık bu konuda bizzat kendisi bir bilgilendirme toplantısı yapmıyor?Bu sorular zorlama sorular. En az İlker Başbuğ'un yapmaya çalıştığı ayrım kadar zorlama.Başbuğ; bir süredir kamuoyu önüne yanında iki isimle birlikte çıkıyor.Biri; Genelkurmay İkinci Başkanı Arslan Güner. İkincisi ise ; Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu. ; Turgut Özal'ın yaverliğini yaptığı günlerde keşfedilen ve bu günlere kadar  değeri bilinen bir bürokrat. Genelkurmay bünyesinde istihbarat dahil üstlendiği görevler incelendiğinde; karargah denildiğinde ilk akla gelen isimlerden. Bu geçmişi, son zamanlarda Genelkurmay Başkanlarında aranan özellikler ile uyumlu tarzı ile yanyana getirildiğinde; Aslan Güner'in karargahta daha uzun yıllar kalacağını söylemek yanlış olmaz. ise yıllardır aynı görevde çok değerli hizmetler veren bir diğer bürokrat. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin onurunu korumak adına bu güne kadar onlarca dava açması ile tanınıyor. Hukuksal mücadele verirken dava açacağı kişileri özenle seçmesi  ve bu yönde gözettiği çok hassas dengeler bu ismin de gelecek açısından değerini arttırıyor. Başbuğ'un kamuoyunun önüne sürekli bu iki isimle beraber çıkmaya başlamasının arkasındaki gerekçe ise bu iki ismin vaad ettikleri gelecek değil; temsil ettikleri geçmiş.  Çetin Doğan ile zamanında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olan İlker Başbuğ arasındaki komuta/sorumluluk zinciri  "Erdoğan" soyadlı (tarihin cilvesi!) binbaşının bilirkişi raporu ile kesilmesinden ardından, Başbuğ; Hilmi Özkök döneminden bu yana en hassas görevlerde bulunan bu iki isim üzerinden, yaşanan süreçle ilgili sorumluluk zincirinin gölgesinin Hilmi Özkök üzerine vurmasını sağlıyor. Dursun Çiçek'in kızının yaptığı açıklamada özellikle vurgulama gereği hissettiği konuyu hatırlayın : Röportajdaki bir diğer önemli ayrıntı ile sonlandıralım : "İnsanın aklına çılgın olasılıklar geliyor. İlker Başbuğ'da bu çılgın olasılıkların gerçek olabileceğini gördükçe ve devraldığı sahnenin perde arkasındaki ayrıntılara daha fazla hakim oldukça ; Her yiğidin et yiyişi farklı.
Açık İstihbarat @ 2010