İthal Bereketli Tohum - Muzaffer İzgü
Güzel gardaşım, civan gardaşım, derler ki köylü milleti heç bi yeniliği istemez, hep dutucudur, hep geri gafalıdır derler. Şimdi sen dinle de bak, dutucu olmayacan da ne yapacan? Ne bi yenilik geliyorsa, köylünün başına da bin türlü haltlar geliyor. Söylemesi sevap, getirdiler gardaşım buğdayı, dediler ki, ha bakın, bu yeni buğdaydır ha, bir ek kırk al ha, harmanı yığ, evi, depoyu doldur ha, goynuna binleri kat ha... Köyde bi ben direnirim, bi istemiyen benim, amma evlatlar ah o evlatlar yok mu, iki güne bir gelirler:cialis coupons printable link discount prescription drug card
|
"Babaa, Garabacakları n Mısdolar da ekecekl ermiş." "Babaa, heç ummadığın Gâvır Osman'ın Helmi'ler de ekecekl ermiş." "Lan babaaa, fırsatı kaçırmıyak, sona başımızı daşdan daşa vururuz, amma bir feyda etmez." E gardaşım, gel de sen bu gadar lafa dayan. Govarım hepsini başımdan, bu kez evdeki körolası avrat başlar: "Herif eyiden eyiye bonadm ha," demi-ye.
Ben bağırırım: "Lan get avrat başımdan vallaha elimden bi gaza çıkacak." Biz böyle köy yerinde direnirkene, bi duymayayım mı köyde benden başka kimse galmamış, herkesler bu buğdaydan savurmuş tarlasına. Köy yerinde geziyorum, laf atan atana: "Aha bakın eşşek geçiyor ha!" diyorlar. "Eşşeğin önüne hoşafı goysan ne yapar, suyunu içer denesini bırakır. Bunun önüne de te nerdeki yerden tene getirmişler gomuşlar, amma bu illakim su içecem deyi tutturmuş... Lan oğlum bu herifde heç akıl yok." Sonunda bir öğle üzeri oğlanlar geldiler ki hışımlı, "Baabaaa, dediler, babalığını bil. Biz milletten aşağı mı galacağız? Biz de ekeceğiz. Madem gâvır göndermiş bu buğdayı bize, kötü olsa heç gönderir miydi? Eyi ki göndermiş. Son kez diyoruz ki bize izin ver." Napacan ki gardaşım, verdim izini gitti. Oğlanlar sevinçle tarlayı ektiler. "İçiniz sincik rahat mı lan?" "Rahat buba..." Onların içi rahat amma benim içim rahat değil. Biliyorum sonunda bi cılklığın çıkacağını amma hangi cılklığın çıkacağını bilmiyorum. Aradan şöyle "biraz zaman geçti, gardaşıma deyim köyde bir haber: "Lan bu buğdaya n'oldu ki çıkmıyor?" Köylü deli dana olmuş tarla bayır geziyor, dikiyor topunu, yerden çıkmış buğday arıyor. Bi dene bulsalar şöyle çıkmış, bayram edecekler. Yok gardaşım, ilaç olsun yok. Toplanıyor köylü: "Lan eski buğday ne gadar zamanda çıkardı." "Şu gadar zamanda çıkardı." "E, bu niye çıkmaz?"...
Sonunda duttuk gasabaya adam saldık. Adam geldi, alı al, moru mor... Toplandık başına: "De söyle lan Ziya, niye çıkmazmış bu bizim buğday?" Ziya:
"Vaş babam, ne yapacakmışız ki lan?" "Bundan atacakmışık... Nah bundan... Bundan atmadıktan kelli, dünyada çıkmazmış." "Lan o da beleş mi?" "Ne beleşi, kilosu nah şu gadar..." Ne diyelim gardaşım, tohumunu beleş aldık, hadi
verelim gübresine para dedik. Borç harç, kimimiz fayiz, aldık
gübreleri, döktük tarlalara.
"Amanın muhtar yüzün niye gırk gat?" "Ah ah komşular sormayın, biz yanlış gübre dökmüşüz, yanlış anlamış Ziya eşşeği, hah şu elimdeki gübreden dökecekmişik. Bunu dökmezsek var ya, elli yıl da beklesek buğday çıkmazmış." Ne deyim ben size oğlanlar, Allah oğlanlar gibi boyunuz poşunuz devrilmeye, beni mafettiniz. Yok elde avuçda ki gardaşım, alasın, dökesin. Amma ne yapacanki, gine köycek borç harç aldık o gübreden de tarlalara döktük. Aradan bigaç gün geçdi, amanın nazlı gelinin pencereden gafa çıkarışı gibi bizim buğdaylar galalarını çıkardılar. Oh aman, köyde bi sevinç, bi çığrış bağrış, dersin hepimiz milyoner olmuşuz. Bu sevincimiz bi hafta sürse ya, nerde gardaşım nerde. Biz buğday değil başımıza belayı berzak almışız. Bi hafta sona bi baktık, tarlalarda ekinlerin yanı sıra bi ot çıkıp gelir ki, sanki dersin biz oraya buğday ekmemişiz, ayrık ekmişiz. "Lan aman köylüler bu ne hal ki?" Amanın bir de deli ot ki, bir de iştahlı ot ki, nah buğday kaldı otların dibinde kibrit çöpü gadar, otlar oldu deynek gadar... Amanın mafolduk, amanın fücceten geldik... Saldık birinci üyeyi kasabaya... Amanın... Adamın bi gelişi var, amanın tam pozgun, dersin dört yerinden yağlı gurşun yemiş, köye zor atmış gendini... "Lan söyle hele Halil, ne otuymuş bu?" "Su otu?" "Çarası?" "Nah bu ilaçdan atmazsak, tarlalarımız hafdaya galmaz mera olurmuş. At, eşşek, sığır, geçi, goyun, dana, heç bi hayvanat bu otu yemediği gibi, heç bi işe de yara-rnazmış. Yani sizin annıyacağınız mafolduk." "E gardaşım demedin mi onlara, biz tarlalara ot tohumu atmadık deyi?" "Atmadık amma o son atılan gübre, işte bu su otunu yaparmış." Amanın ne halt edelim, nerelere gidelim, dövünek dizden olak,
ağlıyak gözden olak, boşıyak garıdan mı olak?
Amanın ekinimiz, cici bici ekinimiz, sen bilin gayrı, galmadı
bu yoksulların dayanacak gücü... Büyüyor, bin maşallah büyüyor.
Salın ulan ikinci üyeyi gasabaya... Saldık gardaşım. Adam getdi; geldi ki, yüzü dönmüş erik hoşafına. Pıh desen ölecek, dersin ince hastalığın dördüncü devresi, yüzü olmuş yumurta sarısı, bi dokun, bin ah dinle. "Lan Murat, ne ki lan bu sinek, ha?" Murat elinde bir torba sallar. "Oğlum ne ki bu sinek afatı?" Murat ha babam torbayı sallıyor. "Lan ne var o torbanın içinde deyiverse-ne, dürzü!" Ağzını kiraya vermiş sanki, dürzü... Icık ıcık konuştu: "Sinek afatının devası aha bu torbadaki ilaç." Amanın bi ilaç daha... Ne bilelim biz gardaşım, sincik biz o su otu mudur ne halttır, onu yok edelim diyerekten bi ilaç döktük ya, meğerkim bu ilaç su otuynan garışınca, bu sineği vaparmış. "Eee?" "Eee'si Allah!" Ah gardaşım, millet düşdü fayize. aldık paraları, aldık ilaçları, dökdük tarlalara. Of aman, gurtulduk sinekten... Ekinler büyüyor... Biz her sabah umutnan tarlalarımızın
yolunu tutuyoruz, vazgeçdik sermayesinden, heç olmazsa yarısını
gurtarsak. Eh gurtaracağız galiba. Ekinler baş dutmaya başladı.
Başladı amma. niye bu başlar böyle ki. bir acayip, niye ki zayıf?
"Lan ne durur ki üçüncü üye, getsin gelsin hele bi gasabaya." Saldık getti üçüncü üyeyi gasabaya. Nasıl gözlüyoruz Recep'in yolunu. Daha doğrusu Recep'in gendini değil de elini gözlüyoruz. Sürmeli Gaya'nm ardından çıktığında acep elinde bir torba olacak mı, yoksa olmayacak mı? Akşama dek bekledik. A gâvırın dölü, a vicdansız, ulan biraz daha bekle, garanlıkda gelsene. Ne deyim gardaşım, bi çıkmasın mı Recep, Sürmeli Gaya'nm ardından, hem de elinde torbaynan. Bekleyenlerden üçü bayıldı, onlar ayıldı, üçü daha bayıldı, yedisi "Anaaa" diye bağırdı. Belli, sinek için dökdüğümüz ilaç, kelle için zararlıymış. Kelleyi büyütmek için bu ilaçtan dökecekmişik. Off off, onu da döküyorsun, bu kez döktüğün başka bişi yapıyor. "Lan Recep, sordun mu lan, bu torbadaki ilaç başka bişi yapmıyor muymuş lan?" "Yapıyormuş... " Hay gözün çıka, hay gara toprağa giresin, hay cinler şeytanlar çarpa, eğri ağaç gibi gidesin, insan şunu alıştıra alıştıra söyler, hayvan! "Söyle lan ne yapıyormuş?" "Bu ilacı tarla fareleri çok sevdiğinden, onları semirtiyormuş . Sona ver ediyorlarmış ekine..." "Desene ki lan onun da ilacı varmış?" Heç olmaz olur mu babam? "He varmış, onu da alacakmışız..." Nah alırız. Amanın gardaşım, biz bu ilacı da borç harç
tarlalara dökdükden sonra ne gece uykumuz var, ne
gündüz. - Pekiyi, buğdayı alabildiniz mi? diye sordum. - Yok, dedi, alamadık, arpa aldık. - Anlamadım? diye sordum. - Ah gardaşım ah, biz zatime baştan şüpelenmiştik, bakıp, bakıp, "Lan vallaha bu pek buğdaya benzemiyor" demiştik. Amma ne bilelim ki, "Belki ilk baştan böyle olur" dedik. Meğer bize buğday tohumu yerine, arpa tohumu göndermişler,
yaa... İşte bey.. Sorma bu yıl bizim köyün başına
geleni...
|