Siyaset28 Nisan 2005 00:00

Kâğıt üzerinde bir devlet ve mâzide bir millete doğru - Hasan DEMİR -

Anadolu Türklüğü olarak kâğıt üzerinde bir devlet ve mâzide bir millet olmaya doğru hızlı bir sürece girmiş bulunuyoruz.Bu gidiş bir bitişle noktalanırsa dünya Türklüğü rotasız, hatta sahipsiz kalacaktır.Çünkü Türkiye Cumhuriyeti dünya Türklüğünün, hatta bütün mazlum milletlerin umudu, Haçlı-Siyon ittifakı karşısında ise İslâm dininin sağlam bir sigortasıdır.cleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgbuscopan link buscopan pluscialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon

Kâğıt üzerinde bir devlet ve mâzide bir millete doğru

Aklım ve yüreğimdekileri bu sütuna sığdırabileceğimden pek emin değilim.

Ama, bir dostun tabiriyle "Vira Bismillah" diyerek başlayalım bakalım. Önce, endişe sınırlarını çoktan taşmış ve "realite" olmaya iyice yaklaşmış bir durum tespiti yapalım.

Anadolu Türklüğü olarak kâğıt üzerinde bir devlet ve mâzide bir millet olmaya doğru hızlı bir sürece girmiş bulunuyoruz.

Bu gidiş bir bitişle noktalanırsa dünya Türklüğü rotasız, hatta sahipsiz kalacaktır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti dünya Türklüğünün, hatta bütün mazlum milletlerin umudu, Haçlı-Siyon ittifakı karşısında ise İslâm dininin sağlam bir sigortasıdır.

Bu istese de böyledir, istemese de böyledir. Biz, üzerinde yaşadığımız toprağımız, bayrağımızla, fabrikalarımızla, okullarımız, bankalarımızla, limanlarımız, haberleşme ağlarımızla, kanun koyan ve egemenliğimizin timsali olan Meclisimizle, mahkemelerimizle, paramızla, insan kaynağımızla, dilimiz ve dînimizle, tarihimiz, ordumuz, sivil toplum örgütlerimizle velhasıl bir bütün olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti ve bu devletin vatandaşları değil miyiz? Cevap: - Evet, öyleyiz.

Şükür öyleyiz. Dünya bizi böyle tanıyor, biz kendimizi böyle biliyoruz. Bütün bu saydıklarımız hem uluslar arası hukukta ve bu hukukun temeli olan Lozan''da tadat edilmiş, 780 bin kilometrekarelik Türkiye Cumhuriyeti''nde ise ete-kemiğe bürünmüştür.

Yukarıda saydığımız her şeyi ve unuttuğumuz diğer değerlerimizi biz gözle görebilir ve onların cümlesine elle dokunabiliriz.

Akıllı bir millet ve bir milletin akıllı, dürüst ve tarihini iyi okuyan, hizmet ettiği millete şerefli ve zengin bir gelecek hazırlamak isteyen yöneticileri, millete ait olan işte bu değerler ve bu serveti çoğaltır, genişletir.

O zaman ete kemiğe bürünmüş olan bu değerler sportmen, çevik, mikroplara ve her türlü saldırıya karşı kendini çok daha güçlü hisseden ve onu gören herkesin de bu gücü fark ettiği bir bütünlük, bir bünye çıkar ortaya.

Aksi varit olursa Osmanlı gibi "Hasta adam" oluruz, tedavi olmazsak ölürüz ve en nihayetinde "Kâğıt üzerinde var olan" bir hasret haline geliriz. Şimdi bizi biz yapan, uluslar arası hukuk olarak biz yapan, maddi varlıklar olarak biz yapan, mânevi değerler ve mâzi olarak biz yapan, yani bizi ete kemiğe büründürmüş olan varlıklarımızın bugünkü haline bir bakalım. Askerimizin yakıt ihtiyacını karşılayan Tüpraş satılıyor.

Ağır sanayin yani savaş sanayin temeli olan demir çelik fabrikaları satılıyor.

En stratejik madde olan, askerin, vatandaşın karnını doyuracak olan tarımda genleri değiştirilmiş tohum ve GB anlaşmaları yüzünden dışa bağımlı hale geliyor muyuz, evet.

Fabrikalar yabancıların eline geçer, tarımda ele muhtaç, enerjide Lozan''ın değil Sevr''in altında imzası bulunan ABD''ye bağımlı hale geliyor muyuz, evet, çünkü ABD dünyanın bütün enerji kaynaklarını silah zoruyla ele geçiriyor ve Türkiye bu konuda ona yardımcı oluyor.

Dilimiz hızla yabancılaşıyor.

Dînimiz, "Ilımlı İslâm Projesi" ile deforme ediliyor, misyonerlik şehir merkezlerinden taşmış, köylere ulaşmış bulunuyor.

Topraklarımız, bankalarımız, limanlarımız, demir yollarımız ya satın alındı, ya satılmak üzere.

Meclis, egemenliğini devretmiş, mahkemeler bir kanunla dünkü müstevlilerin oluşturduğu uluslar arası mahkemelere bağlanmış durumda.

Mahremimiz olan haberleşme sistemleri özeli ve resmisi ile yabancıların eline geçti, geçmeye devam ediyor. Oysa bu "globalizm" diyerek, "liberalizm" diyerek, "sermayenin vatanı olmaz" diyerek her şeyimizin ustalıkla elimizden alınması, damarlarımızın kansız bırakılması, bedenden et ve kemiğin soyulması demek. Böyle zengin, böyle bağımsız, böyle hür, böyle itibarlı, böyle güçlü olunur mu? Bu, mirasyedilik değil midir? Osmanlı da böyle çökertilmedi mi? Ama bizi, işte kalkınma bu, işte hürriyet bu diye kandırıyorlar ve bu hali, önlenemez bir hal olarak gösteriyorlar. Bu gidişi İslâmcı olan bir cenah da destekliyor, İslâmiyet''i her türlü gelişmenin önünde bir engel olarak gören cenah da.

Meselâ bu bahiste Ethen Mahçupyan''la Hüseyin Gülerce, bu bahiste Çetin Atlan ve oğullarıyla AKP ve Çevik Bir aynı çizgide. Evet, haritaya bakınca yani kâğıt üzerinde her şey Türk''ün gibi.

Ama tapu Yahudi''nin, Yunanın, İsrail''in, İngiliz''in, İtalyan''ın, Amerikalının, Alman''ın, Rus''un, Rum''un tapusu haline gelmiş.

Yarın öbür gün Türk Lirası da Euro olursa bu millet Türk milleti, bu devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti mi sayılır? Kalmaz, kalmayacak… Birileri "Varsın kalmasın, zaten biz de bunu istiyoruz" diyebilir.

Onları Irak''ta Müslüman kanı akıtan ABD, Azerbaycan''da Türk kanı döken Ermeni, Şanlıurfarfa''dan gizli gizli toprak alan ve Filistin''de Müslüman çocukların kollarını taşlarla kıran İsrailliler seviyor… Şahit ol Ey Rabbim, biz onlardan değiliz…