AİHM Kararlarında Gizli Tanıklık - Hamdi Yaver Aktan
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi Adil Yargılanma Hakkı’nı düzenlemektedir. Anılan maddenin 3. fıkrasının (d) bendine göre “iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek” adil yargılanma hakkı kapsamındadır; ve asgari haklardandır. Gerçekten de 3. fıkra “Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir” cümlesiyle başlamaktadır. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenamicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mgoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
|
Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi Adil Yargılanma
Hakkı’nı düzenlemektedir. Anılan maddenin 3. fıkrasının (d)
bendine göre AİHM’ye göre tanık,
ulusal yargılama sırasında ifade vermesi gerektiği halde dinlenmemiş
kişileri de kapsar. AİHM, 20.11.1989 tarihli Kostovski/Hollanda ve 27.9.1990 tarihli Windisch/Avusturya kararlarında gizli tanıklıkla ilgili önemli ölçütler getirmiştir. Kostovski davasında, Sözleşme’nin adil yargılanma ile ilgili kuralını hatırlatan AİHM, ifade verenlerden sadece birinin, yani ifadesi duruşmada okunan kişinin, Hollanda hukuku bakımından “tanık” olarak görüldüğünü, ancak kavramın özerk bir şekilde yorumlanması gerektiğinden hareketle, ifadeler ister duruşmada okunsun, isterse okunmasın, aslında dinlenen iki gizli tanığın ifadeleri yerel mahkemenin önüne geldiği ve değerlendirmeye esas alındığı için sanığa, aleyhindeki ifadelere karşı itiraz hakkı tanınması gerektiğini açıklamaktadır. Gizli tanığın güvenirliği Gizli tanıkların ifadelerinin başvurucu ve
müdafiinin yokluğunda alınması sonucu savunma tarafı, kimliklerinden
habersiz olduğu için, önyargılı ve düşmanca davranan veya güvenilmez
özelliklere sahip olduklarını gösterebilme imkânından yoksun
kalmıştır. Windisch kararında da AİHM, gizli tanık
ifadelerine karşı savunma tarafının, tanıkların kimliklerini bilmediği
için aşılamaz bir güçlükle karşılaştığını belirterek ifadelerin
inandırıcılığının kuşkulu olduğuna imkân verecek bilgiden yoksun
kaldığını açıklamıştır. AİHM tarafından 20.2.1996 tarihli Doorson/Hollanda kararında ise tanıkların kimliklerinin gizli tutulmasının haklı nedenlerinin bulunduğunun açıklanması ve savunma tarafına doğrudan soru sorma imkânının verilmesi ve mahkûmiyetin de münhasıran gizli tanık anlatımlarına dayandırılmaması gerekçeleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine işaretle, yargılama Sözleşme’ye aykırı görülmemiştir. Visser/Holllanda’ya karşı 14.2.2002 tarihli kararında AİHM, mahkûmiyet kararında gizli tanığın anlatımının ne ölçüde etkili olduğunun üzerinde durulması gerektiğine işaret etmiş; ayrıca tanığa yönelen tehdidin ciddiliği araştırılmadığı için Sözleşme’nin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Birutis vd/Litvanya kararında, gizli tanıkların kimliklerinin saklı tutulması nedeniyle savunmanın karşılaştığı güçlükler giderilemediği ve bu bağlamda ulusal mahkeme tarafından tanıkların doğrudan dinlenmemesi, savunma tarafının soru sorma imkânının bu suretle elinden alınması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kararlaştırılmıştır. Tanıkların kamu görevlisi/polis memuru olması halinde gizli tanıklık daha sınırlı olarak kabul edilmektedir. Nitekim Kostovski kararında AİHM,
AİHM kararlarına göre görülmektedir ki; asıl
olan aleni yargılamadır; tanık ve tanık kavramı, ulusal hukuklardaki
anlamlarından farklı ve bağımsız/özerk olarak yorumlanmaktadır.
|