|
"Açıkla Paşa""hodri meydan"
İzleyenlerin gözlerini yaşartan bu restleşmenin
bir yere varacağı , bir belgenin açıklanacağı yok.
1)"elimizdeki belgeyi açıklarız"
"gel, bu belgeyi açıklamamı engelle""üzerimdeki baskıyı alın, yoksa bu belgeyi açıklamayı
daha fazla engelleyemeceğim"
2)
"az sonra şu dosyayı açıyoruz"
"belgeleri
açıklarız"
3)
"şiir okumaktan mahkum olan lider"
Peki o günlerde bu belgeleri açıklamayan
Genelkurmay'ın; AKP'nin devlet içinde bu kadar zemin kazandığı bu
dönemde AKP'yi zora sokacak bir belgeyi açıklama olasılığı sizce
nedir?
"Kutlu
Doğum Haftasında Kuran okuyan başörtülü kız"
"Açıkla Paşa"
"görünce
sorabilirim""ordu lağvedilsin"
Kişinin lafına değil, işine
bakanın rahatlıkla görebileceği ve güvendiği tablo budur.
Açık
İstihbarat Türkiye'nin kendi standartlarına göre bile
kontrolden çıkmış gündeminin insanların söylemi üzerinde olumsuz bir
etkisi var. Bugün edilen bir lafın yarına hatırlanmama;
hatırlansa dahi, gündemde eski yerini koruyamama ihtimali o kadar
yüksek ki; herkes bugün cesurca konuşabiliyor. Yarın'a Allah kerim.
Son yargı krizi, paşaların tutuklanması derken; silindi gitti
Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un söyledikleri.
Hatırlarsanız Başbuğ; ellerindeki belgeleri
açıklayabileceklerini söylemişti. Bu laflar üzerine; darbe
zamanlarının şakşakçısı Altan ailesinin kahraman demokratı Ahmet
Altan, babasının malı gibi kullandığı Taraf gazetesinin sürmanşetinde
başlığı altında ,
çekti. Ahmet Altan ; daha doğrusu ona sufleyi verenler de
bunu çok iyi bildiğinden bu kadar bol keseden kahramanlık yapıyor.
Yargı krizi öncesi; Habertürk'ün röportajı ile gündeme oturan
sözlerin bir belge açıklama ile sonuçlanmayacağını görmek için
müneccim olmaya gerek yok. Elinde
gerçekten açıklanacak belge olan bir akıl , bu belgeyi açıklamadan
önce, şeklinde bir söyleme
girişmez. Türkiye gibi zeminin bu kadar kaygan
olduğu ve her yönden baskı gelebilecek bir süreçte bu tarz bir
açıklama, çağrısından
başka bir anlam taşımaz. Daha radikal bir bakış açısı ile ; dışarıdaki
odaklara, mesajı vermekten başka bir anlam
ifade etmez. Elinde belge olduğu
halde bu tarz bir söyleme girişen bir akıl, büyük ihtimalle, elindeki
belge ile pazarlığa oturmak isteyen bir akıldır. Bu durumda belgenin
açıklanması değil, açıklanmaması daha büyük ihtimaldir. Uğur
Dündar'ın yıllarca bantları
geçip , sonra bu dosyaların nasıl açıklanmadığını hatırlayanlar, bu
yöntemin çok da yeni bir yöntem olmadığını bilirler.Bu iki
madde ışığında; lafzı edilen belgelerin açıklanmayacağı aşikardır.
Fakat bu tezi sağlamlaştıran bir diğer unsur; söylemine girişen aklın geçmişteki performansıdır.
AKP'nin devlet sistemine bu kadar hakim
olmadığı doğum günlerinde, Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren, Tayyip
Erdoğan ve ekibine yönelik en kapsamlı çalışmalarından birini
yürütmüştü. Bu çalışma sonucu ortaya çıkan rapor, eklerindeki
belgeleri ile birlikte, Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı
dönemindeki ekibi ile birlikte bütün para ilişkilerini ortaya koyan
bir rapordu. O günlerde
imajı ile mazlumlaşmakla meşgul olan Erdoğan'la ilgili o ve benzeri
raporlardaki gerçekler belgeleri ile deşifre edilseydi; Erdoğan'ı CHP
lideri Baykal bile siyasete sokamazdı. Tayyip Erdoğan'ın en
mahrem röntgenini çeken bu belgelerin ve raporların Genelkurmay'ın
elinde olmadığını varsaymak yanlış olur kanaatindeyiz.
O günlerde, basına servis edilen, görüntüleri ile
AKP'ye bedava halkla ilişkiler ve reklam hizmeti sunan bir aklın
ilerleyen süreçte; Tayyip Erdoğan'ı mazlum sandalyesinden indirecek
veya AKP'nin mihmandarlığından yürütülen süreci sekteye uğratacak bir
belge savaşı başlatacağından ne medet umuluyorsa, ummak
anlamsızdır. Ahmet Altan ve ona sufleyi verenler bu gerçeği
bildiklerinden rahatça; manşetleri
atabilmektedir. Belge açıklanmayacak...Erdoğan
azarlamaya hazırlanan öğretmen edası ile , lafları etmeye, Altan'lar manşetlerinden kafa
tutmaya, Türköne'ler makaleleri yazmaya
devam
edecek. Belge açıklanamayacak...Elinde
belge olsa da; olmasa da.
|