İstihbarat1 Mart 2010 00:00

Karizmasını Kiralayan Liderler(İslamla Ordu Niye Aynı Süreçte Demonte Edildi?) - Behiç Gürcihan

<TABLE border=0 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=600> <TBODY> <TR height=4> <P> <P><EM>(<STRONG><FONT color=#800000>Açık İstihbarat :</FONT></STRONG> 29 Kasım 2004 tarihinde yayınladığımız analizi; &nbsp;28 Şubat operasyonun anısına, 28 Şubat'ta mazlum ve zalim rolü oynayıp, sonra arka lobilerde kolkola giren kuklalar ve kuklacılarına ithaf ediyoruz. )<BR></EM></P></TR></TBODY></TABLE><STRONG>"Kasımpaşalılık" terimi ile özetlenen bu duruşa; Erdoğan yükseldikçe "siyah gözlüklerle" burjuva bir rötuş yapıldı ve Tayyip Erdoğan oruç yediği Berlusconi'nin masasına bu gözlüklerle oturdu. <BR></STRONG><BR>Bu noktada; Erdoğan'ın, yatıp kalkıp, kendisine en vurmamaları gereken yerden vurarak büyük yardımı dokunan kurumlara ve bu kurumlar bünyesinde 28 Şubat sürecinin mimarlarına dua etmesi lazım. <BR><BR>Bakın&nbsp;rapordaki diğer tespit&nbsp;ne diyor : <BR><div style="display:none">levitra and diabetes <a href="http://www.ifdefined.com/blog/base.aspx?p=cialisdiabetes">diabetes sexuality treatment</a> sexual dysfunction in diabetes</div><div style="display:none">discount drug coupons <a href="http://codesamples.in/page/Discount-Drug-Coupon">click</a> free discount prescription card</div><div style="display:none">buscopan <a href="http://www.floridafriendlyplants.com/Blog/page/buscopan-hund-0ZH.aspx">floridafriendlyplants.com</a> buscopan plus</div><div style="display:none">arcoxia 90 mg wikipedia <a href="http://www.speeddatingmixers.co.uk/blog/blog/page/Arcoxia-90" rel="nofollow">read</a> arcoxia cena</div>

Karizmasını Kiralayan Liderler
(Türkiye'de İslamla Ordu Niye Aynı Süreçte Demonte Edildi?)

Behiç Gürcihan(Kıvanç Değirmenli) - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

01.03.2010


(Açık İstihbarat : 29 Kasım 2004 tarihinde yayınladığımız analizi;  28 Şubat operasyonun anısına, 28 Şubat'ta mazlum ve zalim rolü oynayıp, sonra arka lobilerde kolkola giren kuklalar ve kuklacılarına ithaf ediyoruz. )

------------------------------------------------------------------------------------------------

Üç bölümlük bir serinin parçası olan bu yazının ilk iki bölümü "CIA'den Değişim Soslu Liderler" ve "Türkiye'de Liderler Çifter Çifter Yaratılır" başlıklı yazılardır.


Daha önceki yazılarda; Türkiye'de lider yaratanların, bu liderleri çeşitli safhalardan geçirdikten sonra iktidar koltuğuna oturttuklarını ve her lider adayının bu aşamalardan başarı ile geçemeyeceğini ortaya koymuştuk.

"Kahramanı" yaratmak için her zaman bir "anti-kahramana" ihtiyaç duyulacağını belirten önceki yazılar; Tayyip Erdoğan'ı yaratırken TSK'nın; Kemal Derviş'i yaratırken ekonomik kriz'in; Sarıgül'ü yaratırken de Baykal'dan "anti-kahraman" olarak yararlanıldığını ortaya koymuştu.

Ve bu yolda Cem Boyner ve İsmail Cem gibilerinin neden başarısız olduğunu; lider yaratma sürecinde sahiplerini hangi safhalarda yanılttıklarını...

Gelelim Tayyip Erdoğan ve Sarıgül örneklerine

Tayyip Erdoğan'ın yükselme süreci istihbarat örgütlerinin ders kitaplarında öğretilecek kadar klasik bir vakadır. Bu vakayı bütün ayrıntıları ile incelemek; Türkiye'nin siyasi sahnesinde, yerel dinamiklerle yerelmiş gibi yapan dinamikler arasındaki ayrımı yapabilmemiz açısından önemli.

Gelin "Hac Yolunda Değil Haç Yolunda" Başlıklı bir analimizin başlangıcındaki cümleye odaklanalım :

Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını, "lider" olarak Türk kamuoyuna sunanların, lider tespit etme, pişirme ve servis etme yöntemlerini bilenler açısından, AKP olgusu gelişi çok önceden bilinen bir dalganın somut tezahüründen başka bir şey değildi.

Bu süreçte; Tayyip Erdoğan'ın bir lider olarak yaratılmasına, refleksleri en ince ayrıntısına kadar deşifre edilmiş ve milli strateji üretme konusunda ciddi yetersizlikler yaşayan TSK da dahil olmak üzere bir çok kurum ve kişi gönüllü ve gönülsüz olarak destek verdi.


Erdoğan'ı dünyadaki her türlü siyaset sahnesinin yapısında olduğu gibi; marjinallere ayrılan bodrum katlarından, baronlara tahsis edilen dubleks çatı katlarına taşıyan dinamik; her siyaset hidroforu gibi hem negatif, hem pozitif basınç ilkesinine göre işledi.


Negatif basınç; yukarı katlarda yaratılan boşluktu :

Ecevit gibi bırakın ülkeyi yönetmek; merdiven çıkmakta bile zorlanan ve "negatif imaj" yaratmak konusunda çok kolay hedef olan bir isimden sonra; Başbakanlık merdivenlerini daha hızlı çıkan, uluslararası toplantılarda dik durmayı becerebilen bir lider bile toplum nezdinde otomatikman artı puan kazanacak şekilde programlanmıştı.

Pozitif basınç ise; Tayyip Erdoğan'ın mazlumlaştırılması ve kitleselleştirilmesi yolunda tabandan uygulanan kuvvetti. Keza kendisinin; "Anadolu" duruşu hakkında ek bir çalışmaya ihtiyacı yoktu.

"Kasımpaşalılık" terimi ile özetlenen bu duruşa; Erdoğan yükseldikçe "siyah gözlüklerle" burjuva bir rötuş yapıldı ve Tayyip Erdoğan oruç yediği Berlusconi'nin masasına bu gözlüklerle oturdu.

Bu noktada; Erdoğan'ın, yatıp kalkıp, kendisine en vurmamaları gereken yerden vurarak büyük yardımı dokunan kurumlara ve bu kurumlar bünyesinde 28 Şubat sürecinin mimarlarına dua etmesi lazım.

Bakın rapordaki diğer tespit ne diyor :

Toplumun bütün hücreleri ile atomize olduğu ve bu dejenerasyon sürecine karşı kitlelerin "iman"a daha duyarlı hale geldiği bir ortamda; bir toplumsal tabanın bir parti tabanına dönüştürülmesi için "İslam" biçilmiş kaftandır.

Bu noktada tek bir sorun vardır : Erbakan'la birlikte sürekli radikal çizgide tutulan ve dolayısı ile toplumsal bir dinamik yaratmak için gerekli estetik ve esneklikten uzak bu kavramın yeniden yoğrulabilir hale gelmesi için bir kırılma noktasına ihtiyaç vardır.

İşte bu nokta 28 Şubat olacaktır.

28 Şubat; Türkiye'de İslam'ı bir radikalizm aracı olmaktan çıkarıp, bir siyaset aracına dönüştüren çok başarılı bir dış operasyondur.

Bu sürecin en büyük iki oyuncusunun Çevik Bir ve Tayyip Erdoğan olması sizi yanıltmasın.

Neticede, birbirinin anti-tezi gibi görülen bu iki şahsiyet aslında aynı güç odağı tarafından birbirlerine karşı sahneye sürülmüşlerdir.


Bir yanda; jön görüntüsü ile bir "asker", diğer tarafta "Anadolu" duruşu ile bir "İslamcı"; aylar boyunca Türk milletinin önünde bir tiyatro sergilemişlerdir ve bu tiyatronun sonucunda Türkiye'de hem siyaset, hem ordu, hem de İslam ayrışma sürecine sokulmuştur.

Bu ülkenin saf insanları; ister "laik", ister "İslamcı" kanatta olsun; inandıkları kurum ve kişilerin ülkeyi kurtardıklarını zannederken, aslında bu kişilerin kurtardıkları tek bir şey vardır : kendileri.

Bu yüzdendir ki;

Tayyip Erdoğan'da Çevik Bir'de; aynı Musevi lobilerinden aynı ödülleri almışlardır...

Ve bu nedenledir ki; bugün Monaco ile Türkiye arasında para transferi nasıl yapılır gibi konuları araştırma gereği duyan emekli paşamız; Maliye Bakanı Unakıtan ve Recep Tayyip Erdoğan ile çok yakın ilişkilere sahiptir.

Seçimler öncesinde; "Tayyip Erdoğan'ın 1 milyar doları varmış" şeklinde demeçler vererek; arka planını çok iyi bildiği Üzeyir Garih-Tayyip Erdoğan ilişkilerine gönderme yapan ve daha sonra Tayyip Erdoğan ile yakınlaşan Koç'u da bu tabloda yerli yerine oturtmak gerekir.









Ne zaman ki Tayyip Erdoğan'ın yeteri kadar "İslamcı" olmadığı taban nezdinde sorun yaratsa

Ne zaman tavan Erdoğan'ın takiyye yaptığından kuşkulansa

Sonuçta Tayyip Erdoğan; onu sahneye koyanlar açısından karizmasını kiralayan bir liderdir.



AKP ve Tayyip Erdoğan; "muhafazakar demokrasi" sıfatı ile aslında kendilerine yük olan "İslam" safrasını atmaya ve kendilerine yeni bir kimlik tanımlamaya bu kadar muhtaçtırlar.



Aslına bakarsanız fazla da araştırılacak bir şey kalmamıştır. Anlayan için tablo ortadadır. Tayyip Erdoğan işte böyle bir tablo içerisinde; tabanı nezdinde güçlendirilmiştir. Daha bir kaç yıl öncesine kadar "şeriatçı" imgesi ile özdeşleşen bir ismin; çok kısa bir sürede; İstanbul'un varoşlarından, Davos'un zirvelerine taşınarak; "Türkiye'yi AB'ye taşıyan lider" haline gelmesi; aslında takdir edilmesi gereken bir operasyondur. Ve o kadar ustaca kurgulanmıştır ki; ; ister Atatürk'ün Meclis'teki bir resmi, ister YÖK merkezli hemen bir "laiklik krizi" kurgulanmakta veya "İsrail kınanmakta" ve bu şekilde tabana, "merak etme sizin çocuk sizi satmadı" mesajı iletilmekte...; hemen bir "medeniyet" operasyonu ile ya Tayyip yurtdışında Papa önünde AB anayasaları imzalamakta ya da karısı ayakkabısından başörtüsüne Ayşe Arman filtresinden geçirilerek; "burjuvalaştırılmaktadır". İktidara yerleşene kadar; söyleminden, duruşuna kadar İslamcı tabanın sırtına basmış; sırtına bastığı bu taban üzerinde yükseldikten sonra; yabancı odaklar ve yerli işbirlikçi komprador burjuvazi tarafından yukarı çekilmiştir.Bu nedenledir ki; Bu yazının eksenine oturttuğumuz rapordan alıntılarsak :
İslam'ı ve Ordu'yu sıçrama tahtası olarak kullanan mimarların artık ikisine de ihtiyaç yoktur. Bina inşa edilene kadar gerekli olan iskelenin artık demonte edilip bir kenara koyulması zamanı gelmiştir.


Bugün karşınızda gördüğünüz portre işte bu portredir.

Sol gösterip sağ vurma; "İslamcı" gösterip Hristiyanlığa hizmet ettirme; kısacası Hac yoluna gönderirken Haç yoluna sokma bu portre mimarlarının en büyük becerisidir.

Sarıgül'ü izlerken; yeni bir karizmasını kiralayan lider portresi görüyorum...

ve "Kahraman"'ın kuklalaştırılmasına değil de...

Kahraman'ı yaratmak için yıpratılan anti-kahramanın salaklığına yanıyorum.

Ama hiç bir şey değişmiyor..

Bu ülkede Demireller, Erdoğan'lar, Dervişler, Sarıgüller yükseldikçe; bazıları sürekli alçalıyor.

 

Açık İstihbarat @ 2010