Siyaset1 Mart 2010 00:00

Fethullah Gülen'i Neden Samimi Bulmuyoruz? - Mustafa Uzun

Bilirsiniz, bugünlerde STV, Samanyoluhaber filan günün her saatinde “darbecilere” ve “darbelere” çakıyor. Destansı bir ses tonu ile STV Ana Haber’in spikerleri “darbecilerin” üstüne üstüne gidiyor. ZAMAN grubuna yakın internet sitelerinin ilk 10 haberinden büyük çoğunluğu “darbecilere” yönelik oluyor. Ne gizli çamaşırlar, ne kirli çamaşırlar…   Lakin daha önce bütün darbecilerle “kanka” olan bu cemaatin bu defa her fırsatta Ergenekonculara tekme tokat dalıyor olmasını “garip” karşılamamız normal değil mi? fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnecialis walgreen coupon site cialis coupon

Fethullah Gülen'i Neden Samimi Bulmuyoruz?

Mustafa Uzun - Haber 5

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

01.03.2010


“ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, hızır gibi imdadımıza yetişen mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz”  

Hocaefendi’yi seversiniz veya sevmezsiniz, bu sizin bileceğiniz bir iş. Yeryüzünün belli coğrafyalarına giden ve kimileri de oradan hakka uğurlanan talebelerinin samimiyeti karşısında da hayranlığınızı belirtir veya belirtmesiniz. Bu da sizin bileceğiniz bir iş.  

Lakin son yıllarda ilk defa siyaseti de, tarafgirliği de bu kadar aleni yapmaları karşısında gözümüze çarpanları ifade etmemiz de çok doğal bir süreç. Üstelik samimiyet noktasında çok ciddi soru işaretlerimiz varken, zihnimize takılanları ifade etmemizi cemaat “hoşgörü” ile karşılamalı diye düşünüyorum.  

Bilirsiniz, bugünlerde STV, Samanyoluhaber filan günün her saatinde “darbecilere” ve “darbelere” çakıyor. Destansı bir ses tonu ile STV Ana Haber’in spikerleri “darbecilerin” üstüne üstüne gidiyor. ZAMAN grubuna yakın internet sitelerinin ilk 10 haberinden büyük çoğunluğu “darbecilere” yönelik oluyor. Ne gizli çamaşırlar, ne kirli çamaşırlar…  

Lakin daha önce bütün darbecilerle “kanka” olan bu cemaatin bu defa her fırsatta Ergenekonculara tekme tokat dalıyor olmasını “garip” karşılamamız normal değil mi? 

Gerek 12 Eylül darbesinde ve gerekse 28 Şubat darbesinde “Gülen cemaati” yolların kenarında birikip geçen tankları alkışlarken o tanklar ülkenin diğer Müslümanlarını ezip geçiyordu.  

Hapishaneler Müslümanlarla dolup boşalırken “ev” ve “dershane”lerin öğrencilerle dolup boşalması uğruna “cemaat” diğer bütün Müslümanlardan kendilerinin “farklı” olduğunu anlatmak istiyordu darbecilere… 

Hem de alenen…

Hem de tarihe not düşerek “darbecileri” alkışlıyordu o günlerde Gülen Cemaati…

Ve elbette Hocaefendi bu işin sözcülüğünü  yapıyordu yazdığı yazılar ve verdiği vaazlarla.  

28 Şubat sürecini birçoğumuz hatırlıyoruz sanırım.

Ben o dönemde ortaokul öğrencisiydim. Birçok şeyin farkında değildik lakin şimdi geriye dönük yaptığımız okumalar durumun vahametini net olarak ortaya koyuyor.  

Uğur Dündar’ın programına çıktı  diye Erbakan’a söylemediğini bırakmayan cemaat, Hocaefendinin 28 Şubat darbe sürecinde Uğur Dündar’ın programlarına çıkıp “başörtüsü, Refah Partisi” gibi konularda darbecileri alkışlayan sözler söylemesini “anlayışla” karşılıyorlardı.

Dündar’ın programına katılan Hocaefendi bir defasında “Seçimlerden önce Refah Partisi’ne kapatma davası açılmalı ki oyu düşsün” mealinde sözler söylemişti de, ne kızmıştık.  

Ama sanırım hiçbiri, gözleri yaşlı  ve onurlu bir şekilde “tesettür direnişi” veren Müslümanları yakıp, yıkıp darbecilerin arzularına göre fetvalar verilmesi kadar Müslümanları yaralamamıştır. 

Üniversite önlerinde direnişe devam eden Müslüman kızları yüz üstü bırakan ve hatta “abi” ve “ablaların”Müslüman öğrencilerin üstlerinden aşarak “derslere” katılmalarını isteyen Hocaefendi, bugün her fırsatta “saldırdıkları” TV ve Gazetelere demeç üstüne demeç veriyordu o darbe günlerinde.  

Bakın, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin "Başınızı açabilirsiniz" dediği bir konuşmasından alıntı yapayım ve mevzu netleşsin.  

“Okullarımızdaki başörtüsü sorunu, çok hassas hale geldi. Ancak şu kadar söyleyeyim, okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı? Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı?

Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli? Kişi kanaatı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır. Bana göre okumayı tercih etmelidirler. Genç kızlarımızın zorlanmaları halinde tercihlerini eğitim gören hedefinden yana yapmalarını arzu ederim.”
 

Bu sözler Hocaefendi'nin sözleri. 

Akşam gazetesinde, Orhan Yurtsever'in Fethullah Gülen'le Yaptığı Röportaj'dan alınmıştır. Tarih, 13 Mart 1998'dir. 

İnanmayan dostlar arşivlerden bu gazeteye ulaşabilirler veya daha emin bir kaynak olan Hocaefendi'nin resmi sitesine bir göz atabilirler. Yani şu adrese; http://tr.fgulen.com/content/ view/2257/5/ 

Haydi, 28 Şubat sürecini iyi biliyoruz. O süreçte Müslümanları ters köşeye yatıran “cemaat” şimdi fırsatını yakaladı ve indiriyor yumruklarını darbecilerin yüzüne. Böyle mi? 

Hayır, sanmıyorum. Ne güven veriyor, ne de samimi bir hava var bu “hava”da.  

Hocaefendi 12 Eylül darbesinde de darbecileri selama durmuştu.

Matbuat dünyasında sanırım “darbeci paşalara” Hocaefendi’den daha “yağlı” cümleler kuran olmamıştır. Mesela darbeden hemen sonra çıkan ilk “Sızıntı” da yer alan “Son karakol” yazısı “muhteşem” bir örnektir.  

“Hızır gibi yetişen Mehmetçiğe” inanılmaz methiyeleri düzen Hocaefendinin şimdi ABD’de oturup “derin istihbarat” destekleri ile Türkiye’deki“darbecilere” yönelik mücadele etmesini takdirle karşılıyoruz ancak samimi bulmuyoruz. Bulmak zorunda olduğumuzu da kimse iddia edemez. Biraz“hoşgörü” lütfen.  

Arzu edenler için Hocaefendinin “Son Karakol” başlığı ile “darbecilere” düzdüğü o muhteşem satırları altta veriyorum. Kaynak, darbenin hemen sonrasında çıkan ilk dergi olan Sızıntı ve Hocaefendinin kendi resmi sitesidir. Sızıntı Ekim sayısı 1980, Cilt 2, Sayı 21 ve http://tr.fgulen.com/content/ view/10747/3/ 

 

Açık İstihbarat @ 2010