|
Kavramlar zamanın direngen çocuklarıdır. Çünkü onların oluşması
ve nihayet insanlığın ortak birikiminin değeri haline gelmesi
uzun bir zaman içinde gerçekleşir.
Bu nedenle aradaki
anlayış ve nüanslara rağmen bir kavramı dile getirdiğinizde,
onunla bir fikir yürüttüğünüzde insanlar sizi
anlarlar.
Kavramlar zaman içindeki uzun
yürüyüşlerinde, tarihin nasıl bir tarih olduğunu da anlatırlar.
Saflar o kavramlarla anlaşılır.
Kısacası siz onları
keyfinizce eğip bükemezsiniz. “Dün böyleydiler ama bugün
başkadırlar, dünkü anlam değişti bugün başka anlamlar
yüklüdürler” dediğinizde, kavramlar mı değişti yoksa siz mi
değiştiniz, biraz durup düşüneceksiniz. Bugünlerde
postmodern savrulmanın bilinçli kalemşorları kavramları altüst
etmeyi keyiflerince kullanmayı pek seviyorlar.
Belli bir
yöntemleri de var doğrusu.
Öncelikle kendileri için
kullanılabilecek ve tam da cuk oturacak kavramları, hızla tersyüz
ederek hasımlarına yöneltmeyi pek seviyorlar.
“Faşizm”
ya da “nasyonal sosyalizm” kavramı bunlardan biridir.
Bu kavramları eski arkadaşlarına, yeni hasımlarına karşı
bir silah gibi kullanmak isteyenler, ne anlama geldiğini, bu
kavramın, kavramların tarih içindeki yerini ve neyi anlatmak
istediğini bilmiyorlar mı?
Kuşkusuz biliyorlar. Faşizmin ya da
nasyonal sosyalizmin sosyalizmle değil, kapitalizmle ilişkili
kavramlar olduğunu ve onun en barbar halini anlattığını da iyi
biliyorlar. Okumuş, zamanın bir behrinde hatmetmişlerdir. Ama
şimdi o kavramları savruldukları ve “iyi bir yer” diye
tanımladıkları köşelerinde, iyi yerlerini korumak için, eski
dostlarını karalamak için kullanmakta hiçbir sakınca
görmüyorlar.
Çok da önemli değildir.
Kavramlar zaman
içinde gelişirken, tarif ederken tarif edilenlere de
direnirler. Ama yeni kavramların devreye girmesi,
oluşması ve zaman içinde heyecanlı bir yolculuğa çıkması
mümkündür.
Bilim kendi kuşku dolu yolculuğunda
zenginleşerek ilerlerken, ondaki kuşkuyu geri dönmenin
işareti zannedenlerse, ortaya çıkan yeni kavramları, bulguları,
teorik çıkarsamaları postmodern savrukluğun verdiği cüretle
rasgele kullanmaktan geri durmuyorlar.
Kuantum mu
tartışılıyor, en âlim “kuantumcu”
onlardır.
Anladıklarından değil, anlamasalar da
kulaktan dolma edindikleri sığ bilgiyi kısır siyaset
tahsillerinin içinde kullanabileceklerine ve yeni
felsefelerinin her şeyi mubah kıldığına
inandıklarındandır.
Bilmedikleri ya da anlamadıkları, bilimin
birikimindeki diyalektik süreçtir. Kopernik'ten Newton'a, Einstein'den
zamanımızın bilimsel bilgisine yükselen spirali anlamaya,
kapılandıkları siyaset kalıpları izin vermez.
O zaman yalnız
kediyi değil, akıllarına estiği gibi, canlarının istediği gibi
olmasını istedikleri belgeleri, durumları, kavramları
Schrödinger'in kutusuna koyuverirler.
Oradan bir
bilinmezliğin, bir idealizmin çıkacağına ve kendilerini kurtaracağına
fena halde inanırlar.
Oysa öyle bir şey çıkmaz o
kutudan. Ne kapitalizmlerini, ne faşizmlerini, ne de muhafazakâr
dünyanın yaratılış teorisini besleyecek bir şey çıkar. Sürekli hareket
eden, hareketin, eylemin tetiklediği belirsizliğin içinden bilim
çıkar.
Bilim geçmişi kutsamaz, geleceği müjdeler.
Kedi
canlıdır, potansiyel eylemin sahibi düzenek eyleme geçmeye, öldürmeye
ya da yaşatmaya elverişlidir.
Kavramlarla oynayıp durmayın.
Eski arkadaşlarınızı yeni ve onursuz hayatlarınızı kurtarmak için
karalamaya çabalamayın.
Sizin üzerimizde kalıyor attığınız
çamur. Schrödinger’in kutusunu açtığımızda kediyi ya ölü
bulacağız ya diri.
Unuttuğunuz kutunun içinde gelişen
eylemdir.
Belirsizliği, kuşkuyu ya da bilimi
tetikleyen de eylemdir zaten.
(Eylül 2009)
|