Dış Politika19 Şubat 2010 00:00

Millileşememiş Dava : Kıbrıs - Emre Özet

Jeolojik yapısı itibariyle, Anadolu’dan kopma bir toprak parçası olan Kıbrıs, halkıyla da Anadolu’dan kopma bir toprak parçasıdır. Buna rağmen tüm “milli dava” yaftalarına rağmen bir türlü milli hassasiyet gösteremediğimiz bir davadır. Her şeyden önce stratejik önemi çok büyüktür. Atatürk 1930’larda Antalya’da bölgenin işgal edildiği varsayımına dayanan bir tatbikatta, genç subaylara soruyor: cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisabilify link abilifycialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon

Millileşememiş Dava : Kıbrıs

Emre Özet - Türkçe Yaşam

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

19.01.2010




Buna rağmen tüm “milli dava” yaftalarına rağmen bir türlü milli hassasiyet gösteremediğimiz bir davadır.



“Yeninden bir İstiklal Harbi verecek olsak, ikmal yollarımız nerden geçer?”



“Beyler Kıbrıs’a dikkat buyurunuz. Kıbrıs düşman elindeyse ikmal yollarımız tıkanmıştır.”

   Kıbrıs’ın yakın tarihinde, tüm sorunların başlama tarihi 1955 yılıdır.1914’lerden 1955’e kadar adada İngiliz egemenliği ve yönetici olarak başında İngiliz valisi vardır.

Rumlar İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden on yıl sonra 1955 yılının Ağustos ayları başlarında, EOKA’yı kurmuş, İngilizlere karşı terör eylemlerine girişmişlerdir. Amaçları Enosis’tir. İngilizler adayı bırakmak istemeseler de yerli halkın kendini yönetme hakkı (self determination) o yıllarda tartışılıyordu.

İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’a cemaat liderlerinin katılacağı bir toplantı öneriyordu.

29 Ağustos 1955’te, Londra’da görüşmeler başladı. Toplantıya Türkiye’den Fatin Rüştü Zorlu, İngiltere’den Mac Millan, Yunanistan’dan Stefanopulos ile Kıbrıs’tan cemaat liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Makarios katılır.

Yunan tezi İngilizlerin gitmesi ve bağımsızlık yönündedir. Türk tezi ise oldukça karışıktır.

Dış işleri eski bakanı Fuat Köprülü ve Başbakan Menderes, Türkiye’nin Kıbrıs meselesi olmadığını savunur. Rumların bağımsızlıkla beraber tüm adaya egemen olması korkusundan dolayı Statüko devam etsin, İngiliz egemenliği sürsün tezini yürütürken, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ise görüşmelerde

“İngiltere adayı terk ederse egemenlik hakkı Türkiye’ye geçer. Çünkü adayı XIX. Yüzyıldan Osmanlı’dan almışlardı.”

tezini ortaya koyar. İngilizler ise buna karşılık hükümet formülünü ortaya koyar.

‘İki cemaat’ temsil edilsin genel vali kalsın. Yani ‘böl-yönet’ görüşünü savunur. Çünkü Rum-Türk anlaşmazlığı İngilizlerin işine gelir. Ancak 6 Eylül’de görüşmeler bir sonuca bağlanamayınca, sona ermiştir.

Ancak gelişen olayların etkisiyle Kıbrıslı Türkler “Volkan” adıyla bir savunma teşkilatı kurarlar. Artık parola bellidir  “Ya taksim, ya ölüm!” Bu sebeple Türklerde Rum-İngiliz gerginliğinde artık bir taraf olarak yerlerini alırlar. Uzun uğraşlar sonucunda Türk ve Rum tarafı anlaşır.

16 Ağustos 1963’ta Kıbrıs bağımsız olur.

Anlaşmayla Makarios cumhurbaşkanı, veto yetkisine sahip Dr. Fazıl Küçük yardımcı olur. Yeni cemaat liderleri ise Denktaş ve Klerides olur. İki halk eşit haklara sahiptir. Ama cicim ayları üç yıl sürer.

30 Kasım 1963’te Makarios Türkleri azınlık durumuna düşüren teklifi hazırlar. Ve devletin anayasasını çiğneyerek Türklerin alınmadığı bir parlamento oturumunda teklifi onaylatır. Birleşmiş Milletler Rum yönetimini ödüllendirip, Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak Rumları tanıdığını açıkladı.

21 Aralık 1963’te Rum polisi iki Türk’ü öldürmesi adada yaşanan ilk kıvılcımlardı. Ardından etnik bir soykırım başladı, bir gecede 103 Türk köyü tahrip ve imha edildi. Yüzlerce insan öldürüldü. Artık Türklere yapılan tacizler, yaralamalar, cinayetler günlük hayatın bir parçasıdır.

Etnik soykırım, durmak için Ayşe’nin 20 Temmuz 1974 tarihli tatilini bekleyecektir.

15 Kasım 1983’te KKTC kurulur.

Birleşmiş Milletler KKTC’yi, ayrılıkçı bir hareket olarak tanımlar.

AB'nin  ise 2004 yılındaki 10. protokolü "KKTC dâhil Kıbrıs AB toprağıdır. Fakat şu anda kuzey bölgede Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin hükümranlığı geçmektedir", demektedir.

Kısacası yüz yıllardır Kıbrıs Türklerinin yaşadığı topraklarda, kurduğu devlet işgal toprağı olarak gösterilip tanınmakta, üstüne üslük Rumlara peşkeş çekilmeye çalışılmaktadır.

AB Türkiye’yi her zaman işgalci kuvvet olarak görmektedir. Avrupa Parlamentosu Genişleme Çalışma gurubu 2000 yılında hazırladığı ‘Türkiye ve Avrupa Birliği ile ilişkiler raporu’ Kıbrıs hakkında şöyle demektedir:

   “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin topraklarının %37’sini yasadışı bir biçimde işgal etmektedir. Gerileme süreci 31 Mart 1988 tarihinde başlatılmıştır ve 10 Kasım tarihinde aralarında Kıbrıs’ın bulunduğu ilk ülke gurubu ile katılma görüşmeleri başlamıştır. Üyelik, adanın tümünü kapsamalı ve adayı bölen anlaşmazlığa barışçıl bir çözümün bulunması sürecini hızlandırılmalıdır.”(10.02.2000)

Oyun çok basitti. Irak işgal sonrası iki mezhep ve bir etnik guruba bölünürken, Kıbrıs’ta birbiriyle sorunlar yaşamış iki halk, yaratılmak istenen ‘Kıbrıslılık’ menşei altında birleştirilmeliydi. Geçmişte akıl almaz durumlar yaşansa bile. Rauf Denktaş Kıbrıslılık hakkında şöyle düşünüyordu:

“Kıbrıslı olan, Kıbrıs’ın bitkisidir, eşeğidir, Biz Türk’üz onlar Rum. Ayrı köklerden geliyoruz. Her insanın bir milleti olur.”

Kıbrıs üzerinden hala propagandalar yürütülmektedir.

Öyle ki; TÜSİAD 2001 Aralık ayında

“Kıbrıs feda edilebilir, bize yük oluyor”

manasına gelen açıklamalar yapmıştır.

KKTC ise 2002’de “Yes be annem!” propagandasıyla çalkalanıyordu.

24 Nisan 2004’te KKTC halkı, Verhaugen’in “Hayır derseniz sonucuna katlanırsın” tehdidi ve Türk Cumhuriyeti’nin evetçi baskısıyla, Annan Planı kapsamında, sandıklara gitti.

Türkler %65 evet derken Rumlar %75 oranında hayır dedi.

 Türk halkı safça iyi niyet gösterisinde bulunduğu halde, ambargoyu kaldırma gibi taahhütlerin hiç birisi yerine getirilmedi.

Üstüne üstlük Maraş, Magosa limanı isteniyordu. Rum tarafı ise 1 Mayıs 2004’te AB’ye tam üye oldu. Oysa 1960 anlaşmalarına göre garantör devlet Türkiye’nin üye olmadığı hiçbir yere herhangi bir Kıbrıs yönetimi giremezdi.

AB komiseri Karen Fogg 2007 yılında “Adanın yarısını birliğe alarak AB yasalarını çiğnedik”,
Verheugen Kıbrıs Hükümeti beni iğfal etti demiştir.

Rauf Denktaş AB yetkililerine

“Yıllardır bu meselenin niçin halledilmediğini biliyor musunuz? Siz Rumlar için hallettiniz de onun için. Kıbrıs bir Rum devleti değil ki bir ortaklıktı. Fonksiyonlar açısından federaldir. Siz bunu sanki bir üniter devlet gibi kabul ettiniz. Bizi azınlık gibi görüyorsunuz. Resmi Kıbrıs Hükümeti sahte unvanı altında, Kıbrıs’ın tümünü alıncaya kadar sizden destek alarak, bu durumu devam ettirecek...”

diye seslenmişti. Sanırım bir gün Türk kimlikli Rumlarda çıkıp adayı tamamen bağışlarsa bu iş tamamen çözülecek.

Peki, Kıbrıs neden önemli?

Türkiye, Yunanistan ile Ege’de 12 mil sorunu yaşamaktadır.

Bu durumun gerçekleşmesi halinde Türkiye Yunan karasularından geçip uluslar arası sulara ulaşabilecek. Bu soruna Kıbrıs’ında eklenmesi durumunda, Türkiye karasuları baskı altında kalmakla birlikte adeta denizlerine olta dahi atamayacak duruma gelecektir.

Kıbrıssız bir Türkiye tehdit altına girer.

Yakın tarihte Kıbrıs’a S300 füzeleri yerleştirilmek istenmişti. Bu füzelerin yerleştirilmesi halinde Kıbrıs’tan yapılacak herhangi bir atış, Türkiye’nin en uç köşesini vurabilecek niteliktedir.

NATO ve AB için uçak gemisi ve üs merkezi olan Kıbrıs Türkiye için hayat damarıdır.

Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez. Cengiz Topel’ler, Kıbrıs peşkeş çekilsin diye şehit olmamıştır.


Jeolojik yapısı itibariyle, Anadolu’dan kopma bir toprak parçası olan Kıbrıs, halkıyla da Anadolu’dan kopma bir toprak parçasıdır. Her şeyden önce stratejik önemi çok büyüktür. Atatürk 1930’larda Antalya’da bölgenin işgal edildiği varsayımına dayanan bir tatbikatta, genç subaylara soruyor: Genç subaylar Suriye’yi, şurayı burayı gösterir. Atatürk haritayı eline alır der.
Açık İstihbarat @ 2010