'Türk'ü NATO'ya Tutsak Ettiler - Atilla İlhan
'Türk'ü NATO'ya Tutsak Ettiler''. Dünya 'da yazıyordum, Kıbrıs yüzünden 'müttefikimiz' ABD ülkemize 'ambargo' bindirmişti; 40'lı yıllardan bu yana, Batı'yla 'ittifakın' aleyhimize çalışacağını, yazıp söylemiştik ya; yazıyı o öfkeyle döşenmişim, sizce, bundan başka hangi başlık yaraşırdı? 'Tutsaklık' abartılmış sayılabilir; iyi de eğer 12 Mart ve 12 Eylül 'müdahaleleri' -ve özellikle mahiyet ve neticeleri- hesaba katılırsa, hâlâ abartılmış bulabilir misiniz? Türkiye 'nin hanidir içinde debelendiği bataklık, o iki 'müdahale' nin 'eseri' değil midir? TSK 'ye, bir NATO ordusu olmak, ne kadar yararlı olmuştur? acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadafusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acne
Tespit/1 ''... ilk bakışta kolordu, oldukça güzel yapılmış; ve saygı uyandıran bir etki bırakıyor. Atları ise, ufak tefek olsa da, bedenleri güzel. Koşumları çeşit çeşit ve koşum kalitesi kötü; örneğin, kolorduyu gezerken, eğerimin üzengisi koptu. Kolordu birliklerinin, Kemal 'in önünden geçişi sırasında, birkaç süvarinin üzengisinin kopmuş olduğunu farkettim. Eyerlerin, çoğunlukla 'süvari tipi' olmasına rağmen; binicilerin, 'Kazak tarzı' oturmaları dikkati çekiyordu. Silah ve donanma iyi oturmamıştı; dayanılmaz bir sallantı sürüp gidiyordu. Sadece 500 kişinin mükemmel kılıcı vardı; tamamen kendi yaptıkları, elişi mızraklar taşımaktaydılar. Kolordu karargâhı'nda hiç silahı olmayan bir bölük mevcuttu...''
Tespit/2 ''... Türk topçularının gözlem yerleri, oyulmuş kayalar içindeydi; böyle siperlerde, ne oturarak, ne ayakta, ne de başka bir şekilde, ateş etmek mümkündür; bu mevziler dışında, biraz daha solda, esas topçu mevzileri olarak adlandırılmış bir mevzi var; daha yüksek dağ sırtlarında, oyulmuş kayaların üzerinde, iki sıra telle çevrilmiş! Konumu sağlamlaştırmak için, işe yarar bir şey bulunamıyor: Tel yok, demir yok, ağaç yok; odun bile develerle, eşeklerle taşınmaktadır...''
Tespit/3 ''... topçu mevzileri dolaylarında, bir kağnıya rastladık, arpa yüklüyorlardı; onlara, bu arpayı kimin için yüklediklerini sorduk; Türk subaylarından birisi cevap verdi: ''- bunlar bizim ön saftaki askerlerimiz içindir; asker bunu suda kaynatıyor, sonra da ceplerine dolduruyor; bu arpayla haftalarca aylarca besleniyorlar...'' (Aydınlık, 8 Nisan 2001).
Gazi neye 'karşı' idi?
' İ stiklal Savaşı' bir yerde, 'yokluklar savaşı'ydı; Gazi, Vladimir İlyiç 'e yazdığı ilk mektubunda, açıkça 'silah, mühimmat ve para yardımı' istemiştir. Yardım, -geç, güç ve yetersiz de olsa- gelmiş, askere dağıtılmıştı; zaten Sovyet Hey'eti, bu amaçla cephede dolaşıyor. İyi de Ankara 'nın, benzer bir savaşta Emperyalizm 'e karşı vuruşan, Moskova 'ya tavrı neydi? Mustafa Kemal, İzmit 'teki ünlü basın toplantısında, bu soruya ne cevap vermişti, hatırlar mısınız? ''... Ruslar (...) Türkiye 'nin kayıtsız şartsız onların siyasetine bağlı olmasını ve onların sevk edeceği yönde yürümesini isterler; ve devletin iç örgütlenmesinin bile, onların kendi örgütünün niteliğine benzer bir şekilde (olmasını) isterler. Rusların bugünkü karakteri bunu gerektirmektedir...'' (Eskişehir/İzmit konuşmaları, s. 99. Kaynak Yayınları. 1993)
I. Dünya Savaşı 'nda, 'ittihatçı Almancılığın', ordudaki olumsuz etkilerini yaşamışlar için, savunmayı 'ecnebi' ile 'özdeşleştirmek', onun emrine girmekten ibaretti; oysa Anadolu İhtilali'nde 'istiklal-i tam' ve 'hürriyet' uğruna vuruşuluyor. Gazi, Sovyetler'le dostluğu, daima 'istiklal-i tam'ın sınırında tutmuştur. Hatıraları'nda, ordudaki 'ittihatçı Almancılığını' nasıl anlatmıştı, hatırlamayalım mı? Falih Rıfkı Bey 'e söylemişti: ''-... Enver ve arkadaşları, zaten daha önce Türk milletini uygunsuz bir duruma sokmuşlardı; bu uygunsuz durum, ordunun ecnebi kumandanların eline bırakılmasıdır (...) Ben ordunun, kayıtsız şartsız, bütün sırları ile Alman Askeri Hey'etine verilmesi ve bırakılmasından çok üzgündüm; daha karar verilmezden önce, bir tesadüf ile durumu öğrendiğim zaman, sesimin erişebileceği makamlara kadar, itirazlarda bulunmayı vazife saymıştım. itirazlarıma kimse cevap vermedi...''
'NATO Parantezi'nin, hangi manada yanılgı sayılması gerektiği; Başkan Johnson 'un, İnönü 'ye ünlü mektubundan beri, yoksa hâlâ anlaşılamadı mı?
O hakkı vermek ve korumak...
Yazıldığı dönemde o başlık 'cür'etkâr' sayılabilirdi: 'Türk'ü NATO'ya Tutsak Ettiler''. Dünya 'da yazıyordum, Kıbrıs yüzünden 'müttefikimiz' ABD ülkemize 'ambargo' bindirmişti; 40'lı yıllardan bu yana, Batı'yla 'ittifakın' aleyhimize çalışacağını, yazıp söylemiştik ya; yazıyı o öfkeyle döşenmişim, sizce, bundan başka hangi başlık yaraşırdı? 'Tutsaklık' abartılmış sayılabilir; iyi de eğer 12 Mart ve 12 Eylül 'müdahaleleri' -ve özellikle mahiyet ve neticeleri- hesaba katılırsa, hâlâ abartılmış bulabilir misiniz? Türkiye 'nin hanidir içinde debelendiği bataklık, o iki 'müdahale' nin 'eseri' değil midir?
TSK 'ye, bir NATO ordusu olmak, ne kadar yararlı olmuştur? Bu vahim sorunun cevabını, elbette tarih verecek! Meşrutiyet Ordusu'nu Berlin'e teslim etmekle; Cumhuriyet Ordusu'nu Washington'a teslim etmenin, aynı şey olacağı açıktı. Gazi 'nin de -hatta İsmet Paşa 'nın da- ilkine şiddetle karşı olduğu malumdu; o halde üniformasından talim terbiyesine, teknolojisinden stratejisine 'ecnebiye' bağlı bir örgütlenmeye, nasıl gidilebildi?
Bunun 'Doğu Bloku' dehşetiyle ilgili olmadığı, o blok dağıldıktan sonra, pek güzel anlaşılmıştır; hele ünlü 'komünizm tehlikesi' ortadan kalktığı halde, aynı 'bağlılık' -yoksa bağımlılık mı?- sürdürülmek isteniyorsa, o istekte kolaylıkla art niyet aranabilir.
TSK, T 'nin hakkını vermek, hem de onu korumak zorundadır.