|
Son zamanlardaki
gelişmeler karşısında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un Hürriyet
gazetesine yaptığı açıklamalar büyük önem taşımaktadır.
Ancak,
Başbuğ’un açıklamaları hiç de doyurucu olmadığı gibi, TSK’nın içine
sürüklenmek istenen durum açısından üst komuta kademesinin
pasif bir tutum içinde olduğunu belgelemekten başka bir işe
yaramamıştır, hatta vatanını sevenlerde düş kırıklığı yaratmış
olmalıdır.
Bir kere, Başbuğ, her şeyden önce, TSK’ya
yöneltilen haksız ve çirkin saldırıların nedenini açıklamamıştır.
Oysa, bu “neden”i en iyi bilecek kişilerin başında o gelmektedir.
İkincisi, bu saldırılara karşı ne gibi önlemler alındığından
hiç söz etmemiştir.
Üçüncüsü, yargı sürecinin çok uzun
sürdüğünü kendisi bildirmiş olmasına karşın, gerçeklerin yargılama
sonucunda ortaya çıkacağını ve o nedenle beklenmesi gerektiğini
söylemiştir ki, bu, sonuç alınıncaya değin TSK’nın kendisine
yöneltilen saldırılara karşı hiçbir şey yapmayacak demektir.
Unutulmamalı ki, hemen her gün kamuoyu önünde TSK’ya çirkin
iftiralar yapıldığına göre, bu anlayış, bunlara karşı TSK sesini
çıkarmadan öylece oturup aylarca, yıllarca bekleyip duracağı anlamına
gelmektedir.
Oysa, Başbuğ’un kendisi saldırı ve iftiraları
“asimetrik psikolojik savaş” olarak nitelendirmiş
bulunmaktadır.
Demek ki, asimetrik bir psikolojik
savaş sürüp giderken, TSK öylece eli kolu bağlı duracak ama
saldırganlar saldırı üzerine saldırı
düzenleyeceklerdir!
Öte yandan, Başbuğ, TSK’nın
siyasetin dışında olmasını da bu pasif tutumunun bir gerekçesi olarak
göstermiştir.
TSK’nın siyaset dışı kalması, günlük siyasal
çekişmeler açısından elbette doğrudur. Ne var ki, devlet yönetimi
demek, siyaset demektir.
Örneğin, Siyaset Bilimi günlük
siyaset kavgalarını değil, en başta devlet yönetimini ele alıp
inceler.
Kaldı ki, Genelkurmay Başkanı, kendisinin bir
“devlet adamı” olduğunu söylemiştir. O halde, bir devletin özü ve
temel dayanağı olan silahlı kuvvetleri her gün çirkin ve haksız
saldırıların hedefi olurken, “devlet adamı” Başbuğ’un bu konuda neler
yaptığını bilmek bu devletin vatandaşlarının hakkıdır.
Tüm
bunların yanı sıra, ilk devletlerden bu yana bir devleti devlet yapan,
en başta üstün maddî güç tekelidir.
Bu güç, dışta ve içte
devletin varlığını sürdürecek olan ordusu, içte de kolluk güçleridir.
Bir devlet, bunlar göstermelik olarak kalırsa ya da başka
devletlerin buyruğu altına girerse, bağımsız bir devlet olmak
niteliğini yitirir. Bu nedenle, devletler arası mücadelenin sonuca
götürücü en kesin yolu orduların savaşmalarıdır.
Bilindiği
gibi, zafer ya da yenilgi, birçok muharebenin sonuçlarının toplamıdır.
Her muharebe bir yanı güçlendirirken, öbür yanı zayıflatır.
Ne
ki, bu mücadele yalnızca silahla yapılmaz, bir çeşidi de “psikolojik
savaş”tır. Psikolojik savaşta kimin kazandığına ve kimin kaybettiğine
karar verecek olan da “yargı” değildir.
“Dünya tarihi,
dünya mahkemesidir”
sözünü unutmamak
gerekir.
Başbuğ’dan en azından şu açıklamayı yapmasını
beklerdim:
ABD ve yandaşları, İsrail’in de çıkarlarını
gözeterek, Orta Doğu’ya yeni bir düzen getirmek istemektedir. Bölgenin
İslam devletlerini kendisinin kolayca yönlendirebileceği bir çatı
altında toplamak bu yeni düzenin amaçlarındandır.
Bu amaçla
da, Türkiye’yi bu düzenin başına getirmek işine en gelen yoldur.
Ancak, aynı çatı altında toplamak, istediği İslam devletleri, genelde
şeriatçıdırlar. Bu nedenle, laik Türkiye bu amaçla kullanılamaz.
Dolayısıyla, ılımlı İslam maskesiyle bu laik yapıyı değiştirmek
gerekmektedir. Bu sağlandığında genelde Sünni olan İslam devletleri,
Şii olan İran karşısında ABD’ye bağlı bir bütünlük gösterecekleri
gibi, aynı çatı altında yer alacak olan Kürt devleti de
gelişebilecektir.
Osmanlı Devleti, geçmişte bu bölgede söz
sahibi olduğundan yine Yeni Osmanlılık şemsiyesi kullanılmalıdır. Ne
var ki, Kemalizm’e, laikliğe ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı ve
topraklarını Güneydoğu Anadolu’ya da sıçratacak olan Kürt devletine
karşı olan TSK, bu proje önündeki en büyük engeldir.
Bu
nedenle, TSK güçsüzleştirilmeli, kolu kanadı kırılmalı, toplumdaki
saygınlığı kaldırılmalı, moral çöküntüsüne uğratılmalı,
etkisizleştirilmelidir. Bunun yanı sıra iktidara bağlı ve ağır saldırı
silahları ile donatılmış alternatif bir silahlı güç devreye
sokulmalıdır. İşte, bu nedenlerle TSK hedef tahtasına
oturtulmuştur.
Bir Türk “devlet adamı” bunları
düşünmeli, ulusa anlatmalı, bu amaçla yapılan saldırıları etkisiz
kılmak için önlemler almasını
bilmelidir. (07 Şubat
2010)
|