|
(Açık İstihbarat :
Güngör Mengi, sanki bu yazıyı, sadece AKP değil, Genelkurmay
Başkanlarının da Atatürk'ü unutup, Osmanlı'dan örnekler vermeye
başladığı günleri öngörerek yazmış. Bkz.Laik
Osmanlı'nın Yeni Bekçisi : Yeni Genelkurmay
)
--------------------------------------------------------------------------------------------- Türkiye geleceğe yoğunlaşmaktan, plan yapmaktan, güzel hayaller
kurmaktan uzaklaştı.
AKP iktidarının özellikle son dönemlerinde
geçmişimize dönük bir kavga, hatta bir intikam tutkusudur almış başını
gidiyor.
Bu devlet, cumhuriyet ne kadar sağlam kurulmuş ki
bunca hor görme, bunca düşmanlık ona diz çöktürtemiyor.
Çünkü
kurucu atalarımız bugünün yönetenlerinden çok ama çok farklıydı. Onlar
“On yılda on beş milyon genç” yaratan mucizenin
kahramanlarıydılar.
Bütün tutkuları gençlerini çağdaş
medeniyetin seçkin üyeleri olarak yetiştirerek devleti ve milleti
yüceltmekti.
Yirminci Yüzyılın iki cehennem ateşi arasında
hiçbiri tehlikeleri abartarak, halka korkular salarak iktidarlarının
sorgulanmasını önleme kurnazlığı peşine düşmedi.
Nereden
nereye?
Londra’daki bir akademisyen dostumdan aldığım
aşağıdaki elektronik posta mesajı, Türk siyasetini 90 yıl ara ile
temsil eden kuşaklar arasındaki ibret verici farkı ortaya koyması
bakımından bana çekici geldi.
Hem şimdikilere ilham verir belki
diye, hem özlem ve sevgimizin merkezinde duran o asil ruhları minnet
ve rahmetle selâmlamaya vesile olur diye paylaşmak
istedim.
Sözü burada, hatırasını saygı ile andığımız rahmetliye
bırakıyorum:
İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum
sıralar okul duvarında bir ilân gördüm..
“Avrupa’ya talebe
yollanacaktır.”
Allah Allah dedim! Ülke yıkık dökük, her yer
virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa’ya talebe... Lüks
gibi gelen bir şey.
Ama bir şansımı denemek istedim.
150
kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk “Berlin
Üniversitesi’ne gitsin” diye yazmış.
Vakit geldi Sirkeci
Garı’ndayım; ama kafam çok karışık.
Gitsem mi, kalsam mı? Beni
orada unuturlar mı?
Tam gitmemeye karar verdiğim bir sırada bir
posta müvezzii ismimi çağırdı: “Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir
telgrafın var.”
Mustafa Kemal farkı
Telgrafı
aldım ve açtım. Aynen şunlar yazıyordu:
“Sizleri bir
kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri
dönmelisiniz.”
İmza Mustafa Kemal...
Okuyunca
düşündüklerimden olağanüstü utandım. “Şimdi gel de gitme, git de
çalışma, dön de bu ülke için canını verme” dedim.
Düşünün,
1923’te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne
hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin
önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?
Çok başarılı oldum.
Ülkeme alev olarak döndüm.
Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve
Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum.
Kürsü Başkanı oldum. Daha
sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.
Ben kim
miyim?
Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı
bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ım.
|