Siyaset11 Şubat 2010 00:00

Altan'ın Muzaffer Tekin'le Tanışması Engellenmeli

Yaşar Büyükanıt bunu birinci elden tecrübe etmişti. Zamanında yanından çalışan ve Şemdinli olayları sırasında ismi geçen astsubay için;  "tanırım; iyi çocuktur" ifadesini kullanıp, kullanacağına pişman oldu. Bu tek cümlelik kefillik Büyükanıt'a pahalıya mal oldu. Yandaş basın bu cümleyi sakız gibi çiğneyip durdu ve hala çiğnemeye devam ediyor. ...Kefil olmanın bedelinin bu kadar yüksek olduğu süreçte; "Ergenekon" vakanüvistlerinden ensestfil Ahmet Altan, Selimiye'de başlıklı 9 Şubat 2010 tarihli yazısında  bakın kime nasıl kefil oluyor:coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effects

Altan'ın Muzaffer Tekin'le Tanışması Engellenmeli

Açık İstihbarat Özel 

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

10.02.2010


Kefil olmanın bedeli; aklın, vicdanın ve hukukun askıya olduğu dönemlerde normalden daha ağır olabilir.

Yaşar Büyükanıt bunu birinci elden tecrübe etmişti. Zamanında yanından çalışan ve Şemdinli olayları sırasında ismi geçen astsubay için;

"tanırım; iyi çocuktur" ifadesini kullanıp, kullanacağına pişman oldu.

Bu tek cümlelik kefillik Büyükanıt'a pahalıya mal oldu. Yandaş basın bu cümleyi sakız gibi çiğneyip durdu ve hala çiğnemeye devam ediyor.

"Ergenekon" iddianamesini okuduğunuzda, birbirlerinden sitayişle sözeden bir çok isme rastlıyorsunuz. Daha vahimi; "Ergenekon" savcılarının, normal beşeri ilişki içerisinde değerlendirilebilecek bu sözleri, "örgüt üyeliğinin kanıtı" olarak mahkemeye sunması. 

Tabi "Ergenekon" sürecinde, övdüğünüz insanlarla da, küfrettiğiniz insanlarla da örgütdaş olma suçlamasından kurtulmanız mümkün değil. Suç delilinin yokluğunun suçun kanıtı olarak sunulduğu bir iddianameden sözediyoruz. (Bkz: İlhan Selçuk'un cep telefonu olmamasının örgüt ilişkileri çerçevesinde gizliliğe önem verdiğinin kanıtı olarak sunulması) . Anlayacağınız, savcı koltuğunda oturan Zekeriya Öz'ün yüksek hukuk anlayışından sual olunmaz. 

Kefil olmanın bedelinin bu kadar yüksek olduğu süreçte; "Ergenekon" vakanüvistlerinden ensestfil Ahmet Altan, Selimiye'de başlıklı 9 Şubat 2010 tarihli yazısında  bakın kime nasıl kefil oluyor:

“Ülkenizin ordusunda nasıl subaylar olsun” dendiğinde “işte böyle” diye gösterilebilecek bir hâkim albayın odasına aldılar beni.

Uzun boylu, yakışıklı, kibar, ölçülü, saygılı, genç bir albay.

Geniş ve aydınlık odasının büyük pencerelerinin altında saksılar içinde çiçekler duruyor.

Masasından, odasından, üniformasını taşıyış biçiminden titiz ve zevkli biri olduğu anlaşılıyor.

“Taze çay demlettim, içer misiniz,” dedi.

Kulplu bir cam fincanda çay getirdiler.


Okuyanda, ifade almaktan çok, komşu ziyaretini anımsatan bu diyalog üzerine sayfalarca psiko-analiz yazılabilir.  Bir albayın uzun boylu, yakışıklı ve genç olmasının bu kadar vurgulanmasını, ensest dahil bir çok cinsel sapkınlığa sempatik yaklaştığı anlaşılan Altan'ın özel dünyasına havale ediyoruz.

Kamuoyunu ilgilendiren kısım; "Ergenekon" sürecinin köşesine yerleştirilen isimlerinden biri olan Ahmet Altan'ın ; gazetesine sızdırılan belgelerle ilgili ifadeye çağıran ve hayatında ilk kez gördüğü askeri savcıya bu şekilde methiye düzerken içine düştüğü çelişki.

Ahmet Altan; sözkonusu askeri savcıya, hangi tecrübelerine dayanarak; "örnek gösterilmesi gereken subay" sıfatını yakıştırıyor?

Eğer; onun bu sıfat lütufkarlığı bu kadar normal ise; Yaşar Büyükanıt'ın yanında mesai harcayan bir astsubay için, "tanırım, iyi çocuktur" demesi niye yadırganıp, binbir komploya malzeme ediliyor?

Eğer; birisini bir kere tanıdıktan sonra onu aşırı şekilde övmek Ahmet Altan sözkonusu olduğunda normal bir davranış ise; "Ergenekon" iddianamelerinde onlarca insanın beşeri diyalogları örgütdaşlıklarının kanıtı olarak medyaya malzeme oluyor?

Ahmet Altan'ın ; tek tanışma üzerinde bir albayın zarefetine, yakışıklılığına ve uzun boyluluğuna bu kadar methiyeler düzüp , etki altında kalması "Ergenekon" süreci açısından  da ciddi bir zaafa işaret etmekte.

Altan'ın "Ergenekon" sürecinde insanları yaftalamak konusundan en önemli kıstasının "tanışıklığı olmak" olduğunun bir başka kanıtı da ; "Ergenekon"'dan içeri alınan Tijen Mergen'le ilgili takındığı tutum. 

Doğan gazetecilik icra kurulu üyesi Tijen Mergen, bir çok insanla beraber klasik dalgalardan biri ile içeri alındığında, Taraf'la beraber yandaş medya bildik yayınları yapmıştı.

Fakat daha sonra Ahmet Altan; "Kürtler, Fenerbahçe, Sedat, Tijen" başlıklı 19 Nisan 2009 tarihli yazısında Tijen Mergen için neler yazıyor :

Ben bunları anlatırken Milliyet Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Sedat Ergin aradı.

Dedi ki, “Tijen Mergen’in Ergenekon’la hiçbir ilişkisi yoktur.”

İki gün nezarette tutulan Mergen’e, Milliyet gazetesi için düzenlediği “Baba Beni Okula Gönder” kampanyası sorulmuş.

Telefonları dinlendiği için o telefonlarda arkadaşlarıyla yaptığı konuşmaları sorulmuş.

Ergenekon sanıklarını tanıyıp tanımadığı sorulmuş.

Bir Sinan Aygün’ü tanıyormuş, gazete için yapılan bir kampanya nedeniyle tanışmış.
Bir de Adnan Akfırat’ı tanıyormuş, onunla da öğrenciliği sırasında Boğaziçi Folklor Kulübü’nde tanışmış.

Ben Sedat’ı çok uzun yıllardan beri tanırım.

Tanımasam da fark etmezdi, biri “adını ortaya koyarak” bir şey söylüyorsa aksi kanıtlanana kadar ben ona inanırım.

Şimdi savcıya ve polislere sormak gerekiyor.

“Siz Tijen Mergen’i niye alıp iki gün nezarette tuttunuz?”


Gördüğünüz üzere; Ahmet Altan; "tanıdığının tanıdığı" sözkonusu olduğunda hukuku hatırlayabiliyor.

Hatta; "biri adını ortaya koyarak bir şey söylüyorsa aksi kanıtlanana kadar ben ona inanırım" derken içine düştüğü çelişkinin ve ikiyüzlülüğün farkında değil.

"Ergenekon" duruşmalarında insanların adlarını ortaya koyarak, haklarındaki onlarca iddiayı tek tek yalanlamasını yok sayıyor.

Çünkü Altan; onları tanımıyor. Onları tanıyanları da tanımıyor. Onlardan bir kulplu cam fincanda çay içmişliği de yok. Bu sanıkların bir çoğu ; Altan'ı etkileyecek cinsten uzun boylu, yakışıklı ve genç de değiller.

Yalnız; "Ergenekon" sanıkları açısından umut kaybolmuş değil.

"Ergenekon" sürecini yönetenlerin; Ahmet Altan'ın şans eseri de olsa Muzaffer Tekin ile tanışmasını engellemesi gerekiyor. 

Altan'ın;  Muzaffer Tekin'in herkesin üzerinde mutabık kaldığı zarifliği ve nezaketine muhatap kalması durumunda; içindeki bütün düğümlenmelere rağmen, Tekin'i

"Türk ordusunun başında nasıl subaylar olsun derseniz, örnek gösterilecek bir subay"

ifadeleri ile övgülere boğması içten bile değil. 

Hele bir de kulplu bardakta çay ikram edilirse Altan'ı tutabilene aşkolsun.

O noktada Altan'ın ;

"bu insanlar isimlerini ortaya koyarak, biz örgüt değiliz diyorlarsa , aksi kanıtlanana kadar ben onlara inanırım"

cümlesini kurması içten bile değil.

Buradan "Ergenekon" sürecini yönetenleri, Muzaffer Tekin'i ve eşi Müge Hanım'ı; Altan'ın çelişkilerle ve kara deliklerle  bezeli psikolojisi  konusunda  uyarıyoruz. 

Olmaz demeyin...."Ergenekon"'da bu da olur.

Açık İstihbarat 

Açık İstihbarat @ 2010