İstihbarat10 Şubat 2010 00:00

Mandaya Yatmak - Mustafa Yıldırım

<FONT color=#222222 face=Arial>Bütün bunlar olurken, İstiklal Harbinden geçmiş paşalar, Amerikan tezleriyle donansınlar ve düşman olarak sınıflandırdıkları yurttaşlarına karşı Amerikan yöntemiyle savaşmayı öğrensinler, diye Türk subaylarını Amerika'ya yolladılar! <BR><BR><STRONG>Bir yanda ABD Büyükelçisi Wadsworth, öte yanda Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, halk arasında Amerikan kültürünü yaymak, yerli dostlarını çoğaltmak için 1951&#8217;de Ankara&#8217;da bir dernek kurdular.<SPAN class=Apple-converted-space>&nbsp;</SPAN></STRONG><BR><BR>Amerika&#8217;nın kurtarıcılığına ve kollayıcılığına iman eden Ulus Başyazarı Prof. <SPAN style="BORDER-BOTTOM: #0066cc 1px dashed; CURSOR: hand" id=lw_1265783336_0 class=yshortcuts>Nihat Erim</SPAN>&#8217;e gelince: </FONT><div style="display:none">cialis coupons printable <a href="http://blog.suntekusa.com/page/Free-Printable-Cialis-Coupons">link</a> discount prescription drug card</div><div style="display:none">renovation vejle <a href="http://blog.pelagicfm.com/page/renovation-nyborg-34Q">renovation skive</a> renova</div><div style="display:none">oxcarbazepine dosage <a href="http://www.bilie.org/blogengine/page/oxcarbazepine-49L.aspx">bilie.org</a> oxcarbazepin</div>

Mandaya Yatmak

Mustafa Yıldırım - Bolu Olay 

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

10.02.2010


Emekli Yargıç Alb. Emin Değer, 2001’de Ankara’nın bir salonunda ikili anlaşmaların sonuçlarını anlatıyordu.

Orta sıralardan çelimsiz, iyi giyimli yaşlıca bir kişi, öfkeyle yerinden kalkıp öne yürüdü;

“Doğru söylemiyorsunuz!” dedi, “Ben o zamanlar Trakya’da üsteğmendim; doğru dürüst topumuz, tüfeğimiz bile yoktu!”

Şaşıran Emin Değer kibarlığını bozmadan

“Görüyorsunuz ki yabancıya avuç açmakla da bir yere varılmıyor!”

diyebildi.
Çelimsiz, iyi giyimli, emekli subay yanıtı sevmedi ve “Yanlış” diye bağırarak salondan çıkıp gitti.

“Subaylar silahlarını beğenmeyince korkuya kapılıp ilerisini gerisini düşünmeden yabancının kanatları altına girmeye mi yeltenirler?”

diye sordum içimden ve o muhtaçlık duygusuyla titreyen üsteğmenin modern tüfeksizlikten sızlandığı yıllarda Cumhuriyeti kuran partinin Ulus Gazetesi’ndeki başyazııyı anımsadım: 

“Son günlerde” diye başlayan Profesör, “birbiri üstüne Amerika’dan çok iyi haberler gelmektedir”

diyor ve biatını bildiriyordu:

“Yirminci yüzyılın, insanlığın müşterek kaderine inanmış ve bu ülküye en çok hizmet etmiş olarak anılacak milletleri(n) başında Amerika’nın geleceğini söyleyenlerin yanılmadıklarına biz de inanmaktayız” 

“Amerikasız tanzim olunacak barış düzeninin” ıstırapları çoğaltacağı endişesiyle titrediklerini de ekliyordu Profesör!

Hangi nedenlerle titrediklerini ve hangi somut gerekçelerle Amerika’ya biat ettiklerini açıklamıyordu Profesör; çünkü yalnızca inanmaktadır!

Bağımsızlıkla birlikte gelen şanlı yükseliş yıllarının ardından yalnızca 9-10 yıl geçmişti. Hiç gereği yokken bir kez daha yabancıya avuç açanlar, Kuzey’den Ruslar gelecek diye tir tir titremektedirler.

Tıpkı 1912’de, bizi yanınıza alınız diye İngiltere’ye, Fransa’ya yaltaklanan ve dirsek yiyince Almanya’nın kumandasına giren anlı şanlı Hasan Cemal Paşa, Enver Paşa ve Talat Bey’in titredikleri gibi! 

Amerika, Türkiye yönetimini avucuna almış; 300 milyon dolar vermiş; bir iki savaş gemisi yollamıştı.

Karşılıklı çıkarlara ve uluslararası barışa hizmet edecek askeri ve ekonomik bir anlaşma değildi imzalanan:

Devletin iç yönetim düzeninin, emniyetinin ve ordunun, istihbaratın Amerikalı müfettişlerin istekleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını da kapsıyordu.

Yalnızca devleti ve kurumlarını teslim etmiyorlar; aynı zamanda yüzlerce yıl sonra bir kerecik daha kendi ayakları üstünde doğrulma onuruna ve guruna kavuşmuş olan halkın ruhunu da teslim ettiler.

Yayılmacı (modern fetihçi) devleti, ezeli ve ebedi dost olarak belletmek için propagandaya giriştiler ve CIA’yı da içlerine alarak yalan rüzgârına yelken tuttular. 

Bütün bunlar olurken, İstiklal Harbinden geçmiş paşalar, Amerikan tezleriyle donansınlar ve düşman olarak sınıflandırdıkları yurttaşlarına karşı Amerikan yöntemiyle savaşmayı öğrensinler, diye Türk subaylarını Amerika'ya yolladılar!

Bir yanda ABD Büyükelçisi Wadsworth, öte yanda Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, halk arasında Amerikan kültürünü yaymak, yerli dostlarını çoğaltmak için 1951’de Ankara’da bir dernek kurdular. 

Amerika’nın kurtarıcılığına ve kollayıcılığına iman eden Ulus Başyazarı Prof. Nihat Erim’e gelince:

Önce gençlik sonra da subaylar arasında filizlenen bağımsızlık-özgürlük ve egemenlik isteklerini bastırmak için darbeyle yönetime el koyan askeri cuntanın başbakanı olarak “Balyoz” harekâtına girişti ve hep “Balyozcu” olarak anıldı.

İlk teslim anlaşmasından bu yana geçen 63 yıl, ilkelerin, doğruların, özgüvenin ve halkçılık ahlakının eriyip gitmesi için uzunca bir süre. 

ABD ve içerdeki kat be kat çoğalmış olan müttefikleri, yeniliyorlar düzeni ve ordu da içinde olmak üzere tüm kurumları, siyasal devlet düzenini yeniden yapılandırıyorlar. 

Şimdilik onlar öndedir; eşkıya devletin ahlaksız saldırısıyla savaşma cefasından uzakta özgürlüğün tadını çıkarıyorlar!

Bu çarkın geriye dönmeyeceğinden öyle eminler ki, zerre kadar utanmaları yok!

Ozan
- Hekim Ceyhun Atuf Kansu, “Söylevi Okurken” adlı kitabında Sivas Kongresi’ni anlatırken

“Kimi delegelerin adamakıllı mandaya yattıkları sırada”

der ve Mustafa Kemal’in sabırlı, ölçülü; ama ödünsüz savaşımını anlatır.

O zamanlar “adamakıllı mandaya yatanlar” 27 yıl sonra, 1946’da mandanın altına yattılar ve 63 yıldır kalkamıyorlar.

Şimdi söyler misiniz; 63 yıldır yabancıya muhtaçlık duygusuyla yaşatılan, eğitilen bir ordudan, bağımsızlık ve özgürlükten söz edenleri içinde barındırması beklenebilir mi?

Not: Bir gazetecinin nikâhlı eşinin CIA elemanı olduğu bilgisiyle çalkalanıyor ortalık? Türkiye’deki şirketlerde, devlet kurumlarında, derneklerde hiç ama hiç CIA elemanı ya da geçici görevlisi yok mu?



 

Açık İstihbarat @ 2010