Her tür seçim gibi cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde
çeşitli senaryolar pişirilip siyaset kulislerine konulur. Çankaya
köşkü hesapları içinde sonu en acı biten senaryo 1973`te yaşandı.
Yenişafak`tan Abdullah Muratoğu`nun köşesinde Türkiye`de
Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ilginç yarışa dikkat çekti.
Org. Faruk Gürlerin kahrından öldüğü Cumhurbaşkanlığı
seçimleri beklide en ilginç olanıydı.
Seçimler
öncesinde çeşitli senaryolar pişirilip siyaset kulislerinde servis
yapılıyor. Ama sonuçlar her zaman aynı neticeyi vermiyor.
Türkiye Cumhuriyeti`nin kurulduğu 1923`ten bu yana 10
Cumhurbaşkanı gördük. Atatürk ve İnönü aynı zamanda Halk Fırkası`nın
genel başkanlarıydı. Atatürk 15, İsmet Paşa 12 yıl görev yaptı.
1950`de Demokrat Parti tek başına iktidara geldi. Milli Şef`lik
tarihe karıştı. DP Genel Başkanı Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçildi.
Bayar asker kökenli olmayan ilk cumhurbaşkanıydı. 1960`daki darbeyle
görevinden azledildiğinde 10 yıldır Cumhurbaşkanı`ydı.
1960`dan 1989`da Turgut Özal`ın Köşk`e çıkışına kadar 29 yıl,
devletin tepe noktasında asker kökenli kişiler oturdu. Org. Cemal
Gürsel ve Org. Kenan Evren, biri 1960`da, diğeri 1980`de olmak üzere
askeri darbeyle Çankaya Köşkü`ne çıktı.
Asker Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Adalet Partisi lideri Süleyman
Demirel ve CHP lideri İsmet İnönü`nün uzlaşmasıyla Köşk`e çıktı.
Emekli Oramiral Fahri Korutürk ise 12 Mart darbesini izleyen
süreçte, yine AP lideri ve CHP lideri Bülent Ecevit`in uzlaşmasıyla
Cumhurbaşkanı seçildi. Turgut Özal ve Süleyman Demirel Köşk`e
çıktıklarında Başbakan`dı.
Ahmet Necdet Sezer ise hem sivil kökenli hem siyaset dışı bir
isimdi. Sezer de TBMM`de sağlanan bir mutabakat sonucunda
Cumhurbaşkanı oldu.
Demirel`in görev süresini uzatmaya dönük
5+5 formülünü dayatması ise TBMM tarafından tasvip edilmedi.
DARBE GEREKÇESİ
1973`te Cumhurbaşkanı seçilen
Fahri Korutürk`ün görev süresi 1980`de sona erdiğinde Türkiye ilk kez
ciddi bir kriz yaşadı.
AP lideri ve Başbakan Süleyman Demirel
ile ana muhalefet partisi CHP`nin lideri Bülent Ecevit`in
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uzlaşamaması askeri darbenin en önemli
gerekçelerinden biri sayıldı. Cumhuriyet tarihinde Cumhurbaşkanlığı
seçimleri konusunda bir diğer ciddi kriz ise 12 Mart döneminde
yaşandı.
CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, 12 Mart`ı protesto ederek CHP
Genel Sekreterliği görevinden istifa etti. Ecevit ile İsmet Paşa
arasında ciddi ayrılıklar ortaya çıktı. Ecevit, 1972`deki kongrede
İsmet Paşa`ya karşı aday oldu, kazandı. Türk siyasetinde İnönü
fenomeni de son buldu. 1973`te Cevdet Sunay`ın görev süresi doldu.
KULİSLERDE SENARYO ÇOKTU
12 Mart darbesinde
Kara Kuvvetleri Komutanı olan Org. Faruk Gürler altı aydır Genelkurmay
Başkanı idi. Ordu içinde güçlü bir grup Gürler`in Cumhurbaşkanı
olmasını istiyordu. Gürler başta CHP olmak üzere çeşitli partilere
mensup milletvekillerinden yeşil ışık aldı.
Genelkurmay Başkanlığı`ndan istifa eden Gürler, Cumhurbaşkanı Sunay
tarafından senatör olarak seçildi. Böylece Gürler`e adaylık yolu
açıldı.
Gürler`i destekleyen askerler AP ve Demokratik Parti
üzerinde de baskı kurmaya çalıştılar. Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal
Kayacan`ın konutuna davet edilen politikacılardan Gürler`e oy
vermeleri istenildi.
Toplantıda Genelkurmay Başkanı Semih
Sancar, Kara Kuvvetleri Komutanı Eşref Akıncı ve Genelkurmay İkinci
Başkanı Org. Turgut Sunalp da vardı.
Toplantıda Turgut Sunalp Gürler`in seçilmemesi halinde
`hepinizi toplarız` tehdidinde bulundu.
CHP Genel
Sekreteri Kamil Kırıkoğlu ve bir grup milletvekili arkadaşı ise
Ecevit`in seçimlere katılmama yönündeki eğilimine karşı Gürler`i
destekleme kararı aldılar.
13 Mart 1973 günü TBMM`de yapılan
ilk oylamada dinleyici locaları başta Genelkurmay Başkanı Semih Sancar
olmak üzere yüksek rütbeli subaylar tarafından doldurulmuştu.
Gürler`in seçilmesine kesin gözle bakılıyordu.
Oysa ordu
içinde başını 1.Ordu Komutanı Org. Faik Türün ve 3. Ordu Komutanı
Hamza Görgöç`ün çektiği bir grup, TBMM`nin yapacağı seçimin özgür bir
şekilde gerçekleştirmesinden yanaydılar.
Ordu, Gürler`in her
ne suretle olursa olsun seçilmesi konusunda ittifak içinde
değildi.
İlk üç turda Gürler, AP`nin asker kökenli adayı Tekin
Arıburun karşısında yenilgiye uğrayarak çekildi. Gürler tek
kelimeyle oyuna getirilmişti.
Kulislerde Gürler`e oy
vereceğini söyleyen pek çok milletvekili oylamada farklı davranmıştı.
Sunay`ın görev süresinin uzatılmasına ilişkin bir Anayasa değişikliği
önergesi de tek oy farkla reddedildi.
Ecevit ve Demirel,
Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin Taylan üzerinde uzlaştı. Sunay ise
Taylan`ı senatör olarak atamayı kabul etmedi. Kriz devam ediyordu.
Demirel ve Ecevit ikilisi bu kez emekli oramiral Fahri
Korutürk`ü aday gösterdiler. Gürler yerine Korutürk`ün seçilmesiyle 12
Mart askeri rejimi de fiilen son buluyordu. Gürler bu olayın acısıyla
hastalanıp 1975 yılında vefat etti.
Cemal Gürselin göreve getirilmesi ve Görevden alınması ise
`Geldiği gibi gitti` yorumuna sebep oldu.
Cumhurbaşkanı Celal Bayar`ın 1960`daki darbeyle azledilmesi
üzerine 38 kişilik cuntanın onayıyla Org. Cemal Gürsel devlet başkanı
oldu. 1965`de tek başına iktidar olan AP lideri Süleyman Demirel
Başbakanlık koltuğuna oturduğunda Gürsel`in sağlığı ciddi şekilde
bozulmuştu.
Gürsel, hükümet kararıyla tedavi için ABD`ye
gönderildi. Komaya giren Gürsel, apar topar Türkiye`ye getirildi.
Görevini sürdüremeyeceği açıktı. Sorun, Gürsel`in görevini
yapamayacağına ilişkin bir heyet raporuyla aşıldı. İlk defa bir
Cumhurbaşkanı doktor raporuyla azlediliyordu.
Gürsel hakkında
`iş yapamaz` raporunu imzalayan heyetin sayısı ilginçti. Demirel`i
şaşırtan bu ilginç noktayı gazeteci Cüneyt Arcayürek bir kitabında
şöyle anlatıyordu:
"Demirel önüne konulan raporun
altındaki imzaları saydı. 38 kişinin imzası vardı. 27 Mayıs
İhtilali`ni de, 38 kişi yapmıştı. Bir yazgının belirmesi miydi bu
koşutluk?... `çok trajik bir sonuç` dedi kendi kendine, Demirel. `38
kişiyle Çankaya`daki adamı indirmiş, 38 kişiyle Çankaya`ya çıkmıştı.
Dönemini tamamlayamadan, 38 imzalı bir raporla görevden ayrılıyordu.`
Demirel, yazgıya inanıyordu."
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde meşruiyet tartışmaları 1989`da
Özal`ın Cumhurbaşkanı seçilmesi sırasında da yaşandı.
Org.
Kenan Evren`in görev süresinin 1989`da dolması üzerine Başbakan Özal
adaylığını ilan etti. ANAP 1987 seçimlerinde yüzde 36 oy almıştı. Tek
başına iktidardı, Meclis`te çoğunluğu elinde tutuyordu. 1989 yerel
seçimlerinde ise ANAP`ın oy oranı yüzde 21.75`e düşmüştü.
DYP lideri Demirel ve SHP Genel Başkanı Erdal İnönü, Özal`ın
Cumhurbaşkanlığı`nın meşru olmadığı tartışmasını başlattı.
Demirel Cumhurbaşkanı Özal`ın Çankaya`daki davetlerine
katılmadı.
Demirel ve İnönü 1991 seçimleri kampanyasında
Özal`ı Köşk`ten indireceklerini ilan ettiler. 1991 seçimlerinde
ANAP`ın oyu yüzde 13 idi.
Sonuç, DYP-SHP Koalisyonu`nu
getirdi. Özal`ın 1993`de ani vefatı üzerine Demirel, ortağı İnönü`nün
desteğiyle Cumhurbaşkanı seçildi. DYP`nin oy oranı yüzde 27 idi.
Özal`ın Cumhurbaşkanlığı`nı tartışanlar, Demirel`in Köşk`e
çıkmasını meşruluk açısından tartışma konusu bile yapmadılar. Oysa
Özal 263 oyla, Demirel ise 244 oyla Cumhurbaşkanı seçilmişti.
Demirel bu rakamları hatırlatan gazetecilere, `263 oyla
seçilen birinci sınıf Cumhurbaşkanı, 244 oyla seçilen ikinci sınııf
Cumhurbaşkanı olur diye düşünürseniz, bu yanlıştır. Anayasa`daki
hükümler çerçevesinde seçilen herkes Türkiye Cumhuriyeti`nin
Cumhurbaşkanı`dır` diyordu.
Şimdilerde ise SHP`nin devamı CHP, Meclis`te çoğunluğu
elinde tutan ve oy oranını koruyan değil ARTTIRAN AKP destekli
Cumhurbaşkanı’ na Demirel’vari söylem geliştiriyor.
Ne diyelim… Ele verir Talkını , Kendi Yutar Salkımı veya “Dün
Dündür Bugün de Bugün”…
(Açık İstihbarat
: AKP Yandaşı Haber 7, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini
özetlerken kullandığı tarafsız dili, son paragrafta AKP lehine
bükerek, yazının değerini düşürse de, iyi bir özet olması nedeni ile
dikkatinize
sunuyoruz)