Polemik ve TSK - Adem Kayan
Polemikçiler ilke olarak bir şeyin doğruluğunu kanıtlamak kaygısı taşımazlar[1]. Polemikçiler; kendisine bir savaş yürütme yetkisi tanıyan ve buu mücadeleyi haklı bir çabaya dönüştüren haklara (!) sahiptir; karşısındaki kişi hakikati arayan bir ortak konumunda değil; birhasım, yanılmakta olan, zarar vermekte olan ve varlığıyla tehdit oluşturan bir konumdadır. Polemik dinsel, hukuksal ve siyasal olmak üzere üç boyutta yapılabilir. Polemik karşıtlarına aynımeşruiyeti sağlayamayan bir düzlemde ve düşmanca yapıldığı için genellikle tarafları yıpratıcı bir yapıya sahiptir.cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciebuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
|
Siyasi iktidarın tamamı tarafından olmasa bile çoğunluğu ile
darbeler ve müdahaleler nedeniyle mağduriyetleri ve kötü anıları
bulunanlar tarafından yürütülen TSK aleyhine kampanyanın nereye
varacağı netleşmektedir. Çünkü gerçekte sivil kurumlarımız içerisinde
bulunan çeteciler tarafından işlenen suçların TSK üzerine yıkılması
karşısında siyasi iktidarın koruması olmaksızın Genelkurmay Başkanlığı
kadrolarının uzun süre kendilerini aktif olarak korumaları mümkün
görülmemektedir. Dahası TSK gerçek planları ortaya sererek “…bu planlar (A) veya (B) ülkesinin olası tecavüzünü canlandırmak için bu ülkenin gerçek isimleri esas alınarak yapılmış bir plandır… Bu planların altındaki imzalar da bu komutanların diyelim ki Gorisovich, Hristofyas veya İBDA-C ya da DHKP-C adına imzalardır…” tarzında açıklama yaparak ortalığı daha da karıştırma ve uluslar arası bir sorun yaratma lüksüne sahip değildir. Nitekim geçmişte komşumuz Yunanistan’a Ege Adalarına yönelik bir sözde harekat planı sızdırılmış ve Yunanistan hükümeti de bunu çok iyi istismar edebilmiştir. Zaten bugün yürütülen kampanyaların nihai amaçlarından biri de budur. Anayasa Mahkemesinin oybirliği ile vermiş olduğu kararın TSK’ne pratikte herhangi bir rahatlama sağlayacağını düşünmek bile çok zordur. Çünkü ekonomik, siyasi ve toplumsal her türlü meşruiyetini yitirmiş ve iktidarı kaybetmeleri halinde hukuksal işlemler nedeniyle bireysel kazanımlarını tamamen kaybedecek bir kadro ile baş etmek oldukça tehlikeli gerilimler yaratabilecektir. Polemikçiler ilke olarak bir şeyin doğruluğunu kanıtlamak kaygısı taşımazlar[1]. Polemikçiler; kendisine bir savaş yürütme yetkisi tanıyan ve buu mücadeleyi haklı bir çabaya dönüştüren haklara (!) sahiptir; karşısındaki kişi hakikati arayan bir ortak konumunda değil; bir hasım, yanılmakta olan, zarar vermekte olan ve varlığıyla tehdit oluşturan bir konumdadır. Polemik dinsel, hukuksal ve siyasal olmak üzere üç boyutta yapılabilir. Polemik karşıtlarına aynı meşruiyeti sağlayamayan bir düzlemde ve düşmanca yapıldığı için genellikle tarafları yıpratıcı bir yapıya sahiptir. Dünyada Silahlı Kuvvetlere yönelik dinsel suçlamalar genellikle toplumsal tepkilere neden olur. Nitekim dindarlığı ile meşhur ABD ordusuna satın alınan silahların dürbünlerinde “İncil” ayetlerinin bulunması ve bu silahların Al Kaide örgütünün eline geçmesi ABD komuta kademesini oldukça güç durumda bırakmıştır. ABD Yönetimi ve siyasileri böylesi bir durumu ABD Ordusunun aşırı dinci olduğuna yorumlamamış, ABD Komuta kademesinin ABD’nin İslama karşı olmadığı şeklindeki açıklamalarını yeterli bulmuştur. Diğer taraftan Türkiye’de TSK’nin bırakın İslam Dini başta olmak üzere bütün dinlere saygılı olması gerçeğini, TSK’nin İslam Ordusu olmaması tenkit edilebilmektedir. AKP ve MHP’nin toplum üzerindeki propagandası “TSK’nin toplumun dinsel değerlerine saygılı olmadığı…” yönündedir. Dolayısıyla TSK böylesi bir polemiğe karşı yenilmekte ve TSK’nin laik yapısından ciddi tavizler verilerek İslamcı bir orduya doğru dönüşüme uğramaktadır. TSK’nin MSB’na bağlı olmaması bütün çağdaş orduların istediği bir durumdur. Çünkü siyasi mülahazalardan korunaklı olan TSK halihazır hukuksal durumu sayesinde emir komuta ve hizmet yapısını “performansa dayalı ve mesleğin ilkeleri” doğrultusunda geliştirebilme şansına sahip olmaktadır. AKP Hükümeti TSK’nin MSB’lığına bağlanmasından da ötede TSK’nin bir anlamda kimyasını değiştirmek ve özel harekât ve yargısal kontrol başta olmak üzere her anlamda siyasi otoritenin maşası haline getirmek istemektedir. Geçmişte komünist ve bölücü odaklarca “kontrgerilla” olarak adlandırılan özel kuvvetlere karşı yürütülen son asimetrik saldırı ve sözde Balyoz Darbe Planı AKP’nin daha geniş bir taban sağlayarak bazı hukuksal kazanımlar elde edebileceği değerlendirilmektedir. AKP’nin siyasal alanda sürekli “mazlum” u oynama, skandallarla siyaseti yönlendirme başarıları karşısında muhalefetin sessizliği ve beceriksizliği dikkati çekmektedir. Oligarşik yapılanma nedeniyle ehil ve yetkin kadrolardan mahrum olan muhalefet partilerinin gündem oluşturamaması TSK’nin siyasal anlamda yok edilişine zemin hazırlamaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere AKP’nin TSK aleyhine yürüttüğü polemikler bu üç boyutun tamamında da yürütülmektedir. Bu nedenle TSK bu faaliyeti “asimetrik psikolojik harekât” olarak adlandırmıştır. TSK Komuta kademesi her ne kadar böylesi bir faaliyete karşı dik ve sağlam duracağını ilan etmiş olsa da TSK’nin pratikte böyle bir şansı bulunmadığı defalarca kanıtlanmıştır. Çünkü TSK’nin bu üç boyutta da argüman üretme ve mücadele etme yetkisi ve yeteneği yok denecek kadar sınırlıdır. Kaldı ki polemiğin tanımından da anlaşılacağı üzere argümanlar sürekli gündemde kalmayı ve medyayı sınırsız kullanmayı gerektiren bir faaliyettir. Siyaset bilimi ve diyalektik mantık ilkelerine göre devletin kurumlarına karşı açılan böylesi eşitsiz bir kavgada iktidar karşısında durması gerekenler görüşleri ne yönde olursa olsun muhalefet kanadı siyasi partiler ve tüm kamu çalışanları olması beklenir. Çünkü böylesi durumlarda iktidarın istediği sadece yürütme faaliyeti değil, aynı zamanda ülkenin hukuksal ve devletin tüm kademelerinin kontrol altına alınması ve homojenleştirilmesidir. Daha açıkçası bu gidişi geri dönüşü olmayan diktatörlük veya tiranlık semptomları olarak adlandırmamak siyasal körlük olacaktır. AKP bütün başarılarına rağmen kendilerini “şüphe” altında bırakan oldubittici siyaset kurnazlıklarına saptıkça erimeye devam edecek gibi görünmektedir. Bununla beraber halkımızın bilinen ve denenen siyasi partilerde ısrar etmeleri halinde AKP’yi yönlendiren marjinal cemaatçi grubun ve bölücü unsurların ülkemizi karanlıklara sürüklemesi kaçınılmaz olacaktır. ________________________________ [1] FOUCAULT, Michel; Özne ve İktidar, Çevirenler: Işık ERGÜDEN, Osman AKINBAY; Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım, İSTANBUL, 2000, s.278-280
|
|
Açık İstihbarat @ 2009
|