|
AKP'nin MHP'ye ihtiyaç duyacağı günler yaklaşıyor. Bunu ister
yaklaşan Anayasa değişikliği süreci ile bağlantılı okuyun, ister
gitgide tek başına yeniden iktidara gelme şansı azalan AKP'nin yeni
dönem arayışları ile bağlantılı olarak.
MHP'den sorumlu Devlet
Bahçeli'nin, geçmişteki esneklikleri de gözönüne alındığında, bugün
verilen "sert" demeçlerin alkolden bile daha uçucu olduğu yakın siyasi
tarihi bilenlerin malumü. Türkiye'de siyasi parti liderlerinin, üst
akıllar ve güçler adına tabanlarından sorumlu olan görevliler olduğu
ve bu üst güçlerin öncelikleri doğrultusunda nasıl kıvrak manevralar
yapabildikleri de hatırlandığında (Bkz: Çiller - Erbakan
koalisyonu) ; bir AKP-MHP koalisyonu da kimseyi
şaşırtmayacaktır.
Tek sorun; "lider" konumunda
oturtulanların tabanları nezdinde yaşayacakları sürtünmeyi azaltmak
olacaktır. MHP'yi ikna süreci bu nedenle Devlet Bahçeli'yi ikna
sürecinden farklı okunmalıdır.
Bugüne kadar
"Ergenekon" ve bağlantılı oluşturulan sis perdesine mesafe
koyan MHP'nin, geçmişten bugüne uzanan ilişkiler ağı ve hatta
Türkeş'in baskın manevi hatırası üzerinden yapılabilecek
hatırlatmalar, bu partiyi yeni döneme ikna etmek için çok faydalı
olacaktır.
24 Ocak'ta andığımız, Türkiye'nin gazetecilik adına
yüzaklarından Uğur Mumcu'nun Papa, Mafya, Ağca kitabı; Ağca
ve İpekçi-Papa cinayetleri çevresinde çok geniş bir ilişkiler ağını
belgeleri ile deşifre eden bir kitap.
Bu kitapta; Ağca'nın en
uç bölgesinde yeralan çemberin bir ayağının Vatikan'la bağlantılı
mafya odaklarına, diğer ayağının istihbarat örgütlerinin kontrolündeki
uyuşturucu ve kaçakçılık şebekelerine, bir ayağının küresel finans
şebekesi ve bunun "saygın" bankalarına, bir ayağının Mason localarına
ve bir ayağının da siyasal altyapı ve bunun yasadışı
oluşumlarına uzandığını bütün netliği ile görüyorsunuz.
Türkiye'nin içinden geçtiği dönemi aydınlatmak adına
Uğur Mumcu'nun "Papa,
Mafya, Ağca" kitabı bugün yeniden okunması gereken bir
kitaptır.
Bu kitaptan bir alıntıyı; MHP'ye Ağca
üzerinden geçmişi hatırlatarak, yeni dönemde nasıl AKP ile aynı çuvala
girmeye ikna edilebileceğini göstermek adına dikkatinize sunuyoruz.
"Türk Federasyonunun kuruluş çalışmalarına katkıda bulunan
Necati Uygur ve Halil Tireli, bilinmeyen kişilerce öldürülecekler,
Federasyon Başkanlığına getirilen Kondakçı, İçişleri Bakanlığı'na
ögürtleri hakkında bilgi verdikten bir süre sonra bilinmeyen
kişilerce yaralanacaktır. Federasyonun Kondakçı'dan sonra gelen
başkanı Musa Serdar Çelebi'de Ağca ile ilişkili görülerek Dr.
Martella tarafından tutuklanacaktı.
Altaylı ve Çelebi'yi
birleştiren bağlı anlayabilmemiz için belgelere daha yakından
bakmamız gerekecektir.
MHP Parti müfettişi ve partinin yayın
organı Hergün Gazetesi'nin genel müdürü Enver Altaylı 9 Şubat 1976
günü Paris'ten yazdığı mektupta Türkeş'e şu temaslarını
anlatmaktaydı :
"4 Mayıs 1976 günü Dr. Kannapin Köln'e
gelecek, burada beni Alman iç istihbarat teşkilatı Türkiye masası
başkanı ile tanıştıracak"
Altaylı'nın 24 Haziran 1976
tarihli mektubunda bu temas konusunda bilgi verilir.
"Dr. Kannapin ile ilişkilerimiz; Alman güvenlik
kuruluşları nezdinde bizi himaye etmekte ve bu kuruluşlar
çalışmalarımıza engel değil destek olması için teşebbüslerde
bulunmaktadır. İyi niyetinin ve gösterdiği çabaların karşılığı
olarak kendisini memnun etmeniz gerektiğini düşündüm. (...) Faruk
Bey'de Kannapin'i bir haftalık gezi için Kıbrıs Türk Kesimi'ne davet
ettirdi. Dr. Kannapin'e , Faruk Bey vasıtası ile gidiş-dönüş uçak
biletlerini hediye ettirdim. "
Altaylı'nın aynı
mektubunda şu satırlar , kurulan ilişkinin niteliğini bütün açıklığı
ile gözler önüne sermektedir :
"Federal Almanya
Büyükelçiliği başmüşaviri Dr. Kengerli'den bizzat edindiğim
bilgilere göre - Dr. Kengerli Azerbeycanlıdır, 1940'da Almanlara
esir düşmüştür. Daha sonra Türkistan lejyonunda görev yapmıştır.
Harpte; SS subayıydı, harp sona erdiğinde binbaşı rütbesi taşıyordu.
Bize büyük sempatisi vardı. Hiç bir ricamızı kırmaz, ülkücü
arkadaşlarımızın en küçük dertlerine dahi koşmaktadır.
Alman
Sendikalar Birliği (DGB) nezdinde lehimize müsbet teşebbüsleri
olmuştur. Ancak başarılı olmamıştır. Diplomat kadrosu aleyhimize
çalışmaktadır. Kengerli'nin müsbet çalışmaları bunlar tarafından
engellenmektedir. (...) İlişikte kopyaları sunulan rapor, yabancı
bir servis hizmetindeki Türkistanlı soydaşlarımızdan temin
edilmiştir. Dr. Kannapin izinli olduğu için o kanaldan temin etmek
mümkün olmamıştır. Ancak bu şahıstan Alman resmi makamları nezdinde
müsbet bir havanın esmesine sebep olan raporun varlığını
öğrenmiştim. Yani belgeler sahte değil
hakikidir"
Mektuptan da açıkca anlaşılacağı
gibi, MHP Almanya başmüfettişi ve parti yayın organı Hergün Gazetesi
genel yönetmeni, Alman gizli örgütleri ile CIA açıkca
temastadır.
Eşi de Türk Büyükelçiliği'nde telefon
santral memuresi olarak çalışan Altaylı, "yabancı bir servis
hizmetindeki Türkistanlı soydaşlarımızdan" gizli raporlar
alacak kadar bu örgütlere yakındı. Alman gizli istihbarat
servislerinde görevli olduğu anlaşılan Dr. Kannapin ile MHP'nin
yakınlığı ise yine Altaylı'nın mektuplarından açıkca
anlaşılmaktadır.
CIA; Batı Almanya'daki bazı kuruluşlar ve
radyolar kanalı ile Sovyetler Birliği'nde yaşayan Türk ve müslüman
kökenli azınlıklara yönelik çalışmalar yapmaktadır. Altaylı'nın
"yabancı bir servis hizmetinde Türkistanlı soydaşlarımız" yolundaki
ifadesi, CIA adına bu kuruluşlarda çalışan, Türkistan, Azerbaycan ya
da Özbek kökenli Türkleri anlatmaktadır.
Altaylı'nın
Almanya'daki "Haupstrasse-28 , 5000 Köln, 50" adresinden, Alparslan
Türkeş'in "Ankara, Gaziosmanpaşa Kader Sokak 3/3" adresine
gönderilen 7 Nisan 1976 günlü mektupta bu istihbarat örgütleri ile
olan yakınlık çok açık biçimde vurgulanmaktadır. Mektubu dikkatlice
okuyalım:
"Dr. Kannapin ile görüştüm. Kendisine telefon
ettim. Bu günlerde tatil yapacakmış, on gün sonra izinden dönecek. O
zaman buluşup, başbaşa görüşeceğiz. Bana şimdilik şunları söyledi:
'Bay Türkeş dostumdur. Lütfen elimden gelen yardımı yapacağımı
kendilerine bildiriniz. İzinden dönelim buluşalım ve birlikte
strateji tesbit edelim, kendisine yazacağım ve elimdeki belgeleri
göndereceğim'.
Yapılan menfi propagandalara aldırmamamızı
söyledi. Ben de kendisine solun bir gayesinin de , çıkartılan
haberlerle üye ve sempatizanlarımızı korkutmak olduğunu , karşı
propaganda imkanlarımızın zayıf olduğunu
söyledim"
Federal Almanya'nın gizli istihbarat örgütünde
çalıştığı anlaşılan Dr. Kannapin ile "birlikte strateji" saptamak,
herhalde birbirlerine karşı duydukları güveni ve ortak çalışma
arzusunu ortaya koymaktadır.
Altaylı'nın mektubunda
"Ruzi Nazar" adlı başka bir görevlinin adı geçmektedir.
Türkiye'de uzun yıllar görev yapan ve "CIA Görevlisi"
olduğu hemen hemen bütün Türk basınınca bilinen Ruzi Nazar , 1971
yılında solcu şiddet eylemlerinin iyice yoğunlaştığı tarihte,
Türkiye'yi terketmiş ve Bonn'a yerleşmiştir.
Nazar'ın
Almanya'ya yerleşmesinin bir nedeni, eşinin Alman kökenli olmasıydı.
Bu neden dışında, Ruzi Nazar'ı ilgilendiren bir başka neden de
Federal Almanya'daki Türkler'di.
İkinci Dünya Savaşı
sırasında, Sovyet ordusunda subayken, Hitler ordularına katılan ,
daha sonra da Amerika'ya sığınan Ruzi Nazar, çok iyi bildiği
Türkçesi ile Türkiye'de uzun süre görev yapmış ve önde gelen Türk
politikacıları ile yakın dostluklar kurmuştur. Ruzi Nazar'ın
Türkiye'de yakın ilişki kurduğu siyasetçilerden biri , MHP Genel
Başkanı Alparslan Türkeş'tir.
Altaylı'nın Ruzi
Nazar ile ilgili olarak Türkeş'e yazdıkları da şunlar :
"Ruzi Nazar'la görüştüm. Parlamento hukuk müşavirleri
ile bir hafta önce yemek yediğini, onlardan şu hususu öğrendiğini
söyledi : Hiçbir MHP'li hakkında resmi makamlar tarafından herhangi
bir işlem yapılmayacaktır. Dahiliye Bakanlığı ve hükümete yakın
çevreler tarafından da aynı mealde haberler alındığını da söyledi.
Ben de kendisine (..) milliyetçi hareket, gayet iyi biliyorsunuz ki,
Türklüğün kendi hareketidir. Türkiye'yi , muvaffak olduğu takdirde
bütün Türkleri kurtuluşa götürecek bir harekettir.
Bunun
böyle olduğunu, bu hareketin yaşama ve başarma şansına sahip
olduğunu biraz önce siz de ifade ettiniz. Gelin bu çorbada sizin de
tuzunuz olsun. Bilemiyorum, yetki dereceniz nedir? Konuşmalarınızdan
bir çok imkanlarınız olduğu anlaşılıyor. Türkeş Bey'in de size
sevgisi ve hürmeti vardır. Şayet gerçekten bazı imkanlarınız varsa
bunlardan yararlanalım. Mesela Alman basınında hakkımızda yazılar
çıkartalım. Propaganda gücümüz zayıftır. Bizi başka türlü
tanıyorlar, nazi diyorlar, ırkçı diyorlar, v.s. Bu konuda bir şeyler
yapamaz mısınız?
Cevap olarak uzun uzun konuştu, sizden
bahsetti. Size olan saygısından , sevgisinden, inancından,
bağlılığından bahsetti - elbette bunları size duyuracağımı bildiği
için - ve bu konuda yardımcı olurum dedi. Şimdi bana bir Alman
gazeteci gönderecek , bakacağız yapacak mı?
Bu arada şunu
söyledi : "Türkeş Bey'i Amerika'ya davet etsek gelir mi?" Ben de
size soru sormak gerektiğini , benim bir şey söyleyemeyeceğimi,
ancak bence bu daveti kabul edeceğinizi söyledim. Şimdi lütfen bana
bu konuda bilgi vermenizi istirham edeceğim. Bir Amerika seyahatini
kabul eder misiniz? Ben Ruzi Bey'e , bunu bir parça da davet edene
bağlı bulunduğunu, daveti kimin yapacağını bilinmeden bir şey
söylenemeyeceğini belirttim."
Dr. Kannapin ve Ruzi
Nazar'ın Türkeş'i Almanya'ya beklediklerini yazan Altaylı mektubuna
şöyle devam etmekteydi :
"Bay Kannapin'e telefon
ettiğimde o da sordu : Türkeş Bey Mayıs ayında gelecek mi diye.
Albayım, mayıs ayında gelmeyi düşünüyor musunuz? Ruzi Bey de aynı
soruyu yöneltti. Bunlar ya meraklarından sorarlar ya da bu
ziyaretten fayda umarlar"
Altaylı, Türkeş'e yazdığı ,
istihbarat raporu niteliğindeki bir başka mektubunda Nazar'ın;
"Ecevit ve komunistler aleyhine makale yayınlatmak vaadinde
bulunduğunu" kaydetmektedir. Altaylı aynı mektubunda, "Die
Welt" adlı yayın organından Dr. Spiegel adlı bir gazetecinin
kendisini aradığını söylemektedir.
Altaylı'nın ilişki
kurduğu Dr. Kannapin ile ilgili bir başka bölümü , Avrupa Demokratik
Ülkücü Dernekleri Federasyonu'nun , Musa Serdar Çelebi'den önceki
genel başkanı Lokman Kondakçı'nın ifadesinde görüyoruz :
Bozkurtlar ve Türkeş hakkında Ecevit hükümetinin İçişleri
Bakanı Hasan Fehmi Güneş'e 30 Mart 1979 günü bilgi veren Avrupa
Ülkücü Dernekleri Federasyonu'nun ilk genel başkanı Lokman Kondakçı
ile Bakan Güneş arasındaki konuşmanın ses bantındaki çözümünü
birlikte okuyalım :
- Bakan Güneş :
Bende bir resmi vardı, göstereyim size de , yani resim olarak da , o
mu acaba? Televizyon göstermiş, 8 Ocak günü galiba. Şunu istesek
Almanya'dan dikkat çeker, ayrıca Anayasayı Koruma teşkilatındaki
Türkiye masasındaki adam
- Kondakçı : Dr.
Kannapin. Kaprisli. Bizim muhalif olduğumuz Türk parlamenterlerine
hakaret eder. Ne kadar muhalif olursam olayım, neticede Türk'tür.
Bir iki münakaşamız olurdu.
- Güneş : O
gelir sizinle ilişki kurar mıydı?
- Kondakçı : Biz
onun yanında çalışırdık, bu federasyonun işini kolaylaştırırdı. Bu
münakaşa konusunu, genel başkana aktardı ve genel başkanın 'o ne
derse onu yapacaksınız' şeklinde bir talimatı oldu.
- Güneş : Genel başkanın Kannapin ile
ilişkisi nedir?
- Kondakçı : Kannapin'e para
verirdi, o da bizim ayak işlerimizi hallediyordu
-
Güneş : Kannapin; bu yaşlı, sarışın, zayıf...O herif değil
mi?
- Kondakçı : Evet, geçen hafta
buradaydı
- Güneş : Rüşvet mi alırdı
bu?
- Kondakçı : Anayasa'yı koruma
teşkilatının Almanya'daki ülkücü teşkilatlarla ilgili işlerini
yapardı, Türkeş'in hesabından ona para
verirdik
- Güneş : İşte bunu
belgelemek zor
- Kondakçı : Hayır,
belgeleriz onu. Türkeş'in hesabını ben açtım. Bir kere geldi, Ahmet
Er ile beraber.
- Güneş : Bu para nasıl
toplanır
- Kondakçı : Oradaki federasyon üye
derneklerinin yatırdıkları paralardı
- Güneş
: Çok mudur oradaki parası
- Kondakçı
: 300 bin mark civarındaydı
Bakan Hasan Fehmi
Güneş'in , Avrupa Ülkücü Dernekleri Federasyonu ilk başkanı ilk
genel başkanı Lokman Kondakçı ile olan gizli görüşmesi, 10 Nisan
1979 günü Ankara'da İçişleri Bakanlığı'nın emrindeki Marmara
Köşkü'nde devam eder.
Bakan Güneş; bir cinayet nedeniyle
aranan ve Türkiye'den Almanya'ya kaçtığı bilinen sağcı bir militanın
nasıl kaçırıldığını sorar. Kondakçı'nın yanıtı şöyledir :
"Onu Ruzi Nazar çıkarmış. Yani o çıkmasını sağlamış.
Amerikan vatandaşı ve Avrupa'daki etkin kişilerden biri. Halen
Almanya'da ve Türkeş'in her Almanya seyahatinde özellikle görüşmek
istediği adam. Ayrıca Hasan Alpulatay, bu ismin de yabancı olması
gerekir. CIA adına Türkistan diliyle yazılar
yazar."
Lokman Kondakçı, bunları anlattıktan sonra Bakan
Güneş'i uyarır.
"Bu yurt dışı işinde siz Almanlara
soracaksınız. Almanlar, Dr. Kannapin'e gelecekler, bizimkiler yok
diyecekler, size de sonuçta yok diyecekler."
(Uğur
Mumcu ; "Papa, Mafya, Ağca" ;16. Basım, syf:143-149
) | Mumcu kitabında, bu konuşmalardan
hemen sonra Türkeş'in Almanya'daki hesap numarasına ve buradan yapılan
ödemeler kadar bir çok ayrıntıyı belgeleri ile deşifre ediyor.
İçinde bulunduğumuz konjonktürde CIA-BND ilişkisinin
1970-80'lerin sıcaklığında olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta
mevcut "Ergenekon" sürecinin bir boyutunu CIA ve BND'nin Anadolu siyaseti
üzerindeki kavgası olarak da yorumlamak mümkün.
Geçmişin
kritik ilişkiler ağının tetikçisi Ağca; birilerinin tepesine
"Demokles Kılıcı" misali asılmış durumda.
Oynadığı İsa
vodvilleri, mavi kazaklar ve mesih saçmalıklarının ötesine bakmak
gerekiyor. Papa'yı vurdurmadan önce onun İsa Pansiyo'nunda
kalmasını sağlayacak kadar sembollere önem veren güçler; İsa'yı da ,
Musa'yı da, Harun'u da Ağca'dan çok daha iyi biliyor.
Açık
İstihbarat
|