|
Karaipler’in yoksul ülkesi Haiti’yi bir hafta önce vuran depremden
geriye kalan görüntüler, insanın yüreğini parçalıyor.
Bir
tarafta insan cesetleri, toplu mezarlar; diğer tarafta imdat
çığlıkları...
Başkent Port-au-Prince’den dünyaya büyük bir acı,
elem, keder, öfke yükseliyor. Aradan bir hafta geçtiği halde ölü
sayısının 100 bin mi, 140 bin mi, 200 bin mi olduğu belirlenebilmiş
değil.
Nasıl belirlensin ki?..
Bu büyük insanlık
dramında, ölüleri saymak o kadar kolay mı?..
İnsan, çoğu zaman
böylesine büyük doğa olayları karşısında kime öfkeleneceğini,
kızacağını karıştırabiliyor.
Deprem ve diğer doğal afetlerin
yarattığı felaketin“Allah’ın bir kudreti” olduğuna inananlar,
“Haitililerin suçu neydi?” diye Tanrı’ya yakarabilirler; neden bu
kadar çocuğun, kadının, erkeğin başına çatıların çökertildiğini
sorabilirler.
Hatta, bu kadar ölümü “Demek ki Haitililerin
kaderinde bu da varmış” diye açıklayabilirler.
Evet; 7.0
şiddetindeki deprem az değil. Ama günümüzde bilim tekniğin ulaştığı
düzey, hem depremlerin önceden fark edilmesini daha kolay hale
getirmiş, hem de depreme karşı dayanıklı konutlar yapılmasına olanak
tanımıştır.
Bu yüzden, 7.0 şiddetindeki depremden, tahminlere
göre 200 bin kişinin ölmesi normal değildir.
Çünkü dünyada
bugüne kadar bundan daha şiddetli depremler olmuş ve çok daha az insan
hayatını kaybetmiş.
Örneğin; neredeyse 100 yıl önce, 1906’da
ABD’nin San Francisco kentinde 8.3 şiddetinde bir deprem meydana
gelmiş, sadece 452 kişi hayatını kaybetmiş. Aynı yıl Şili’de yaşanan
8.6 şiddetindeki deprem ise 20 bin kişinin hayatına mal
olmuş.
16 Aralık 1920’de Çin’in Kansu kentindeki depremde (8.6)
100 bin, 22 Mayıs 1927’de Xining’deki depremde (8.3) ise 200 bin kişi
ölmüş. 22 Temmuz 1976’daki 8.2’lik depremde ise resmi verilere göre
242 bin kişi hayatını kaybetmiş.
Şiddeti Haiti’dekinden yüksek,
ölü sayısı ise daha az olan nice depremler yaşanmış, ölü sayısı hiç bu
kadar yüksek olmamış.
17 Ağustos 1999 Marmara depreminin
şiddeti 7.6 idi ve resmi rakamlara göre 15 bin kişi
ölmüştü.
Bunlar depremin şiddetinden çok, depremin meydana
geldiği ülke ya da coğrafyada halkın içinde yaşadığı koşulların,
konutların asıl olarak ölü sayısını belirlediğini
gösteriyor.
Depremin vurduğu Haiti de işsizliğin, yoksulluğun,
açlığın kol gezdiği, tenekeden evlerin çok olduğu fakir bir ülke.
Halkının dörtte üçü günde 2 dolardan az parayla geçinmek
zorunda. Başkent Port-au Prince’de 300 bin kişi hiçbir şeye sahip
olmadan yaşıyor. Tablo bu olunca, benzerleriyle kıyaslandığında
şiddeti daha küçük olmasına rağmen etkisi büyük depremin neden bu
kadar can aldığı daha iyi anlaşılıyor.
Bu acı tablo karşında
dünyanın pek çok ülkesinde yüreği sızlayan insanlar, Haitilerin
yaralarını sarmak için yardım kampanyalarına katıldı, katılmaya devam
ediyor.
Ama, yıllardır bu ülkeyi tam anlamıyla “arka bahçe”ye
çeviren ABD, depremi fırsat bilerek, “insani yardım” ve “güvenlik”
adına askeri çıkarma yaptı. Yardımlar, giriş-çıkışlar, ABD’nin
denetimine geçti. Bir nevi yönetimi devralma...
Aslına
bakarsanız; Haitililerin bugün yaşadığı büyük insanlık dramının
kaynağında yatan fakirlik, açlık, yoksulluk, yaşanılabilir güvenli
konuksuzluğun arkasında ABD’nin yıllardır bu ülkeye reva gördüğü
politikalardan kaynaklanıyor.
Ama buna rağmen ABD
emperyalizmi, şu sıra her zaman yaptığı gibi “kriz
ortamlarını” fırsata çevirmenin politikasını yapıyor.
Acı, elem, keder, yoksulluk, yaraları sarmak onlar için önemli
değil. Önemli olan daha fazla “arka bahçe”, işgal ve yağma.
Bu
siyaset, başkanından bağımsız olarak hep sürdü, sürmeye de devam
ediyor.
Dün Barack Obama’nın göreve başlamasının birinci yıl
dönümüydü. Bir haftadır Obama’nın Haiti konusunda izlediği politikanın
kendisi bile, bir yıl önce dünya çapında yaratılan iyimserlik
havasının ne kadar da boş ve anlamsız olduğunu bir kez daha göstermiş
bulunuyor.
Yoksul Haiti’den yükselen çığlık, aynı zamanda
yoksulluk ve sefalet nedeniyle bir şey yapamamanın isyanıdır.
|