|
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's
Türkiye'nin kredi notunu Ba3'ten Ba2'ye yükseltmiş. Bu kararın
gerekçesi ise mali şokları emebilme kapasitesine olan güvenin artması
olmuş.
Görünüşe bakılır ise söz konusu değerleme kısa vadeli,
aşırı iyimser ve spekülatif karakterli beklenti yönetimine destek
verilmiş, eğilimlerin sürdürülebilir olmadığı yanı sıra yaşananların
ekonomiye verdiği tahribat dikkate alınmamış; bazı kesimlerden yana
taraf olunmuş... Sürdürülebilir olmayan durumlarda geçmişte
yaşananlar ile orta vadeli gelecekte yaşananların belli bir devamlılık
arz etmesi mümkün değildir, eğilimlerin değişmesi kaçınılmazdır. Böyle
olduğu için belirsizlik ve kırınganlık artar, güvensizlik büyür,
özetle söylemek gerekir ise sistematik risk artar.
Kredi
değerlendirme kuruluşları da diğer kurumsal yapılar gibi sistemin bir
parçası olduğu ve sürdürülebilir olmayan durumlarda kendi kendisini de
etkileyeceği için olması gereken tarafsızlığı kaybeder olumlu olan
gelişmeleri görür, olumsuz alanlara karşı duyarsızlaşır, artan
zaafları nedeniyel siyaseten yönlendirilebilir hale gelir ve kademeli
olarak itibar kaybederler.
Bugün itibariyle
uluslararası kredi değerlendirme kurumları sistemden ve kısa vadede
kırınganlığın artmasını engelleyen aşırı iyimser eğilimlerden yana
taraftır, diğerleri gibi sorunları görmezden gelerek günü kurtarmaya
çalışmaktadır.
Küresel sorunlar ağırlaşır iken
küreselleşme lehine taraf olan kurumlara ve kamuoyuna ilan ettikleri
analizler ile değerlendirmelere ne kadar güvenebilirsiniz?..
Sürdürülebilir olayan eğilimler en güçlü ve onlardan yana
taraf olanlara da telafisi imkansız bir şekilde yıpratır, korkuları
büyütüp çaresizliği artırır, adalet ve demokrasi gibi kavramlar
yozlaşır. Varlığını koruma içgüdüsü bu süreçte belirleyici olur,
görüntü ile gerçek farklılaşır. Bu aşamada sormak gerekiyor, eğer
Türkiye'nin mali şokları eritebilme kapasitesine olan güven artıyor
ise küreselleşmeden yana taraf olanlar neden IMF diye ısrar ediyor?
Yoksa bu kesimlerin dile getiremediği gerçek
kanaatleri tam aksi yönde mi?
Para ve maliye politikasının
etkinliği, yapısal sorunlar ağırlaştıkça artar mı, yoksa azalır mı?
Rekabet koşulları olumsuzlaştıkça faaliyet gelirlerinin
azalması ve devamında ekonominin daralması mevcut uygulamalarla
aşılabilecek bir sorun mudur?
Eğer öyle değil ise mali şokları
emebilme kapasitesine olan güven nasıl artıyor olabilir?..
İki
yüzlülük ve riyakarlığı vurgulamak adına benzer nitelikteki soruları
çoğaltmak mümkün, ancak şimdilik bu kadarı yeterli... Türkiye ekonomisine ilişkin endişeler büyüyor ve
korkular artıyor; bunların kısa vadedeki etkisini sınırlamak adına bir
çeşit doping yapılıyor.
2009 yılında mali sektör ve kamu
kesimi suni teneffüsle ayakta tutulmuş, para politikası iyice
gevşetilmiş, faizler düşürülmüş; bu sayede varlık değerlerindeki
tahribat kontrol altına alınmış, bütçe açığındaki anormal büyümeye
rağmen kamu finanse edilmiş, paniğin büyümesi önlenmiş. Bugün için
kısa vadeli faizler yüzde 6.5, reel faizler sıfır düzeyine inmiş ve
önümüzdeki altı ayda enflasyon artacağı için negatife ineceği
biliniyor.
Bütçe açığı yüksek düzeyini koruyup, kamu borç yükü
arttıkça sıkıntının büyüyeceği ve gelişmelerin kontrolden çıkacağı
biliniyor.
2010 yılı brüt dış borç ödemesinin 116
milyar dolar düzeyinde olması ve özel sektörün taşıdığı kur riskinin
70 milyar dolar seviyesini aşması, döviz kurunda çok ciddi bir enerji
birikimi olduğu anlamına geliyor. Diğer taraftan eriyen
faaliyet gelirleri, yükselen zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatları kamu
kesimi ve mali sektör için iyi şeyler söylemiyor.
Ekonomi
dalgalı bir şekilde daralacak, bütçe ve kamu finansman ihtiyacı
büyüyecek ve sorunlu krediler tırmanacak. Bu tabloya bakarsanız
Türkiye'nin mali şokları emebilme kapasitesi taban yapmış gibi
görünüyor, hal böyle olunca aksini düşünüp güveni artmış gibi
davrananları mercek altına alıp incelemek gerekiyor!... Kendilerini küreselci olarak tanımlayanlar daha
önce almış oldukları pozisyonların kölesi durumunda ve bugün yanlış
olduğu bilinen söz konusu pozisyonları korumak adına kimsenin almak
istemediği riskleri almak zorunda kalıyor.
Güçleri tükenme
sınırına yaklaştığında onları bu duruma düşürüp yönlendirenler mevcut
politikaların değişmesini önlemek adına şapkadan tavşan çıkarıyor,
başka bir kaleyi kullanıyorlar. Sonuçta beklentiler yolu ile piyasalar
yönlendiriliyor, bu saatten sonra ekonominin nereye gittiğine
bakılmıyor. Toksit kağıtlara AAA notu nasıl verildiyse,
Türkiye'nin kredi notu da aynı hiyerarşi içinde yapay olarak günü
kurtarmak ve mevcut tercihlerin değişmesini önlemek adına
yükseltiliyor. Kendini bu oyuna kaptıranlar, gerçeklerden
kopuyorlar ve orta vadede evdeki hesaplarının çarşıya uyması
imkansızlaşıyor. Ne ekerlerse onu biçeceklerini unutuyorlar!... Ne dersiniz küreselciler birbirlerine güveniyorlar
mı?
Eğer öyle ise gelişmiş ekonomilerde bankalar arası
işlemlere devlet güvencesi neden getirildi ve hala kaldırılamadı?
Küreselleşme ve bundan yana taraf olanlar yıpranıyor,
günü kurtarmaya çalıştıkça ekonomik daralma potansiyelini
derinleştiriyor ve geniş kesimler nezdinde itibar kaybetmeye devam
ediyorlar.
Güç dengeleri değişiyor, sürdürülebilir olmayan
eğilimlerin bilinen sonuçları taksit taksit önümüze geliyor; gelecekte
de her şeyin eskiden olduğu gibi devam edeceği gibi yanlış varsayıma
itibar itibar edenler büyük hatalara yenilerini ekliyor... Ortak aklın kullanımını engelleyecek düzeydeki
korkunun ecele faydası olamayacağını hep unutuyorlar...
|