Avatar'ın İdeolojisi - Emre Kızılkay
Yönetmen Cameron, Avatar'ın “Irak savaşını ve mekanize savaşın insanlıkdışı doğasını eleştirdiğini” savunup ekliyor: “Belki de doğanın ve diğer canlıların üzerinde keyfimizi sürerken, biraz da düşünmeliyiz.” Filmin temel konusunun “sömürgecilik” ve “biyoçeşitlilik” olduğu doğru. Ancak ben, ortalama bir sinema izleyicisinin, Cameron'ın verdiğini iddia ettiği mesajları almadığını düşünüyorum. Zira Avatar, ABD'nin bugün Obama Yönetimi ile birlikte yeniden estetize edilen “resmi söyleminin” dışında hiçbir şey söylemiyor. arcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
|
James Cameron'ın yönettiği Avatar, gösterime girmesinden 17 gün sonra dünya çapında 1 milyar dolar gişe geliri elde ederek şimdiden tarihe geçti. Gişedeki başarısı ve günümüz sinemasında yarattığı etki düşünülürse, Avatar'ın En İyi Film dalında Oscar da kazanıp, yüzde 60'ı bilgisayar animasyonlarına dayanan bir eser olarak bir ilke daha imza atacağı öngörülebilir. Yaklaşık 300 milyon dolara malolan ve pazarlaması için de 150 milyon dolar harcanan bir Hollywood yapımının, sadece sanatsal veya ekonomik saiklerle üretildiğini düşünmek “saflık” olur. Tamam; Avrupa veya Uzakdoğu
toplumlarını esas alan ve zımnen de olsa siyasi mesajlar veren
popüler filmler de yapılıyor. Avatar, yönetmeninin de kabul ettiği gibi, bazı siyasal ve toplumsal mesajlar taşıyor. Bunlar, milyonlarca izleyicinin hem bilincine sunuluyor, hem de bilinçaltına taşınıyor. Ne yazık ki bu mesajlar, Cameron'ın savunduğu türden, insanı “özüne dönmeye” davet eden, “kendisiyle ve ekolojik çevreyle barışık olmasını” savunan iyi niyetli mesajlar değil bence. Peki nasıl mesajlar bunlar? Gelin, Avatar'a bir de bu açıdan, yâni “ideolojisini” göz önüne alarak bakalım. * * * Öncelikle filmi özetleyelim: İnsanoğlu, 2129 yılında ilk kez Dünya dışında akıllı varlıklar keşfeder. Dünya'ya beş ışık yılı uzaklıktaki Polifemus adlı gezegenin 14 uydusundan biri olan Pandora'da, kendilerine Na'vi adını veren, insandan daha büyük ve güçlü, mavi derili zeki canlılar yaşamaktadır. Bu insansıların Dünya'daki “yerlileri” andıran bir kabile hayatı sürdüğü Pandora'da, insanoğlunun daha önce bilmediği ve kilosu milyonlarca dolar eden bir maden de keşfedilir. Kısa süre sonra insanoğlu Pandora'yı “sömürgeleştirmeye” başlar. Pandora'da RDA adlı özel bir şirket
tarafından kurulan insan kolonisinde sivil bir yönetim
hâkimdir. Bu arada insanoğlunun nefes alamadığı zehirli
Pandora atmosferinde özel bir maske kullanılması şarttır. Filmin kahramanı Jake Sully, bacakları
felçli eski bir asker olarak 2154 yılında Pandora'ya getirilir ve
aslında bilimadamı olan ölmüş ikiz kardeşinin DNA'sından üretilmiş bir
avatarın kontrolünü alır. Sonunda, Pandora'daki madencilik
operasyonlarını yürüten RDA, Sully'nin aralarında olduğu,
“diplomasiden” yana olan bilim kesminin amaca ulaşmakta
yetersiz kaldığına hükmeder. Na'vilerin umudunun tükendiği bir anda, artık kendisini onlardan biri olarak kabul ettirmiş bulunan Jake Sully sahneye çıkar. Kabileleri tek başına örgütler, insana ait üstün silah teknolojilerini öğretir ve Na'vilerin Tanrı bildiği “doğa ananın” da desteğiyle sömürgecileri Dünya'ya püskürtür. * * * Yönetmen Cameron, Avatar'ın “Irak savaşını ve mekanize savaşın insanlıkdışı doğasını eleştirdiğini” savunup ekliyor: “Belki de doğanın ve diğer canlıların üzerinde keyfimizi sürerken, biraz da düşünmeliyiz.” Filmin temel konusunun “sömürgecilik” ve
“biyoçeşitlilik” olduğu doğru. Benzeri görülmemiş özel efektlere dayanan üç boyutlu muazzam görselliği bir kenara, defalarca yazıldığı gibi, Son Mohikan'dan Kurtlarla Dans'a dek uzanan onca eski filmin klişelerini tekrarlayan bir film Avatar. Ama bu klişeler bilinçli olarak tekrarlanıyor, zira egemen ideolojiye ait söylem son 50 yıldır yalnızca biçimsel olarak değişti. Amerikan kültür endüstrisi, içeriğinin özünde aynı kalan bu söylemi yeniden üretip duruyor. Avatar, milyarlarca insana aynı fantaziyi dayatıyor: Batılı, Beyaz, Hristiyan, orta sınıf erkeğin fantazisi... İster “gizli ırkçı” deyin, ister açıkça “maço,” bu çarpık fantaziye dayanan ve filmin kasten zayıf bırakılmış senaryosundan çıkan siyasi mesajlar bence şunlar: * Temel fantazi, Batılı beyazların tarihi suçluluk duygusuyla ilgili. Örneğin Kızılderililerin nasıl soykırıma uğratıldığı, Amerika'nın el değmemiş doğasının sanayileşmeyle mahvedildiği, vs... * Pandora'daki “paralı askerler” acımasız. Özellikle de filmin kötü adamı, Albay Quaritch. İnsan gerçek dünyadaki Blackwater'ı düşünmeden edemiyor… * Ama filmi, paralı askerlerin değil, Amerikalı bir “gazinin” bakış açısından izliyoruz. Üstelik Amerikan ordusu içinde, Michelle Rodriguez'in oynadığı kadın pilot karakteri gibi başka “iyilerin” de olduğunu ve sonunda bunların isteklerinin gerçekleştiği mesajı beynimize kazınıyor. * Fakat iyi olmak bile, topluma içeriden muhalefet etmeye yetmiyor. Yâni Jake kendi içinde bulunduğu düzeni zorlamak yerine, çareyi ondan kaçmakta, “ötekine” sığınmakta ve sonunda “ötekini” dönüştürmekte buluyor. * Kim mi öteki? Kızılderili, Amazon, Doğu Afrika ve Güneydoğu Asya yerlilerini andıran çeşitli motiflerden esinlenerek yaratılmış Na'viler. Zaten Na'vi karakterlerinin bilgisayar animasyonlarına aktarılması için kullanılan “gerçek” aktörlerin büyük bölümü siyah. Kızılderili kökenli bir aktör olarak Wes Studi de dikkat çekiyor. * Yerli Na'vilere kendisini kabul ettiren beyaz, herhalde onlardan daha akıllı, daha tecrübeli ve daha cesur olduğu için liderliği eline alıp onları zafere taşıyor. Jake sonunda Na'vilerin tarihine ait bir hikâyeyi, kendi hikâyesi, daha doğrusu beyaz Amerikalıların hikâyesi haline getiriyor. * Ama “kötü” beyazları kesin olarak bozguna uğratmak için bu da yeterli değil. Öyle ya, yerliler asla, hatta “iyi” bir beyazın liderliğinde bile yalnız başlarına “üstün” beyazları yenemezler. Bizzat Tanrı'nın kendileri lehine devreye girmesi, “ebabilleri” düşman üstüne salması şarttır. * Yerliler, son teknoloji ürünü makineli tüfeklere karşı yay ve ok kullanmakta ve böyle böyle soykırıma uğramakta inatçı. Cameron'un sözde, sanayileşmeye karşı verdiği mesaj da işte bu. Hiç kimsenin inandırıcı bulmayacağı, ikiyüzlü bir mesaj: “Kendimizi savunamayacak duruma gelsek de doğaya dönmeliyiz.” * Peki filme göre yerlilerin, insan ve doğaya
dair “büyük” mesajı nedir? * Üstelik avcı-toplayıcı bu yerliler, eşitliğe dayalı “doğal” bir toplum düzeni de kurmamıştır. Bir kabile hiyerarşisi mevcuttur. Vezir konumundaki şaman bir kadın olsa da, başroldeki karakterin yaşadıklarından da anladığımız gibi bu da bir “erkek toplumudur.” * * * Sonuca bağlayalım: Dolar milyarderi Cameron, mevcut düzene (tüketimci-kapitalist) karşı neredeyse “ideolojik eleştiri” içeren bir film yaptığı iddiasında. Oysa bu tür bir eleştirinin olmazsa olmaz şartı, mevcut düzendeki “tahakküm ilişkisini” ortaya koyması, dolayısıyla alternatif bir çözüm sunmasıdır.
|