Siyaset25 Nisan 2005 00:00

Emperyalizmi Meşrulaştırmanın Yolları - Erol Manisalı

15 Mart Çanakkale, Anzaklar, Ermeni-Kıbrıs-Ege- Yunan-bayrak-Patrikhane- Güneydoğu meseleleri; Denktaş-Talat-Talabani , hatta Vatikan'ın yeni patronu Ratzinger 'i günün en popüler haber başlıkları olarak art arda dizip iki nokta üst üste koyduktan sonra karşımıza ne çıkar? Vinci 'nin şifresi mi? Hayır, karşımıza çıkan, emperyalizm-antiemperyalizm-Lozan ve Sevr'dir. Bu ortamda 23 Nisan Ulusal Bağımsızlık Bayramı'nın kutlanması ne anlam taşır? coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvatsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilo

Ya da, kutlamanın bir anlam taşıması için ne yapmak gerekir? Hiçbir şey yokmuş gibi güle oynaya kutlamaya devam mı?

Kutlamalar, bayramlar, sömürgeciler hepsi yan yana. Bazı örnekler verelim; bazı sorulara yanıt arayalım.

1) Örneğin Anzak Paşası Türkiye'de ne arıyor? Bizim Çanakkale zaferini, Mustafa Kemal 'in başarılarını kutlamamız çok doğal. Kutlamada Anzakların işi ne? Fransızlar, Almanlarla İkinci Dünya Savaşı'nı folklor gösterileri ile kutluyorlar mı? Türkler Avusturyalılarla Viyana kuşatmasını saz heyeti götürerek anıyorlar mı?

- Bizi işgale gelen sömürgecilerle neyi kutluyoruz ki?

- Türkiye'ye gelen Anzak Paşası herhalde Basra'ya kadar şöyle bir uzanıp yeni işgalci Anzaklara moral de vermiştir.

Çanakkale'deki işgalci Anzaklarla bugün Irak'ı işgal eden Anzaklar arasında fark var mı? AB ve ABD Lozan'ı masaya yatırma gayretlerini sürdürürken, eski ''Sevrcilerin'' kutlamasını yapmış olmuyor muyuz?

- Ve arkasından da 23 Nisan Ulusal Bağımsızlık Bayramı'nı var gücümüzde kutluyoruz.

- Anzak kutlamaları, ''emperyalizmin meşrulaştırılmasından'' başka bir şey değildir.

Dış bağlar ve egemenlik...

2) Ermeni, Yunan ve Patrikhane dayatmalarına bir yandan karşı çıkarken öte yandan ''bunları masaya getiren anlaşmaları AB ile imzalıyoruz'' . Türkiye-AB müzakere sürecinin içinde masada yerlerini almaya başlayan ''meselelerin'' listesi şimdilik şunlar:

- Ermeni soykırım tasarılarının kabulü; daha şimdiden Slovakya, Fransa, İtalya, Belçika, Yunanistan; Kıbrıs, Polonya, İsviçre meclisleri soykırımı kabul ettiler. Yarın 25 AB ülkesinin tamamı kabul edecek. Koşul olarak müzakere masasında yer alacak.

- Patrikhane, Güneydoğu, Hatay, Ege, Kıbrıs, Dicle, Fırat ''meseleleri'' sırada.

Şimdi siz hükümet olarak 17 Aralık 2004'te bütün bu meselelere kapıları açan müzakere yöntemine evet diyeceksiniz; ondan sonra da direneceksiniz! Aynen Kıbrıs meselesinde olduğu gibi söke söke alacaklardır: Eğer siz, daha şimdiden ''hayır deme cesaretini gösteremezseniz'' ...

Türkiye bir yandan yavaş yavaş sömürgeleştirilirken, biz sömürgeciliği meşrulaştıran Anzak kutlamaları yapıyoruz; hiçbir şey yokmuş gibi, Bağımsızlık Bayramı kutluyoruz.

- Ekonomimiz ÇUŞ tarafından işgal ediliyor.

- Bankalarımız yabancı şirketlerin eline geçiyor.

- Ulusal şirketlerimiz hızla eriyor.

- Eğitim düzenimiz yabancılaşıyor.

- Türkiye AB'nin içine girmiyor, AB'nin güdümü altına sokuluyor. Müzakere süreci adı altında Türkiye AB'ye bağlanarak Yugoslavyalaştırılıyor.

Ve biz hiçbir şey yokmuş gibi Ulusal Bağımsızlık Bayramı kutluyoruz. İki gün önce bayrağımı evin penceresine asarken içim sızlamadı dersem yalan olur. Eskiden bu işi göğsümü gere gere yapardım!..

****

Küçük bir not; ''Manastırda Bir Amerikalı'' kitabımı okuyan bazı okurlarımın kafasına takılmış; eski diplomat- yeni papaz arkadaşım John ile halen görüşüp görüşmediğimi soruyorlar: John Meultke manastıra kapandıktan sonra yalnızca bir mektup almıştım; onun dışında bir temasımız yok.