|
(Açık İstihbarat : Necati Doğru'yu kınıyoruz. "Yetimin Hakkını Yabancıya Yediriyor" başlığı yazısı ile bu ülkenin Başbakanını töhmet altında bırakmıştır. Aşağıdaki yazı incelendiğinde, Başbakan'ın yetimin hakkını kardeşçe paylaştırdığı ve Türk/Kürt/Laz/Çerkez/Roman/Boşnak/Poman/Lezgi/"aklınıza ne gelirse" tarihinin gördüğü en Milli Başbakan'ın bu tarz mesnetsiz suçlamaları hiç bir şekilde haketmediği görülmektedir.)
--------------------------------------------------------------------------------------------------
“Çılgınlık” başlıklı “EGEDESONSÖZ” adlı internet gazetesinde yayımlanan yazım, umulandan çok fazla ses getirdi.
"Beni arayanların tamamına yakını, bu kadarı da olmaz, böyle bir şey olabilir mi?" diye sordular.
Özür dilerim ama bende bu tür bir tepkiyle karşılaşınca şaşırdım.
Biz, Sayın Başbakan’ın bir zamanlar yardımcısı olan Sn Abdüllatif Şener’in, Başbakan’ın uygulamaları hakkında söylediklerini kendi kulaklarımızla duymadık mı?
Sn. Şener, Sn. Başbakan’ı özelleştirme ihalelerini yönlendirmekle suçlamadı mı?
Bir Siyasetçiye, bundan daha ağır bir suçlama yapılabilir mi?
Peki, Başbakan susarak kabullenmiş olmadı mı?
Başbakan kendi servetinin açıklamasını, çocuklarının düğününde hediye edilen “takılara” bağlamadı mı?
Çocuklarının olağanüstü servet artışını kamuoyuna açıklayabildi mi?
Forbes Dergisi, Sn. Başbakan’ın servetini 2 milyar dolar olarak açıklamadı mı?
Başbakan “kişiye özel” yasa çıkartıp, kendisinin ve bakanlarının yargılanmasını önlemedi mi?
Sn. Başbakan daha önce, Ethem Sancak ve Akın İpek’i medya dünyasına sokmadı mı?
Damadının başında bulunduğu şirkete devlet bankalarından 750 Milyon Dolar, teminatı alınmamış kredi verdirmedi mi?
Tüm bunlara şaşırmayıp normal kabul eden toplum, sıra Aydın Doğan bey’e gelince mi şaşırdı?
İşte ben de buna şaşırıyorum.
Benim bu konuya ilgi duyup, gündeme getirmemdeki esas sebep, medyanın tamamının belli bir tarikatın eline geçmesini engellemektir.
Tarihe not düşüyorum, yapılan hukuksuzlukları ortaya koyuyorum.
Devletin ilgili kurumlarına duyuyorum ve bunu da açık açık, ismimi yazarak yapıyorum.
Bugün engelleyemezsem, yarın bu kanunsuzlukları yapanlardan da, buna çanak tutanlardan da, göz yumanlardan da nasılsa hesap soracak, haysiyetli ve cesur kanun adamları çıkacaktır.
Aydın Doğan Beyin medyasının son zamanlardaki yayın politikalarını, zaten onaylamıyordum.
Çok sevdiğim bazı arkadaşlarımın bu grupta yazı yazmasına rağmen, gerilla artığı Cengiz Çandar, çalıştığı kurumu dolandırmaktan mahkûm olan M.Ali Birand ve kerameti kendinden menkul Hasan Cemal, milletin değerlerini hiçe sayan, şerefli ordumuza hakarete varan, Barzani’yi ve uyuşturucu baronu terörist başını metheden yazıları ile bizi ve milleti, yazarlık yaptıkları gazetelerden soğuttular.
Ama bu soğukluğumuz, söz konusu yayın organlarının tarikatların emrine girmesine göz yumacağımız anlamına gelmez.
Geçen yazımda bahsettiğim, 24 Aralık tarihinde yapılan ve tekzip edilmeyen görüşme konusundaki hukuksuzlukları bir kez daha belirtmek istiyorum:
*Görevi kötüye kullanma suçu oluşmuştur.
*Devlet gücünün kanuna aykırı olarak kullanılması suçu oluşmuştur.
*Başbakanlık makamı “tahsilâtçı” konumuna düşürülerek, saygınlığı ciddi zarara uğratılmıştır.
*Başbakanlık makamı kullanılarak Ethem Sancak ve Akın İpek’in, gazete ve televizyon sahibi yapılması istenmiştir.
Sayın Başbakan yanlış yoldadır.
Bugünlerdeki aşırı sinirli hali ise yanlış yolda olduğunun göstergesidir.
Herkes ile kavgalı durumdadır; bakanlarına bağırmakta, milletvekillerini azarlamakta ve devletin kurumları ile kavga halindedir.
“Durmak yok, yola devam” sloganını kullanan Sayın Başbakan’a tecrübeli bir büyüğü olarak ikazımız şudur:
Gittiğin bir yolda her şey üzerine geliyor ise, bu yanlış yoldasın demektir. Yolunu değiştir,
Atatürk’ün, çağdaş ve aydınlık yoluna katıl. Demokrasinin en güzel tarafı, kimsenin hesap vermekten muaf tutulamayacak olmasıdır. Unutulmasın ki, sap döner keser döner, gün gelir hesap döner. O gün de çok yakındır.
--------- Rıfat Serdaroğlu'nun Yukarıdaki Yazıda Sözünü Ettiği "Çılgınlık" Başlıklı Yazısı ----------
ÇILGINLIK/ Rifat Serdaroğlu Eski Sağlık ve Devlet Bakanı (05 Ocak 2010) Bugün, Kanada’dan "Bayram Banahergünbayram" isimli bir arkadaşım aradı.
Hayretler içindeydi.
Anlattıklarını dinleyince, inanın benim de tüylerim ürperdi. Doğru mu diye sordum, “ben duyduklarımı sana anlatıyorum, sonrası senin bileceğin şey” dedi.
Ben de sizlerle paylaşmaya karar verdim. Bundan sonrasını, kaldıysa özgür basın takip etsin. Arzu ederlerse, Sayın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da izleyebilir, çünkü benzer durumlarda yargının ne yaptığını hepimiz biliyoruz. Arkadaşım işi gereği Kanada’dan Amerika’ya gidiyor.
Türkiye’den gelen bir iş adamı arkadaşı ile buluşuyorlar. Türkiye’den gelen arkadaşı;
“ Ben Hoca efendiyi ziyaret edeceğim, istersen beraber gidelim” diyor ve ısrarcı oluyor. Beraberce Hoca efendi’nin çiftliğine gidiyorlar.
Orada Hoca efendinin, mükemmel İngilizce bilen adamlarından birinden duyduklarını da bana anlatıyor. Bana anlatanları kendi üslubumla size takdim ediyorum; Yer: Başbakanlık ; Tarih: 24.Aralık.2009
Toplantıya Katılanlar; Sn. Başbakan, Sn. M. Ali Yalçındağ, Sn. Arzuhan Yalçındağ, Sn. Vuslat Doğan Sabancı ve bir danışman( Hoca efendiye durumu anlatan olabilir)
Toplantı süresi: 2 Saat 15 Dakika
Alınan Kararlar;
* Milliyet Gazetesi+ Vatan Gazetesi+ Star Televizyonu, belirlenen tutar ile, Ethem Sancak ve Akın İpek’e satılacak.
* Ertuğrul Özkök derhal görevi bırakacak, şimdilik havadan sudan yazacak, 6 ay sonra tamamen ayrılacak.
* Aydın Doğan, Holding yönetiminden ayrılacak.
* 6 ay sonra, yönetim profesyonellere devredilecek, (isimler beraberce belirlenecek), aile’den hiç kimse yönetimde kalmayacak.
* Doğan Holding’in yapacağı “ HALKA AÇILMAYA” Şubat ayında izin verilecek. Elde edilen paradan, Doğan Grubunun Ferit Şahenk’e olan 600 Milyon Dolar borcu ödenecek.
* Petrol Ofisindeki hisseleri, Avusturyalılara satılacak. Vergi Cezası, Petrol Ofisi’nin satış tutarına indirilecek ve satıştan alınan para doğrudan Maliye’ye verilecek. Bana anlatılanlar böyle.
Doğruluk derecesini bilmiyorum. Fakat bildiğim doğrular var;
24 Aralık 2009’da Başbakanlıkta bu toplantı yapıldı ve basına yansıdı. Başbakanlık tarafından tekzip edilmedi. Sadece Sn. Vuslat Doğan Sabancı’nın katılımı belirtilmemişti.
Milliyet Gazetesi, Vatan Gazetesi, Star Televizyonu’nun satılacağı kesin, ön anlaşmalar imzalandı bile.
Sn. Ertuğrul Özkök istifa etti. Sn. Aydın Doğan, patronu olduğu şirketinden ayrıldı.
Bunlar şu ana kadar gerçekleşenler.
(Anayasa Madde 28- Basın hürdür. Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.) Şimdi gelelim bu toplantının Devlet Gelenekleri yönüne ve Hukuksal boyutuna; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Başbakanlıkta ve Başbakanlık Konutundaki tüm ziyaretleri kayıt altındadır.
Sayın Başbakan, Maliye Bakanlığının milyarlarca lira ceza kestiği bir mükellefle neden beraber olmuştur ve ne konuşmuştur?
Eğer 2 saat, 15 dakika kahve falı bakılmadı ise ne konuşuldu?
Bunu kimse geçiştiremez. Başbakanlıkta konuşulan ve milletin parasını ilgilendiren her konu (Devlet Sırrı değilse) Millete anlatılmalıdır. T.C Başbakanı, Devletle parasal işi olan kişi ve gruplarla konuşuyor ve açıklama yapılmıyorsa bu YÜCE DİVANLIK bir suçtur.
Hatırlayalım; Sn. Mesut Yılmaz, Başbakanlığı sırasında, işadamları ile görüşüp, Türkbank İhalesine fesat karıştırdığı iddiasıyla, Sn Başbakan’ın emri ve AKP’ nin oylarıyla YÜCE DİVANA sevk edilmişti.
Üstelik bankanın ihale işleminin iptal emri de bizzat Sn. Yılmaz tarafından verilmişti. Yani gerçekleşmeyen bir ihale yüzünden, sadece bazı iş adamlarıyla konuştuğu için, Sn. Yılmaz, Sn Erdoğan tarafından suçlu sayılmıştı.
Şu dakika itibarıyla Sn. Başbakan için Yüce Divanlık suç oluşmuştur. Bu toplantıda konuşulanlardan diğerleri önümüzdeki günlerde gerçekleşirse, suçun katmerlisi oluşacaktır.
Düşünebiliyor musunuz, ?
Sn Başbakan hem Sn. Ferit Şahenk’in tahsilâtçısı konumuna düşecek, hem de “ Bana Türk demeyin, ben Arap’ım, Türk denirse utanırım” diyen kişi ile dünün matbaacısı, F.Gülen’in evladı gibi sevdiği, İpek çocuğunu bir kez daha gazete ve televizyon sahibi yapacak. . Anadolu’nun Bayburt gibi bir yöresinden yetişmiş Sn. Aydın Doğan’a bir sorum olacak;
Ömer Seyfettin’in “DİYET” adlı hikâyesini hiç duydunuz mu?
Sizin yerinize başka bir Anadolu çocuğu olsa, oraya yani R.T.Erdoğan beyin ayağına, kızları ve damadını üç kuruşluk mal için göndermezdi.
Eğer haklıysa, gider o merdivenlerde gereğini yapardı.
Bundan sonra malınız olsa ne olur, gazeteniz olsa ne olur?
Size ancak M.Ali Birand ve Cengiz Çandar alkış tutar. Değdi mi Aydın Bey? Namuslarına ve meslek ahlâklarına tüm Türkiye’nin güvendiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yüksek Yargı mensupları, ben hukukçu değilim, ama beni bu olay çok rahatsız etti.
Sizler ne düşünüyorsunuz?
Gece kafanızı yastığa koyduğunuzda rahatça uyuyabiliyor musunuz?
|