Medya7 Ocak 2010 00:00

Karun : "Solooonnn! Ah Solon!" - Özgen Acar

Siyasal iktidarla ilişkilerinde Genel Yayın Müdürü’nü kullandı, bundan dolayı Ertuğrul’un adı “Özköşk”e çıktı.Aydın Bey’in bağışlamadığım bir yönü var! 1994’te Hürriyet Gazetesi’ni satın aldığında “Ben binaya gelmeden önce, herkes sendikadan istifa etmiş olmalı! Hürriyet’te sendika mendika görmek istemiyorum!” demesidir.(Açık İstihbarat : Sendikalaşma konusunda bu kadar hassas olan Acar'ın ; fırsat bulduğu bir günde Cumhuriyet'teki sendikalaşma hareketinin yakın geçmişini ve yaşananları anlatmasını bekleriz! ) coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons site printable coupons for cialisabilify link abilify

Karun : "Solooonnn! Ah Solon!"

Özgen Acar - Cumhuriyet

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

07.01.2010


Başkenti, Salihli yakınında Sardes olan Lidya Krallığı zenginliğini, her dokunduğu altın olunca su, şarap içemeyen, yemek yiyemeyen Polatlılı hemşerimiz eşek kulaklı Frig Kralı Midas’ın Paktalos (Sart) Çayı’nda yıkanarak altından arınmasına borçludur.

Sart Çayı’ndan akan altınlar nedeniyle Lidler gönenç içinde yaşamış, kralları Karun da (Kroisos) tarihe “Karun gibi zengin…” deyişiyle geçmiştir!

Karun, Atina’dan gelen bir bilge olan Solon’a -ünlü filozof Solon değil- hazinesini gösterdikten sonra “dünyanın en mutlu kişisinin kim olduğunu” sorar.

Solon “Atinalı Tellus!” yanıtını verir. Oysa Karun, Solon’un “Sensin kralım!” demesini beklemektedir.

Karun sorusunu “başka” diye yeniler. Solon, bu kez “Argoslu Kleobis ve Bito…” der. Karun bozulur, “Sen benim zenginliğimi görmüyor musun? Benden daha mutlu bir insan olabilir mi?” diye sinirlenir. Solon ağzından baklayı çıkarır:

“Sen, dünyanın en zengin insanısın. Büyük servet sahibi olan kişi, yalnız günlük ihtiyacına yetecek gelirliden daha çok mutluluğa yakın değildir. Bu zenginlik yetmez, en mutlu insan olup olmadığını ancak senin sonunu gördükten sonra söyleyebilirim!

Pers Kralı Kirus İÖ 546’da, Karun’u yenip tutsak aldı.

Odunları yığdırdı. Dünyanın en zengin adamını odunların üzerine oturttu. Odunları ateşletmek üzereyken Karun, “Solooonnnn! Ah Solon!” diye haykırınca Kiros bu sözlerin anlamını sordu. Karun da Solon ile arasındaki konuşmayı aktardı. Kirus odunları yaktırmadı, Karun’u tutsak olarak Persepolis’e götürdü!

***

Ben de Türkiye’nin en eski gazetesi Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptım!

Günü gününe tam iki yıl sonra, kendi isteğimle ayrıldım. O günleri kısaca anımsayalım!

Kasım 1991’de Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal’in gazetenin siyasasında yapmak istediği değişikliğe tepki olarak 79 kişi istifa etti.

İki tarafla dostluğum nedeniyle istifa etmeyip “aracılığa” soyundum. Bir saat sonra bir faks yazısıyla kovulduğumu öğrenince 80. kişi oldum.

Yaşamımda ilk ve son kez kovulmuştum!

Bu değişikliği okurlar bağışlamamış, gazetenin satışı 120 binden beş ay sonra 37 bine düşmüştü.

Hasan Cemal istifa etmiş, 80 kişiye “geri dönün” denilmişti.

Mesleğim boyunca hiçbir zaman yöneticiliği düşünmemiş, daima muhabir kalmak istemiş bir kişi iken, arkadaşların isteği üzerine genel yayın yönetmenliğine getirilmiştim.

Gazete tam bir enkaz durumundaydı!

Aylarca, haftalarca aylıklarımızı alamadan çalıştık. Çalışanların ve okurların gazeteyi yaşatma azimlerini asla unutamam.

Güzel bir haber yakalıyoruz, ertesi gün gazetenin baskısının arttırılması talimatını veriyorum.

İdare Müdürümüz Hüseyin Gürer gelip

“Baskıyı arttırırım. Ama bir gün sonra gazete çıkmaz! Neden mi? İki günlük kâğıdımız var!”

diyor! Sıkıysa baskıyı arttır!

Gazete resmen iflas etmiş durumda. Haftada birkaç kez icracılar kapıda…

Uzan’lara borç takılmış. İlhan Selçuk, yaşamında yapmadığı bir şeyi yapıyor. Birkaç kez Kemal Uzan’ın ayağına kadar gidiyor.

İsteği özetle “Borcumuzu ödeyeceğiz! Ancak yeni bir ödeme planı yapalım! N’olur sıkboğaz etmeyin!” biçiminde.

Kurt Uzan’ın kuzu Selçuk’a yanıtı

“İstesen de istemesen de ben seni yiyeceğim!”

oluyor.

Birkaç gün sonra Uzan’ın icracıları kapıya dayanıyor.

O günü asla unutamam!

Çalışanlar, bir yandan gazetenin girişini tutmuşlar, icracıları içeri sokmamak için “Kanije Savunması” yapıyorlar, bir yandan da ertesi gün çıkacak gazeteyi kotarıyorlar.

Saat 17’de zafer, haftalardır aylıklarını alamayan Cumhuriyet çalışanlarının oluyor.

Gazete kurtuldu, satışlar arttı, ekonomik durum düzeldi. İki yılımı tamamlayıp ayrıldım.

Şansım, patronumun bilinçli Cumhuriyet çalışanları olmasıydı!

Sahi Uzan’lar bugün nerede?

O burnundan kıl aldırmayan Kemal Uzan nerede?

3 bin 163 şişelik en pahalı yabancı şarap koleksiyonunun sahibi Hakan Uzan ve Petrus’ları nerede?

Parti kurup Türkiye’yi kurtarmaya soyunan Cem Uzan nerede?

Türk halkının gerçekten verilmiş sadakası varmış!

“Solooonnnn! Ah Solon!”

***

Ertuğrul Özkök’ün 20 yıl süren Genel Yayın Yönetmenliği’nden ve ardından da Aydın Doğan’ın Holding patronluğundan ayrılması basında çeşitli yorumlara yol açtı.

Aydın Bey’i 1981’de Yunanistan’da Milliyet’in temsilciliğini yaparken Atina’da tanımıştım.

Dört yıl süren bu görevdeyken İstanbul’a her gidişimde kendisini ziyaret ederdim. Yunanistan hakkındaki sorularıyla bende hayranlık uyandırmıştır. Bırakın gazetenin genel yayın yönetmenini, onun sorduğu soruları Dış Haberler Servisi’ndekiler bile sormazlardı.

1987’de görev yaptığım Nev York’a geldiğinde kendisini Metropolitan Sanat Müzesi’ne götürüp Karun Hazinesi’ni göstermemi istemişti.

Bir işadamı olarak Yunanistan’da olup bitenler ya da Karun Hazinesi’nden ona neydi?

Aydın Bey çelebiliğinin yanı sıra adı gibi aydın bir insandır.

Hüseyin Gürer’in “Kâğıt bitti” dediği günlerde İlhan Bey, birkaç kez Aydın Bey’i ziyaret etti.

Aydın Bey o günlerde bizi kâğıtsız bırakmadı. Cumhuriyet çalışanları, okurları bu nedenle Aydın Bey’e şükran borçludurlar!

***

Toplumbilimci, ortanın solundaki partilerin araştırma birimlerinde görev yapmış Ertuğrul Özkök’ün 20 yıl Genel Yayın Yönetmenliğini nasıl yürüttüğünü çok iyi anlayabiliyorum.

Ahtapot gibi her yöne uzanacak kollar olmalı, yeni oluşumlar sağlamak için amip gibi bölünüp çoğalmalı, siyasal iktidarlar karşısında Lefter gibi çalımlar atabilmeli ya da Asena gibi iyi kıvırabilmeli…

Özkök’ün en büyük şansı, arkasında para babası patronların varlığıydı!

20 yılın her gününde gerilim yaşamak her babayiğidin harcı değildir.

Mart 1990’da Erol Simavi’nin patronluğunda işbaşı yapan Özkök’ün 1994’te Aydın Bey’in Hürriyet’i almasına kadar geçen dört yılı için “çok önemli staj yılları” diyebiliriz.

Sağı solu belli olmayan, bir günü bir gününe uymayan Erol Bey’in rahle-i tedrisinde Özkök’ün kıvraklık yeteneğini geliştirdiğini, Turgut Özal ile paslaşarak bu özelliğini pekiştirdiğini söyleyebiliriz.

Bu nedenledir ki Aydın Bey kendisini 16 yıl daha bu görevde tuttu diyebiliriz. Bundan dolayıdır ki bir gün arayla birlikte ayrıldılar.

Sıfırdan gelip, Koç’ları, Sabancı’ları, Eczacıbaşı’larını ve daha nicelerini 30 yılda sollayıp Türkiye’de “1” numara olan Aydın Bey’in çok akıllı olduğunu kimse inkâr edemez.

Aydın Bey’in bir başka akıllı yanı da hiçbir zaman magazinsel yaşamı olmadı, mutlu bir aile babası görüntüsü verdi ve iş yaşamında da daima perde arkasında kaldı.

Siyasal iktidarla ilişkilerinde Genel Yayın Müdürü’nü kullandı, bundan dolayı Ertuğrul’un adı “Özköşk”e çıktı.Aydın Bey’in bağışlamadığım bir yönü var!

1994’te Hürriyet Gazetesi’ni satın aldığında “Ben binaya gelmeden önce, herkes sendikadan istifa etmiş olmalı! Hürriyet’te sendika mendika görmek istemiyorum!” demesidir.

(Açık İstihbarat : Sendikalaşma konusunda bu kadar hassas olan Acar'ın ; fırsat bulduğu bir günde Cumhuriyet'teki sendikalaşma hareketinin yakın geçmişini ve yaşananları anlatmasını bekleriz! )

Bu talimatın bayraktarlığını Özkök yapmaya başlayınca, noter kanalı ile sendikadan toplu istifalar 8 Ağustos’ta başladı.

Özal’ın yönlendirmesi ile Hürriyet’in sendikasızlaşmasının ardından Türk işadamları da yıllardır beceremedikleri sendikasız, grevsiz, toplusözleşmesiz bir iş dünyasına kavuştular.
Başta Aydın Bey olmak üzere sermaye birikimlerinde büyük patlamalar yaşandı. Ertuğrul da Hakan Uzan’ın içtiği “Petrus” şarabına övgüler yazarken, Hürriyet’te grev haberleri çıkmaz, Türkiye’de çalışanların çoğu kızılcık şurubu içtiklerini söyler oldu.

Son genel seçim öncesinde AKP’ye destek veren Hürriyet Gazetesi kendi okurundan büyük tepki aldı.

İş işten geçtikten sonra hata anlaşıldı, ama Recep Tayyip Erdoğan’a gebe kalınmıştı. Dimyat’a Hilton Oteli arazisi peşinde koşulurken evdeki bulgurdan olunmuştu!

Vatan şairi Namık Kemal’in “Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı hükümetten” dediği “Hürriyet Kasidesi”, sanki bugün “Hürriyet Gazetesi” için

“Çekildik izzet ü ikbal ile Bâb-ı âli’den”

biçiminde yazılmış gibidir. Aydın Bey’in bu şiirin tümünü okumasını dileriz!

“Solooonnnn! Ah Solon!”
 


Açık İstihbarat @ 2009