|
Başkenti, Salihli yakınında Sardes olan Lidya Krallığı
zenginliğini, her dokunduğu altın olunca su, şarap içemeyen, yemek
yiyemeyen Polatlılı hemşerimiz eşek kulaklı Frig Kralı Midas’ın
Paktalos (Sart) Çayı’nda yıkanarak altından arınmasına borçludur.
Sart Çayı’ndan akan altınlar nedeniyle Lidler gönenç içinde
yaşamış, kralları Karun da (Kroisos) tarihe “Karun gibi zengin…”
deyişiyle geçmiştir! Karun, Atina’dan gelen bir bilge olan Solon’a -ünlü filozof Solon
değil- hazinesini gösterdikten sonra “dünyanın en mutlu kişisinin
kim olduğunu” sorar.
Solon “Atinalı Tellus!”
yanıtını verir. Oysa Karun, Solon’un “Sensin kralım!”
demesini beklemektedir. Karun sorusunu “başka” diye yeniler. Solon, bu kez
“Argoslu Kleobis ve Bito…” der. Karun bozulur, “Sen benim
zenginliğimi görmüyor musun? Benden daha mutlu bir insan olabilir
mi?” diye sinirlenir. Solon ağzından baklayı çıkarır: “Sen, dünyanın en zengin insanısın. Büyük servet sahibi olan
kişi, yalnız günlük ihtiyacına yetecek gelirliden daha çok mutluluğa
yakın değildir. Bu zenginlik yetmez, en mutlu insan olup
olmadığını ancak senin sonunu gördükten sonra
söyleyebilirim!” Pers Kralı Kirus İÖ 546’da, Karun’u yenip tutsak aldı.
Odunları yığdırdı. Dünyanın en zengin adamını odunların
üzerine oturttu. Odunları ateşletmek üzereyken Karun, “Solooonnnn!
Ah Solon!” diye haykırınca Kiros bu sözlerin anlamını sordu.
Karun da Solon ile arasındaki konuşmayı aktardı. Kirus odunları
yaktırmadı, Karun’u tutsak olarak Persepolis’e götürdü! *** Ben de Türkiye’nin en eski gazetesi Cumhuriyet’in Genel Yayın
Yönetmenliği’ni yaptım!
Günü gününe tam iki yıl sonra, kendi
isteğimle ayrıldım. O günleri kısaca anımsayalım!
Kasım 1991’de Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal’in
gazetenin siyasasında yapmak istediği değişikliğe tepki olarak 79 kişi
istifa etti.
İki tarafla dostluğum nedeniyle istifa
etmeyip “aracılığa” soyundum. Bir saat sonra bir faks
yazısıyla kovulduğumu öğrenince 80. kişi oldum.
Yaşamımda ilk
ve son kez kovulmuştum! Bu değişikliği okurlar bağışlamamış, gazetenin satışı 120 binden
beş ay sonra 37 bine düşmüştü.
Hasan Cemal istifa
etmiş, 80 kişiye “geri dönün” denilmişti.
Mesleğim
boyunca hiçbir zaman yöneticiliği düşünmemiş, daima muhabir kalmak
istemiş bir kişi iken, arkadaşların isteği üzerine genel yayın
yönetmenliğine getirilmiştim. Gazete tam bir enkaz durumundaydı!
Aylarca, haftalarca
aylıklarımızı alamadan çalıştık. Çalışanların ve okurların gazeteyi
yaşatma azimlerini asla unutamam.
Güzel bir haber yakalıyoruz,
ertesi gün gazetenin baskısının arttırılması talimatını veriyorum.
İdare Müdürümüz Hüseyin Gürer gelip
“Baskıyı
arttırırım. Ama bir gün sonra gazete çıkmaz! Neden mi? İki günlük
kâğıdımız var!”
diyor! Sıkıysa baskıyı arttır! Gazete resmen iflas etmiş durumda. Haftada birkaç kez icracılar
kapıda…
Uzan’lara borç takılmış. İlhan Selçuk, yaşamında
yapmadığı bir şeyi yapıyor. Birkaç kez Kemal Uzan’ın ayağına kadar
gidiyor.
İsteği özetle “Borcumuzu ödeyeceğiz! Ancak yeni
bir ödeme planı yapalım! N’olur sıkboğaz etmeyin!” biçiminde.
Kurt Uzan’ın kuzu Selçuk’a yanıtı
“İstesen de istemesen de ben seni
yiyeceğim!”
oluyor. Birkaç gün sonra Uzan’ın icracıları kapıya dayanıyor.
O
günü asla unutamam!
Çalışanlar, bir yandan gazetenin girişini
tutmuşlar, icracıları içeri sokmamak için “Kanije Savunması”
yapıyorlar, bir yandan da ertesi gün çıkacak gazeteyi kotarıyorlar.
Saat 17’de zafer, haftalardır aylıklarını alamayan Cumhuriyet
çalışanlarının oluyor.
Gazete kurtuldu, satışlar arttı,
ekonomik durum düzeldi. İki yılımı tamamlayıp ayrıldım.
Şansım, patronumun bilinçli Cumhuriyet çalışanları
olmasıydı! Sahi Uzan’lar bugün nerede?
O burnundan kıl aldırmayan
Kemal Uzan nerede?
3 bin 163 şişelik en pahalı yabancı
şarap koleksiyonunun sahibi Hakan Uzan ve Petrus’ları nerede?
Parti kurup Türkiye’yi kurtarmaya soyunan Cem Uzan
nerede?
Türk halkının gerçekten verilmiş sadakası varmış! “Solooonnnn! Ah Solon!” *** Ertuğrul Özkök’ün 20 yıl süren Genel Yayın Yönetmenliği’nden ve
ardından da Aydın Doğan’ın Holding patronluğundan ayrılması basında
çeşitli yorumlara yol açtı. Aydın Bey’i 1981’de Yunanistan’da Milliyet’in temsilciliğini
yaparken Atina’da tanımıştım.
Dört yıl süren bu görevdeyken
İstanbul’a her gidişimde kendisini ziyaret ederdim. Yunanistan
hakkındaki sorularıyla bende hayranlık uyandırmıştır. Bırakın
gazetenin genel yayın yönetmenini, onun sorduğu soruları Dış Haberler
Servisi’ndekiler bile sormazlardı. 1987’de görev yaptığım Nev York’a geldiğinde kendisini Metropolitan
Sanat Müzesi’ne götürüp Karun Hazinesi’ni göstermemi istemişti.
Bir işadamı olarak Yunanistan’da olup bitenler ya da Karun
Hazinesi’nden ona neydi?
Aydın Bey çelebiliğinin yanı sıra adı
gibi aydın bir insandır. Hüseyin Gürer’in “Kâğıt bitti” dediği günlerde İlhan Bey,
birkaç kez Aydın Bey’i ziyaret etti.
Aydın Bey o günlerde bizi
kâğıtsız bırakmadı. Cumhuriyet çalışanları, okurları bu nedenle Aydın
Bey’e şükran borçludurlar! *** Toplumbilimci, ortanın solundaki partilerin araştırma birimlerinde
görev yapmış Ertuğrul Özkök’ün 20 yıl Genel Yayın Yönetmenliğini nasıl
yürüttüğünü çok iyi anlayabiliyorum.
Ahtapot gibi her yöne
uzanacak kollar olmalı, yeni oluşumlar sağlamak için amip gibi bölünüp
çoğalmalı, siyasal iktidarlar karşısında Lefter gibi çalımlar
atabilmeli ya da Asena gibi iyi kıvırabilmeli…
Özkök’ün en
büyük şansı, arkasında para babası patronların varlığıydı!
20
yılın her gününde gerilim yaşamak her babayiğidin harcı değildir. Mart 1990’da Erol Simavi’nin patronluğunda işbaşı yapan Özkök’ün
1994’te Aydın Bey’in Hürriyet’i almasına kadar geçen dört yılı için
“çok önemli staj yılları” diyebiliriz.
Sağı solu belli
olmayan, bir günü bir gününe uymayan Erol Bey’in rahle-i tedrisinde
Özkök’ün kıvraklık yeteneğini geliştirdiğini, Turgut Özal ile
paslaşarak bu özelliğini pekiştirdiğini söyleyebiliriz.
Bu nedenledir ki Aydın Bey kendisini 16 yıl daha bu
görevde tuttu diyebiliriz. Bundan dolayıdır ki bir gün arayla birlikte
ayrıldılar. Sıfırdan gelip, Koç’ları, Sabancı’ları, Eczacıbaşı’larını ve daha
nicelerini 30 yılda sollayıp Türkiye’de “1” numara olan Aydın Bey’in
çok akıllı olduğunu kimse inkâr edemez.
Aydın Bey’in bir başka
akıllı yanı da hiçbir zaman magazinsel yaşamı olmadı, mutlu bir aile
babası görüntüsü verdi ve iş yaşamında da daima perde arkasında kaldı.
Siyasal iktidarla ilişkilerinde Genel Yayın Müdürü’nü
kullandı, bundan dolayı Ertuğrul’un adı “Özköşk”e çıktı.Aydın
Bey’in bağışlamadığım bir yönü var!
1994’te Hürriyet
Gazetesi’ni satın aldığında “Ben binaya gelmeden önce, herkes
sendikadan istifa etmiş olmalı! Hürriyet’te sendika mendika görmek
istemiyorum!” demesidir.
(Açık İstihbarat : Sendikalaşma konusunda
bu kadar hassas olan Acar'ın ; fırsat bulduğu bir günde
Cumhuriyet'teki sendikalaşma hareketinin yakın geçmişini ve
yaşananları anlatmasını bekleriz! ) Bu talimatın bayraktarlığını Özkök yapmaya başlayınca, noter kanalı
ile sendikadan toplu istifalar 8 Ağustos’ta başladı.
Özal’ın yönlendirmesi ile Hürriyet’in
sendikasızlaşmasının ardından Türk işadamları da yıllardır
beceremedikleri sendikasız, grevsiz, toplusözleşmesiz bir iş dünyasına
kavuştular. Başta Aydın Bey olmak üzere sermaye
birikimlerinde büyük patlamalar yaşandı. Ertuğrul da Hakan Uzan’ın
içtiği “Petrus” şarabına övgüler yazarken, Hürriyet’te grev
haberleri çıkmaz, Türkiye’de çalışanların çoğu kızılcık şurubu
içtiklerini söyler oldu. Son genel seçim öncesinde AKP’ye destek veren Hürriyet Gazetesi
kendi okurundan büyük tepki aldı.
İş işten geçtikten sonra
hata anlaşıldı, ama Recep Tayyip Erdoğan’a gebe kalınmıştı. Dimyat’a
Hilton Oteli arazisi peşinde koşulurken evdeki bulgurdan olunmuştu!
Vatan şairi Namık Kemal’in “Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı
hükümetten” dediği “Hürriyet Kasidesi”, sanki bugün
“Hürriyet Gazetesi” için
“Çekildik izzet ü ikbal ile Bâb-ı
âli’den”
biçiminde yazılmış gibidir. Aydın Bey’in bu
şiirin tümünü okumasını dileriz! “Solooonnnn! Ah Solon!”
|