|
Obama'nın ABD Başkanı olmasına destek veren ABD elitlerinin
bir kısmı, bunu büyük oranda Obama ile birlikte ABD'nin Afrika'daki
varlığının meşruiyetinin artacağı gerekçesine dayandırıyordu.
Afrika ile ilişkiler konusunda Bush'un devamcısı olarak
hareket eden Obama yönetimi, Somali, Sudan, Uganda, Cibuti ve
Etiyopya'dan sonra şimdi de Yemen'de operasyonlarını sıklaştırdı.
Halihazırda hem Özel Kuvvetler hem de CIA birlikleri ile bu
ülkede ciddi bir varlığı olan ABD, bir süredir Yemen konusunda
hassasiyet gösteriyordu. ABD'nin Yemen'le ilişkisi ise muhtelif
stratejik ilişkilerin kesiştiği noktada ele alınmalıdır.
Halen resmen 200 milyon dolarlık bir bütçe ile
Yemen'de faaliyet gösteren ABD, özellikle istihbarat, terörle
mücadele eğitimi, Yemen Ordusu'nun eğitilmesi ve kalkınma projeleri
ile ilgileniyor.
ABD'NİN AFRİKA STRATEJİSİ ABD yönetimi bir süredir Afrika'da daha etkili olabilmenin
yollarını arıyordu.
Özellikle bölgesel rakipler olarak öne
çıkan ülkelerin Afrika'da büyük yatırımlar yapması ABD'yi uzun süredir
rahatsız ediyordu. Bu ülkelerin -başta Çin olmak üzere- Afrika'daki
yatırımlarını ve yayılmasını engellemek isteyen ABD Afrika'daki askeri
yapısını değiştirdi.
2007 yılında alınan bir karar ve
2008'de uygulamaya konulan çerçeveye göre tüm Afrika kıtası bir
komutanlık altında toplandı.
Bölgedeki askeri
varlıkları arasında koordinasyon ve operasyon gücünü artırmayı
hedefleyen ABD, bir süredir buna dönük çalışmalarını yürütüyor.
Korsanlıkla mücadele adı altında Doğu Afrika ve Hint
Okyanusu'ndaki donanma gücünü artıran ve Somali açıklarına askeri
yığınağını artıran ABD, Etiyopya ile ilişkileri geliştirerek,
Somali'deki duruma neredeyse doğrudan müdahale etti.
Yemen'in jeopolitik konumuna bakılırsa Akdeniz ile Hint
Okyanusu arasındaki deniz yolunun Asya ayağını oluşturan bu ülkenin
neden Afrika bağlamında ele alınması gerektiği anlaşılır. Bu
operasyonla birlikte Avrupa ve Akdeniz'in Hint Okyanusu ve haliyle
Pasifik havzası ile ilişkisi kontrol altına alınmış oluyor.
Osmanlı-Portekiz Savaşları ve Süveyş Kanalı'nın stratejik anlamını
yeniden hatırlamayı gerektiren bu hamle ile ABD halihazırda neredeyse
tam bir ABD üssü haline gelen Cibuti'den sonra, bu amaç için gereken
son noktayı da kontrol altına almış oldu. NEDEN YEMEN? Askeri ve stratejik olarak Kızıldeniz'in önemi açık.
Ancak
bunun neden şimdi önem kazandığı ise aslında mali krizle birlikte
anlaşılabilir. Bir süredir öngörülen ve buna yönelik önleyici
tedbirler alınan büyük değişim artık önlenemez bir şekilde kendini
dayatıyor:
Dünyanın mali merkezinin Pasifik'e kayması.
16. YY'da başlayan ilk hareketlenmelerle birlikte 19
YY'da dünya mali piyasaları neredeyse tamamıyla Atlantik hattına
kaymıştı.
Daha önceki Asya ve Akdeniz hattına
karşılık, 200 yıllık bir hakimiyetten sonra şimdi bu canlılık ve
merkez olma durumu yavaş yavaş Hint Okyanusu'na ve Pasifik'e kayıyor.
Mali krizden yegane yükselen güç olarak çıkan Çin'in artan
değeri bunu pekiştiriyor. Çin'in gerek Avustralya'daki varlığı, gerek
Afrika'daki inanılmaz süratle gerçekleşen yatırımları, gerekse de
ABD'nin hala tam anlamıyla giremediği Orta Asya'daki enerji
yatırımları bu bölgeyi en güçlü merkez haline getiriyor.
Bu sürecin kontrol altına alınması için öncelikle Doğu
Afrika'nın kontrol altına alınarak en azından Afrika ayağının, yani
hammadde ve pazar ile ilişkisinin aksatılması gerekiyor. İşte
Yemen operasyonu da bu sürecin bir parçası olarak değerlendirilmeli.
Afpak ABD'nin Asya'daki egemenlik mücadelesinin adı ise, Yemen
de Afrika'daki mücadelesininin adı olacak. Kızıldeniz suyolunun
kontrol altına alınması ise Transatlantik İttifakı'nın pekiştirilmesi
için atılması gereken bir adım. Böylece Afrika ya da Asya
nimetlerinden faydalanmak isteyen müttefiklerin de, müttefik olma
durumlarının yapısal hale getirilmesi öngörülüyor. EL KAİDE İLE MÜCADELE ABD için Afganistan'da devam eden savaşın en önemli meşruiyet
temeli El Kaide ile mücadeleye dayanıyor. Zaten bir süredir artık
müdahale edilmesi beklenen her noktada El Kaide'nin bir şekilde önünün
açılması ya da faaliyetlerinin engellenmemesi durumuyla
karşılaşıyoruz.
Tam da bu açından Afpak ifadesi gibi, El
Kaide'nin Arap Yarımadası'ndaki varlığını da daha geniş bir çerçevede
alan ABD, bundan sonra bu ülkedeki varlığını da bunun üzerinden
meşrulaştıracak ve kriz durumunu Arap Yarımadası'nda El Kaide
(AYEK) şeklinde ifade edecek.
Bir süredir ABD yanlısı
Yemen hükümeti'ne destek veren ABD birlikleri, fiilen aslında bir
cephe açmış durumda. Ancak bunun adı terörle mücadele olarak konulacak
ve Bush'un Afganistan ve Irak'ta yaptığı gibi işgal değil, geniş çaplı
operasyonlar ve destekle devam edecek.
Ancak burada El Kaide
isminin olması şu açıdan önemli: Bahsi geçen örgütün gittiği
heryere aynı zamanda mezhep çaışması gündemini de taşıması ve Şiiler
ile Sünniler arasında kan soktuğu gerçeğine dikkat etmek gerekiyor.
Şİİ-SÜNNİ GERGİNLİĞİ Konunun bir başka yönü ise çok daha çarpıcı.
Uzun bir
süredir ABD'nin Ortadoğu'da ve Müslümanlar üzerindeki beklentisi geniş
çaplı bir Sünni Şii çatışması. Bu çerçevede bir çok yöntem denediyse
de hala tam anlamıyla bir mezhep çatışması yaşanmadı. Ancak İran'ın en
büyük bölgesel rakipleri olan Taliban ve Saddam'ın ABD tarafından
yönetimden uzaklaştırılması, İran'ın bölgedeki konumunu son derece
güçlendirmişti.
Bu süreçte hem İran'ın bölgedeki
Şiiler nezdinde güçlenmesini seyreden ABD, hem de el altından Sünni
ülkeleri İsrail'le işbirliği yaparak İran ve Şii tehlikesine karşı
birleşmeye çağırıyordu.
Bu noktada bazı Sünni ülkeler
için İran'ın muhtemel bir nükleer silahının İsrail'in nükleer
silahından daha tehlikeli olarak algılandığı günlere bile geldik.
Tam da bu noktada Yemen'de Şii mezhebinin bir kolu olan
Zeydiliğin, Suudi ve ABD destekli Sünni Yemen yönetimi ile sorun
yaşaması, bölgeye İran'ın da dahil olmasını ve bölgede yine vesayet
savaşlarının artması ihtimalini beraberinde getiriyor.
İran-Suud gerginliğinin yükseldiği bu noktada,
Zeydiler yaşanan süreçle birlikte 'Şiileştiriliyor'.
Bir başka deyişle geleneksel olarak İran'ın 12 İmam
Mezhebi Şia'sına dahil olmayan Zeydiler, kışkırtılan bu süreçte
İran'ın kucağına itilerek hem İran'a alan açılıyor, hem de bu alan
üzerinde Sünniler Şii tehlikesine karşı kışkırtılıyor.
Yine
böylece bir süre öncesine kadar sadece İran'da etkili olan Şii
varlığı, İslam coğrafyasının her yanına dağıtılarak yapısal bir
çatışmanın temelleri atılıyor.
Yemen operasyonu ve bu ülkedeki
El Kaide varlığına bir de bu gözle bakmak gerekir.
|