Siyaset31 Aralık 2009 00:00

Yoğurt Kabı Değil, NATO Kavgası-Hasan Salih Gündüz

Komplo ve suikastlar dillere dolanırken kimse yabancı gizli servis operasyonlarından ve ülkemizde cirit atan ajanlarından bahsetmiyor. Onlar sütten çıkmış ak kaşık sanki; bırakın ihtimal dahiline alınmayı, akla dahi getirilmiyorlar. Bir süredir bütün şaibeli “olaylar” ve âfâkî “iddialar”  Özel Kuvvetler’e ve Jandarma İstihbarat’a mâl edilmeye çalışılıyor. Ne zamandan, hangi olaydan beri, hiç düşündünüz mü?...new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscialis coupons printable link discount prescription drug cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgrenovation vejle site renovacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon

Akşam yemeğini yedikten sonra hanım bulaşıkları makineye yerleştirirken ben de kucağımda bilgisayar, haber sitelerini geziyordum. Bir yandan da televizyonda haberleri seyrediyoruz.

Moralim bozuk, kahve keyif vermiyor. Dikkat ediyorum, iyi aile terbiyesi almış eşim bile bir süredir haber izlerken ağzını bozuyor.

Neyse…  İşte biz yine bu halet-i ruhiye içindeyken bir anda birbirimize giriverdik. Sebep mi?

Yoğurt kabı… Hanım yoğurt mayalayacakmış, ben de niye o kaba değil de buna mayalıyorsun diye, gürledim. Sonra da bir hışımla kalkıp oturma odasına gittim.

Yoğurt kabı yüzünden kavga ettik, inanabiliyor musunuz?

Aslında kavga, yoğurdun hangi tencere ya da kavanoza mayalanması gerektiğiyle ilgili değildi elbet. İkimiz de dolmuştuk, saçma sapan bir sebepten birbirimize patladık.

 Evet, mesele yoğurt kabı değil, “NATO konsepti” sorunu efendim, bütün kavganın sebebi bu… Türkiye, değişen dünya düzeninde Amerikan çıkarlarını ayakta tutan askerî ve bölgesel güç unsuru olarak inisiyatif alamaz hale getirilmeli, bütün olan biten bunun özeti…

Seferberlik Tetkik Kurulu’na düzenlenen baskın ve elde edilen çok gizli bilgilerin ne olacağı bazılarını pek ilgilendirmiyor. Onlara göre zaten “derin devlet” tasfiye ediliyor; herkes intikam alıyor. Medya da malzeme bolluğu olduğu için her şeye balıklama atlıyor.

Fakat komplo ve suikastlar dillere dolanırken kimse yabancı gizli servis operasyonlarından ve ülkemizde cirit atan ajanlarından bahsetmiyor. Onlar sütten çıkmış ak kaşık sanki; bırakın ihtimal dahiline alınmayı, akla dahi getirilmiyorlar.

Bir süredir bütün şaibeli “olaylar” ve âfâkî “iddialar”  Özel Kuvvetler’e ve Jandarma İstihbarat’a mâl edilmeye çalışılıyor.

Ne zamandan, hangi olaydan beri, hiç düşündünüz mü?...

 Sakın ola ki; Millî Mücadele dönemindeki “Teşkilat-ı Mahsusa” ve “Karakol Cemiyeti” organizasyonlarının devamı niteliğindeki birimlerin bu şekilde bertaraf edilmesi suretiyle, “olası bir işgale” direnecek organlar bu deşifrelerle felç edilerek, sonra da “kangren olmuş, derhal kesile” emrine bahane yaratılıyor olmasın?...

  Sözün tamamı ahmağa söylenir. Siz hâlâ ne denmeye çalışıldığını, bunca zamandır ne yapılmak istendiğini anlamadınız mı?... 

İpek Topunu Gürünce…

Geçenlerde Bursa’ya gittik. Gezip dolaştık, ecdadın eserlerini ve metfun oldukları yerleri ziyaret ettik, -fiyatını bilmeden- iskender kebabı yiyip ağzımızın payını aldık, sonra tadı kaçan ağzımızı kestane şekeriyle lezzetlendirdik.

 Tabii, Şehr-i Orhan Gazi’ye yanınızda eşinizle gidince Koza Han’da tarihî ipek çarşısını gezmek farz oluyor. Hanımla hayranlıktan ağzımız açık bir şekilde gezerken, tezgâhtarın önümüze açtığı pespembe “ipek topu”, aklıma meşhur bir şahsı getirdi.

Hani şu “Ümraniye Soruşturması ve Davası” için ilham kaynağı kabul edilen notların sahibi, ipe sapa gelmez zırvalarla TRT şovmeni; anti-sosyal kişilik bozukluğu belirtileri gösteren bir “hizmet eri”, eski gazeteci, eski televizyon programcısı; yeni sahte Haham, son Kanadalı kaçak, bir iftira balonu… Kısacası ne idüğü belirsiz bir “tip”…

 Evet, Tuncay Güney… Enteresan irtibatları ve şüpheli girişimleri dolayısıyla bir zamanlar MİT’in (cinsel tercihinden ötürü “İpek” kod adıyla) izlemeye alıp; hava civa olduğu anlaşılınca peşini bıraktıkları “kutsal bilgi kaynağınız” ne zamandır ortada yok, hayırdır?...

Bir dediği bir dediğini tutmayan; aklına eseni, ağzına geleni söyleyen, Yılmaz Özdil’in tabiriyle “ağız ishali” olmuş bu şahsı mendil gibi buruşturup bir kenara mı attınız, yoksa derin dondurucuya mı koydunuz?... 

Netice İtibariyle…

Hükmetmekle hükümet etmek arasında çok büyük bir fark var, fakat -ne yazık ki- milletimiz bu farkı hâlâ anlayamadı.

Bu yüzden, ne “hoş geldin yeni yıl” diyebiliyorum ne de “merhaba yeni hayat” narası atabiliyorum.

Önüme gelene “çok yaşa” hiç diyemiyorum, demiyorum. Karakterim buna müsait değil, kusura bakmayın.