1970 yılında Paris’te Sevr’in 50. yıl dönümü
nedeniyle “Sevr’i Canlandırma Toplantısı” adı altında bir
toplantı yapılmıştır.
“Sevr’in ölü bir anlaşma olmadığı
ve canlandırılması gerektiği” nin dile getirildiği bu
toplantıyı Paris’in uluslararası sorunlarda ağırlığı olan Congere
Internationaux tertiplemiş, toplantıya 600 dinleyici katılmıştır.
Katılanlar arasında Paris valisi ve bölge kaymakamları da
vardır.
Siz ister paranoya deyin ister komplo
teorisi.
Elin oğlu boş durmuyor.
Batı, Sevr’de o kadar
ısrarcı ki kararı bu topraklarda yaşayan Türk ve Kürde de bırakmış
değil, o öylesine “İlle de Sevr” diyor ki, Amerika’sı ile
Avrupa’sı ile bu topraklarda bir “iç savaş” çıkartmayı bile göze
almış durumda.
Ey millet uyanınız, bunlar bir iddia değil,
elle tutulur gözle görülür gerçekler.
Ortalıkta dolaşan
haritaları bir tarafa bırakalım, bugünkü DTP’nin geçmişi olan
DEHAP’ın o zamanki Batman İl Başkanı Mehdi
Öztürk’ün, Amerikalıları kastederek,
“Bize
gelen heyetler, ’Farklılıklarınızı ön plana çıkarın, milliyetçiliği
körükleyin’telkininde bulunuyorlardı”
dedikten sonra
kendisinde oluşan kanaati şu kelimelerle özetlememiş
miydi:
“-Irak’ta oynanan oyunun benzeri Türkiye
için oynanıyor. Yıllardır yaratılmaya çalışılan bir Türk-Kürt
kavgasıdır.”
Üzülerek ifade edelim ki Amerika bu konuda
yalnız değildir. Avrupa da bu tezgâhın
içersindedir.
Paris’lerde bir yandan “Sevr’i Canlandırma”
platformları oluşturulurken diğer yandan da kardeşi kardeşe
kırdıracak bir “iç savaşın” gayreti de yine Avrupa ’dan neşet
etmektedir.
Yine AB metinlerinde bir yandan Türkiye’ye,
“Yerel ve bölgesel özerkliğin geliştirilip
yaygınlaştırılması” telkin edilirken diğer yandan da “2011
yılında iç savaş” için düğmeye basılmış bulunmaktadır.
Örnek
çok da biz bir tane verelim anlayan anlar.
Bakınız Muharrem
Bayraktar 24 Mayıs 2005 tarihinde Yeni Mesaj gazetesinde kaleme
aldığı, “Türkiye’de iç savaş çıkarmak istiyorlar” başlığı
altındaki yazıda bizi hangi gerçeklerle yüz yüze
getiriyor:
“Sefa Yüksel Norveç’te yaşıyor. İskandinavya
Türk Dili Konuşan Ülkeler Enstitüsü Direktörlüğü yapıyor.
Üç
hafta önce, Meltem TV’de yaptığım Diyalog Programının konuğu idi.
Programda ’Batılı dostlarımızın’dehşet verici bir tezgâhına nasıl
şahit olduğunu anlattı:
‘- Belçika Stratejik Araştırmalar
Kurumu’nda görevli bir uzmanı dün ziyaret ettim. Yakinen
tanışıyorduk. Bana kalın bir dosya getirdi.
-Bunu oku- dedi.
Dosyayı karıştırmaya başladım. Türkiye’de
çıkarılması planlanan bir iç savaşın nasıl tetikleneceğine dair
senaryolar yer alıyordu. İç savaşın çıkması için öngörülen tarih
2011 yılı idi.”
Bu satırların üzerinden 5 yıl
geçti..
Şunun şurasında 2011’e ne kaldı?
Birileri Sevr
demekle Sevr mi olacak, birileri Sürgünde Kürt Parlamentosu
kurdularsa bu Kürtlerin ayrı bir devlet isteği anlamına mı gelir,
Diyarbakır’ı başkent ilan etmekle Diyarbakır başkent mi olur
diyenler olabileceği gibi Belçikalı bir uzman 2011’de Türkiye’de iç
savaş çıkartılacak demekle iç savaş mı çıkar diyenler de çıkabilir,
ama durunuz, Safa Yüksel’in sözleri henüz bitmiş değil.
Safa
Bey diyor ki:
“- İşin daha vahim boyutu, bu
dosyanın Avrupa Başkentleri’nde ilgili birimler tarafından
değerlendirmeye tabi tutulduğu idi...”
Sözün özü.
Ortalıkta Sevr haritaları dolaşıyor.
Avrupa Başkentlerinde
Sevr toplantıları yapılıyor.
ABD’li diplomatlar Türkiye’de
ayrılıkçı gördükleri Kürtleri,
“Türklere düşman
olun” diye körüklüyor, Avrupa başkentleri 2011’de
Türkiye’de çıkartılması düşünülen bir iç savaşın nasıl tetikleneceği
üzerinde en az beş yıldır kafa yoruyor...
Bütün bunlar
geçmişte olmuşsa ve biz “Yine deniyorlar, yine olabilir”
dediğimizde, niye elinde devlete dayattığı şartlar ve üstünde
üniformayla Kandil’den inen teröristten daha kötü oluyoruz, sahi
niye?