Tarihin ‘’en nitelikli direniş sahnelerinden
biridir Kerbela’’
Burjuvazi cennetindeki isyanın yansıması
vardır o kanlı havzada…
Her
makaleme aynı düzlemde eleştiriler geliyor, ‘’sen yeni bir din mi
üretiyorsun ?’’.
Aynı
cevabı vermekten sıkılsam da yineliyorum ; ‘’ben sizin yıktığınız dini,
sizin zırvalarınızdan arındırmaya
çalışıyorum!!’’
Nedense,
makalelerimizi ilmi düzlemde çürütemeyenler, hakaret yoluna
başvuruyor. E normal tabiî ki, kedi uzanamadığı ciğere ‘’mundar’’
dermiş…
Milleti,
Batı Emperyalizminin, Haçlı bezirganlarının dudak arasına mahkum
eden ‘’din elbisesini
tersten giyme ve giydirme şebekesine çağrım’’, yüreğiniz yetiyorsa,
getirin Kuran dışında feyz aldığınız kitaplarınızı, hoca
efendilerinizi ve kıt ilminizi…
Değerli okurlar,
‘’Kerbela
Savaşı’’ bizlere anlatıldığı gibi, bir ‘’biat savaşı’’ falan
değildir. Tamamen sosyal, tamamen devrimin dinamikleri ile doğrudan
ilintili bir ölüm-kalım savaşıdır. Kerbela savaşı sonrası, ‘’Selam Devrimi büyük bir darbe
almıştır’’.
Benim derdim,
tarihte vuk’u bulmuş bir hadiseyi ‘’otobiyografi üslubunda sunmak
değil’’, çağımızın hastalıklı toplum yapısını diriltecek ‘’yeni bir
düşünceyi tanıtmaktan ibarettir’’.
Aslına bakarsanız,
ideolojiler bataklığına dönmüş zihinlerdeki ‘’ezber ve tabular’’
buna pek müsaade etmemekte, sürekli önceden sezdiğimiz önyargılar
ile yargılanmaktayız. Anlattıklarım, insanlık tarihinin başından
beri var olan gerçekleri ‘’düzgün bir mercekle süzmek itibari ile’’,
bize ait olanların yaşamımıza sunabileceği katkıları göstermek
dışında bir amaç barındırmamaktadır.
‘’Değişim mi?’’ Onun
zamanı var!
Kerbela’yı, Kerbela sonrası inşa edilmiş din
algısı merceğinden anlamak ‘’imkansızdır’’.
Kerbela’yı,
ancak Kerbela’da ölüme yürüyenlerin din algısı ile anlayabilirsiniz.
Günümüz mezhepçi-ruhbancı, Kurandışı ve Emperyalizm ile çelişmeyen
bir din algısının, Kerbela’yı, Karmati İsyanını, Şeyh Bedrettin’i
doğru analiz etmesi imkansızdır.
Şimdi tarihsel
bir yolculuk yapalım…
Kerbela öncesi durum
özeti
Mekke’de var
olan sistem, orada bulunan avam halk için adeta bir zulüm ve
işkenceden ibaretti. Yolda dahi yürüseniz, efendi olan, mertebe
olarak yüksek bir sınıfta olan birinin herhangi bir davranışına
katlanmak zorunda kalırdınız. Efendiler, kölelerinin kızlarının
ırzına geçiyor, kızları kendilerine cariye yapıyorlardı. Özgür
kadınların başları örtülü, kölelerin ise örtüsüzdü. Sınıflar
arasındaki ayrım güçleniyor, efendiler ‘’et’’ yerken, köleler
‘’hurma’’ dahi bulamıyordu.
Öyle ki, artık
köleler ‘’kız çocuklarının
namusu için, yeni doğan kız bebekleri diri diri gömer hale
gelmişti’. Bir kölenin, hayatı boyunca, kendisine ait bir
toprağa sahip olmasının imkanı olmadığı gibi, ailesine bir öğün
yemek yedirmesi dahi olanaksızdı. Mekke güçleniyor, putlar sayesinde
kurulan Rejim, dünyada yaygınlaşıyordu. Sürekli birilerinin kesesi
doluyor, halk sefalet içinde sürünmeye mahkum
bırakılıyordu.
İşte tam bu sırada, mülkiyeti yasaklayan,
para biriktirmeyi yasaklayan, her şeyi halka arz edilmesini öngören
biri çıktı, adı ‘’Allah'ın Elçisi Muhammed’’
idi.
Allah'ın elçisi
Muhammed’in düşünceleri hızla yayılmaya başladı, Gıffar kabilesine
bile ulaşmış, dünyanın farklı bölgelerinden ‘’sömürülenler’’ O’nun
mescid/karargahına gelmeye başlamışlardı. Büyük çileler, büyük
sıkıntılar, egemen Rejimin güçlerine karşı verilen mücadele başarıya
ulaştı, ve egemenlik Allah’a/halka teslim edildi.
Mülkiyet
Allah’a, yani halka ait kılındı. Kölelik kaldırıldı, toplumsal
sınıfların oluşmasına imkan tanıyan iktisadi altyapı yıkıldı ve
‘’infak toplumu üretildi’’. Yukarıdaki bilgilerin detayları için
lütfen ‘’ www.bagimsizyorum.com ’’ adresindeki makalelerimi, ya da
Ocak 2010’da çıkacak ‘’Gayya’’ adlı kitabımı inceleyin.
Evet, Devrim
‘’bozuk düzeni sildi süpürdü’’, yerine ‘’HACC ruhunu yansıtan’’ ,
sınıfsız, düzlemsiz bir toplum üretildi. Bu toplum, bilime ve
düşünmeye sevkedildi.
Daha sonraları,
yıkılan rejimin kadroları, yeni sistem içine girdiler. Çünkü bu
sistemin adı : ‘’SELAM’’, yani ; ‘’Barış, Esenlik, Güvenlik ve
Adalet’’ sistemi idi. Dolayısı ile, bu sistemin af ruhuna sığınarak
sistem içine girdiler ve eski rejimlerini, bozgun ve sömürü
sistemlerini yeni sistem içinde diriltmeye karar
verdiler.
Bu devrimin
öncüsü ‘’Allah Elçisi Muhammed’in’’ vefatı ile, sızmalar arttı,
ortalık kaos ortamına gebe kaldı. Halifelerin sıkıntıları ciddi
noktalara vardı. Halk arasında 4000 dirhemden fazla para
biriktirenin malına el koyacağını söyleye Halife Ömer şehid
edildi. Muhammed’in yol arkadaşı Ali, hunharca
katledildi.
KERBELA
Ardında miras
bırakmayan, sınıfsal ayrılıkları yok eden bir öncünün yaydığı
düşünce sistemi, zamanla değişmeye, sarayların, saltanatların, soy
ve nesep bağlarının, mal yığmanın, altın ve parası olanlara imtiyaz
tanımacılığın merkezine dönüştü.
Bu süreçte hayatta olan,
Allah Elçisi Muhammed’in torunları, gidişatın ‘’yozlaşma ve
yıkılma’’ olduğunu görerek, ağırlıklı olarak ‘’Mekke’de ki putperest
sistemin ağır taşlarından olan Ebu Süfyan’ın torunu Yezid’in’’
hilafet mücadelesine tepki gösterdi. Çünkü, halk fakirleşiyor,
saraylar yapılıyor ve eski sistem ‘’din elbisesi giydirilerek’’
ayağa kaldırılıyordu.
İşte Kerbela, Eski sistem ile Yeni sistem
arasındaki son savaşlardan biridir. Bedir ve Uhut’tan farklı hiçbir
yönü yoktur…
10
Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbela şehrinde, Selam sisteminin öncüsü Muhammed'in torunu Hüseyin bin
Ali'ye
bağlı küçük bir birlik ile
Emevi Halifesi I.
Yezid'e
bağlı ordu arasında
cereyan etmiştir.
Savaşın bir tarafı ‘’Selam’’, diğer tarafı
ise ‘’şirk/bölücü/putperest’’ taraftır.
Savaşın neticesinde
;
Ailesinden oluşan bir birlik ile gittiği
Kufe’de İmam Hüseyin, Yezid’in 4500 kişilik ordusu karşısında
yenilmiş, birlikteki bütün erkekler şehit edilmiştir.
Bu olayın ardından egemenlik ‘’Emevi
soyuna geçmiş’’, halk fakirleşmeye, sermaye sahipleri artmaya, eski
sistem yükseltilmeye
başlamıştır.
Peygamber adına sayısız uydurma hadis
üretilmiş, mal biriktirme ve mülkiyet
serbestleştirilmiştir.
İslam dini, mistik zırvaların ve masalların
dini haline gelmiş, Salat yok edilmiş, Hacc basit bir tavaf konumuna
indirgenmiştir.
Devrime ve sisteme ait ne varsa, hızla
yozlaştırılmış, mezhepsel bölünmeler, Yahudilerin ulemalaştırılması,
altın ve paranın tedavülden çekilerek ‘’köleliğin yeniden
toplumsallaşması’’ yolu
açılmıştır.
Yani İslam gitmiş, İslam elbisesi giydirilmiş
bir ‘’putperestlik’’
getirilmiştir.
Günümüzdeki egemen din algısı da bu
istikamettedir.
Ancak, elbette tarihte olduğu gibi, yine
doğrular yanlışlara galip gelecek, zalimler
kaybedecektir.
Muharrem ayına girdiğimiz şu günlerde, kısaca
değinmek istedim.
Açıkcası, büyük bir hüzün içerisindeyim.
Neden mi ?
Hüseyin’in vefatına değil elbette, Hüseyin’in
uğrunda öldüğü davanın yitirilişine…
TEKRAR BAŞIMIZ SAĞOLSUN!!!
Saygılarımla