Siyaset24 Nisan 2005 00:00
Bağımsızlık “konsepti” var mı? - Cem Somel
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök 20 Nisan’da Harp Akademileri Komutanlığında yıllık değerlendirme konuşması yaptı. Basın yayın organları, konuşmadan önemsedikleri kısımları haber yaptı. Kimi Kıbrıs üzerine söylediklerini, kimisi laiklik üzerine söylediklerini vurguladı. Konuşmanın bütününü okuyunca, az gelişmiş ülkelerin bağımsızlığını ve egemenliğini ihlâl eden emperyalist siyasete hiç değinmediği dikkati çekmektedir.Sorun olarak gördüğü her konuya değinmiş görünmektedir. Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlık sorununa değinmemektedir.naproxennatrium go naproxen kruidvatdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
Genelkurmay Başkanı, dünyada siyasî dengelerden Türkiye’nin dış ilişkilerine, yurttaki tehlikelerden dilin bozulmasına, köyden kente göçe kadar birçok konuya değinmektedir. Sorun olarak gördüğü her konuya değinmiş görünmektedir. Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlık sorununa değinmemektedir. Özkök, “küreselleşmeyle ulusal egemenlik arasında bir mücadele” olduğundan bahsetmekte, ancak bu çelişkinin nasıl çözüleceğine dair fikir beyan etmemektedir. Bunun dışında ‘egemenlik’ kavramını sadece Yunanistan ile Ege ihtilafını değerlendirirken, bir de PKK’ya karşı mücadele bağlamında üniter devleti tarif ederken kullanmaktadır.
Türkiye’nin egemenliğine ABD ve AB’den gelen bir tahdit ve tehdit yok mudur? Türkiye AB ile Gümrük Birliği’ne girmekle gümrük politikasını elâleme teslim etmiştir. Benzerini Osmanlı Devleti İngiltere ile 1838’de imzaladığı antlaşmada yapmış idi. 1838’de Osmanlı Devleti, çok müşkül şartlarda, gümrük vergilerini Avrupalılarla beraber belirlemeyi kabul etti. 1914’e kadar bunun sıkıntısını çekti. Şimdiki Gümrük Birliği’nde ise Türkiye’nin hâli daha da kötüdür; Brüksel’de belirlenen gümrük politikasında hiç söz hakkı yoktur. Bu egemenlikten verilmiş bir taviz değil midir? Özkök’ün “AB’ye girilemezse dünyanın sonu gelmeyecektir” yolundaki sözü isabetlidir; ancak müzakere sürecinde egemenlikten, iktisadî çıkarlardan ve halkın alınterinden, maişetinden verilen tavizlerde eleştirilecek, endişelenecek bir yön yok mudur?
Emperyalist devletler, dış borçlar vasıtasıyla ekonomimiz üzerinde vesayet kurmuştur. İktisat politikalarımızın her ayrıntısına karışmakta, bütçelerimizi denetlemekte ve devlete “reformlar” dikte etmektedir. 19. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin sömürgeleşmesinde de dış borçlar ve bağlantılı dış müdahaleler etkili olmamış mıydı? Bu meseleler, Özkök’ün nazarında, televizyon programlarının içeriği kadar olsun, dikkate değmemekte midir?
Konuşmanın Irak ve Afganistan’a değinen kısımları da Özkök’ün bağımsızlığa ve egemenliğe bakışını yansıtmaktadır. Irak bahsinde, Irak’ın toprak bütünlüğüne, PKK faaliyetlerine ve Kerkük’ün statüsüne değinmekte, ama Irak’taki sorunların başlıca sebebi olan ABD işgaline dokunmamaktadır. Irak’ın siyasî geleceğine ilişkin: “Irak’ta bugün için önemli olan husus, yeni anayasanın hazırlanması maksadıyla kurulacak yönetimin işbaşında olacağı bu dönemde, Irak’ın geleceğinin belirlenmesinde adil bir şekilde tüm kesimlerin söz sahibi olabilmesidir. Aksi takdirde, Irak’ın yakın bir gelecekte barış ve istikrara kavuşması çok zordur” demektedir. Irak’ın geleceğini Iraklıların tayin edebilmesi, ABD’nin kuvvetlerini bu ülkeden çekmesine bağlı değil midir? Batılı orduların, şirketlerin, paralı askerlerin, sivil örgütlerin cirit attığı bir ülkede barış ve istikrar olur mu?
Özkök, Afganistan’a NATO müdahalesini de bir grup devletin bir milletin egemenliğini ihâl etmesi olarak görmemektedir. Özkök’e göre Afganistan’da rejimi değiştiren NATO işgal kuvveti bölgede demokrasinin gelişmesine yardımcı olacaktır ve “yıllardır acı çeken Afganistan, demokratik bir yapıya kavuşarak yaralarını sarma fırsatı bulabilecektir.” Burada da tabiyet içinde, yabancı askerlerin gölgesinde bir demokrasi tasavvuru vardır.
Özkök, ordunun siyasî hassasiyetlerini “...TSK’nın bugüne kadar daima taraf olduğu ve bundan sonra da taraf olmaya devam edeceği konu; Cumhuriyetin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusu ve toprağıyla bölünmezliğinin sonsuza kadar korunması ve kollanmasıdır” şeklinde beyan ederken, hangi konularda taraf olmak istemediğini de dolaylı olarak açıklamış olmaktadır.