Türkiye Ölüm Uykusunda-Serdar Ant
«Yiğidi öldür, hakkını teslim et» demişler. Olası bir Marmara depremi konusunda «hükümetimiz» (!) elleri kolları bağlı bir şekilde, hiçbir şey yapmadan da beklemiyor. O da kendince çalışmalarına devam ediyor! Örneğin Muğla'da, imamlara ve kadın din görevlilerine deprem ve zararlarının nasıl azaltılacağı konusunda düzenlenen seminerde Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi Doç. Dr. İsmail Karagöz, depremin Allah'ın insanların sabrını sınadığı bir imtihan olduğunu söylüyor. İlçe müftüleriyle birlikte 15'i kadın 75 din görevlisinin izlediği seminerde Doç. İsmail Karagöz şöyle konuşuyor: discount drug coupons site printable coupons for cialisclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilokamagra link kamagra gel
«Fransız Le Suroit gemisi Marmara Denizi'nde fay hattıyla ilgili ilk çalışmayı tamamladı. Ortaya çıkan sonuç ürkütücü: «Marmara Denizi tabanında gaz ve petrol çıkışları var. Çıkışlar Küçükçekmece'nin güneyinde ve Tekirdağ ile Silivri arasında zirve yapıyor.» Prof. Naci Görür «Artık Marmara'da deprem alarmı verildi» dedi.» (Hürriyet, 16.12.2009)
Yukarıdaki haber, yaklaşık dört ay önce yazdığım bir yazıyı anımsattı bana. Dört ay önce yazılmış bir yazının çoktan eskimesi gerekirdi, ama burası Türkiye! Bu ülkede hükümetler ve yetkili konumda oturanlar çözüm ve tedbir değil de laf ürettiği için, aşağıda okuyacağınız satırların 6 ay sonra da eskimemiş olacağını şimdiden söyleyebilirim.
***
«İstanbul Ölüm Uykusunda...»
Kehanet değil, bilim adamlarının uyarısıdır bu... Milliyet'in haberine göre «İstanbul depremiyle ilgili araştırmalar yapan yerli ve yabancı 15 yetkin bilim adamı» Marmara'nın büyük bir enerji ile yüklendiğini ve «uyarılarının resmi kanallarca hiç dikkate alınmadığını» söylüyorlar!
Örneğin Paris Yer Fiziği Enstitüsü'nden Prof. Rolando Armijo, «Marmara denizinde İstanbul'a en yakın 70 kilometrelik fay kırılacak. Depremin büyüklüğü maksimum 7,2 olacak» diyor.
Dr. Pierre Henry ise «kırılmamış 70 kilometrelik fayın kesinlik kazandığını» vurguluyor.
«Evet, biz felaket tellalıyız» diyen Prof. Şengör de Marmara Depremi'nin 30 ya da 50 yıl içinde 7'den büyük olma olasılığının yüzde 70 olduğunu açıklıyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Tüysüz ise, 1999 Marmara Depremi'nin olası İstanbul depremi riskini yüzde 15 artırdığını belirterek,
«2004 sonrası yapılan çalışmalara göre İstanbul'da 30 yıl içinde deprem olma olasılığı yüzde 68... Bu olasılık yanılma payıyla neredeyse yüzde 100... Eğer Marmara'da İzmit'ten Mürefte'ye kadar olan fay bir defada kırılırsa depremin büyüklüğü 7.6 olur. Bu depremde 70-90 bin kişi ölür, 120-300 bin kişi ağır yaralanır. 60 bin bina tamamen yıkılır ve maliyeti 40 milyar ABD doları olur» şeklinde konuşuyor. (Vatan, 13.8.2009)
Peki, bilim adamları bu uyarıları yaparken, Fetullahçı Abant Platformu Toplantıları'nın müdavimlerinden «Bilim ve Teknolojiden Sorumlu Devlet Bakanı» Prof. Dr. Mehmet Aydın ne diyor? Kulak verin, Bakan hazretleri konuşuyor:
«Afet biz insanlar için. Yoksa tabiat için bu rutin bir olay. O nedenle bize düşen etkileri azaltmak. Deprem beraberinde sosyolojik ve psikolojik dramlara yol açan bir hadise. Bunun önleminin tek yolu yok ama binaları sağlam tutmalıyız. Ne yazık ki bu konuda büyük sıkıntı var. Alınması gereken tedbirlerin alınmadığını görüyoruz. Problem büyük. Deprem sonrası ekonomik durum, pek çok ülkenin tek başına kaldırabileceği bir tablo değil» (Milliyet, 18.7.2009)
Pişkinliğin bu kadarına pes!
Bakan hazretleri «alınması gereken tedbirlerin alınmadığını» söylüyorlar! «Problem büyük» buyuruyorlar!
Peki, kim alacak o «alınması gereken tedbirleri?» Mehmet Aydın'ın da üyesi olduğu hükümet «bostan korkuluğu» mu?
Örneğin 9 Haziran 2000'de kurulmuş; yer bilimciler, inşaat mühendisleri, mimarlar, kent planlamacıları, çeşitli alanlardan bilim adamları, tıp ve çevre mühendisliğinden uzmanlardan oluşan bir Ulusal Deprem Konseyi vardı. Ulusal Deprem Konseyi'nin «Kuruluş Genelgesi» nde başlıca görevleri şöyle özetlenişti:
«Bilim insanlarınca yapılan deprem tahminlerini bilimsel açıdan değerlendirerek sağlıklı sonuçlar üretmek...»
«Ülke ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, deprem zararlarının en aza indirilmesine yönelik araştırma çalışmaları için öncelikli alanları belirlemek...»
«Deprem sorunlarına ilişkin konularda kamu yetkililerine danışmanlık yapmak, gerekli görülen alanlarda politika ve stratejiler üreterek uygulamaya yardımcı olmak...»
Peki, Ulusal Deprem Konseyi'nin akıbeti ne oldu?
Konsey'in faaliyetlerine 6 Ocak 2007 tarihli Başbakanlık Genelgesi ile son verildi!
Neden?
Başbakanlık, Ulusal Deprem Konseyi'ni lağvetme gerekçesini şöyle açıkladı:
«Ulusal Deprem Konseyi'nin kurulduğu tarihten sonra gerçekleştirilen yeniden yapılanma çalışmaları çerçevesinde, Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü gibi ilgili kuruluşların da bu çalışmalara entegre olması, Marmara Bölgesi'nde olası depremle ilgili olarak yerel yönetimlerin yürüttüğü çalışmaların dikkate alınması zorunluluğu sebebiyle, konseyin yapısı, işleyiş süresi ve fonksiyonlarının gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Konseyin daha işlevsel, etkin ve verimli çalışması, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyonunun artırılması amacıyla yeni bir çalışma başlatılmış ve tamamlandığında kamuoyuyla paylaşılacaktır.» (Radikal, 3.2.2007)
Bu açıklamanın üzerinden yaklaşık 2,5 yıl geçti. «Konseyin daha işlevsel, etkin ve verimli çalışması, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyonunun artırılması amacıyla» başlatılan çalışmalar hâlâ bitirilememiş olacak ki «Bilim ve Teknolojiden Sorumlu Devlet Bakanı» şimdi pişkince açıklıyor:
«Alınması gereken tedbirlerin alınmadığını görüyoruz. Problem büyük.»
Ne var ki «yiğidi öldür, hakkını teslim et» demişler. Olası bir Marmara depremi konusunda «hükümetimiz» (!) elleri kolları bağlı bir şekilde, hiçbir şey yapmadan da beklemiyor. O da kendince çalışmalarına devam ediyor! Örneğin Muğla'da, imamlara ve kadın din görevlilerine deprem ve zararlarının nasıl azaltılacağı konusunda düzenlenen seminerde Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi Doç. Dr. İsmail Karagöz, depremin Allah'ın insanların sabrını sınadığı bir imtihan olduğunu söylüyor. İlçe müftüleriyle birlikte 15'i kadın 75 din görevlisinin izlediği seminerde Doç. İsmail Karagöz şöyle konuşuyor:
«Allah bazı toplumları doğal afetlerle imtihan eder. Deprem de Allah'ın insanların sabrını sınadığı bir imtihandır. Olağanüstü hallerde insani boyut değil ilahi boyut önde tutulmalı. İnsanlara sabrı öğretmeliyiz. Deprem sonrasında sabrederek zararlarından kurtuluruz. Afet geçiren birine neden bu hatayı yaptığını sormak yerine Allah'a yönlendirmeliyiz» dedi. (Vatan, 7.5.2009)
İşte AKP hükümetinin «işlevsel, etkin ve verimli» çalışması...
Sadece İstanbul değil, bütün Türkiye bir «ölüm uykusunda» ...
Milleti uyutanlar da iktidarda!