Türkiye’de İslamcı siyasete ve cemaat yapılanmasına ABD’nin önemli
ölçüde mührünü vurmasının temel sebepleri nedense pek irdelenmez.
Bir Müslüman neden koyu bir
Amerika aşığı olabilir? Bir cemaat mensubu nasıl olur da ABD
menfaatleri uğruna bütün imkânlarını seferber eder?
Kendi ülkesini yerin dibine batıran bir dindar nasıl olur da
“Hıristiyan ABD’yi” özgürlük abidesi olarak görür, Irak’ta ırzına
geçilen binlerce Müslüman kızı görmezden gelir?
İngiliz Muhipleri Cemiyeti yakın
siyasi tarihimizde çok önemli bir yer tutar.
Bu cemiyet,
Osmanlı topraklarında İngilizleri dost olarak belleyen, onları seven
bir grup oluşturmayı amaçlıyordu. Bu cemiyetin kuruluşunda İngiltere
adına aktif olarak görev alan kişi papaz Frew’dir. Papaz Frew, İngiltere hükümeti adına
Türk topraklarında İngiliz aşığı bir oluşum kurmak için çalışırken en
büyük yardımcılarından biri de Molla
Sait’ti.
Molla Sait ve papaz Frew el ele kol kola
vererek İngiliz muhipleri cemiyetini kurdular.
Bir papaz ile
bir mollanın birlikte ne işi var diyebilirsiniz. Bir molla, İngiliz
sever bir kuruluş için neden bir papazla birlikte çalışır diye de
sorabilirsiniz.Ama bu soruları sormadan evvel “Hristiyan ruhanilerle ittifak edin”
diye öğütler veren zavata da dikkat etmek gerekir. İslam dini
“Hristiyanları dost
edinmeyin” derken bir İslam önderi kendi tebaasına
“Hrisitiyanlarla ittifak edin” derse bunun sebeplerini iyi
irdelemek gerekir.
Hristiyanlarla ittifakı tavsiye edenlerden biri de Saidi
Nursi’dir.Saidi Nursi risalelerinde pek çok yerde
Hristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı şu şok edici
sözlerle “emreder”:
“Müslümanlık – Hristiyanlık ittifakını
bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve
misyonerler uyanık olmalıdır.” (Emirdağ Lahikası I, s.
1712, Tarihçe–i Hayat, s.434’den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen,
Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)
“Misyonerler ve Hristiyan
ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde
şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa
etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya
çalışacak.” (Lem’alar,111,141)
Yine Saidi
Nursi’den devam edelim.
“…Küre–i Arz’ın şimdiki en büyük devleti
Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve
İslamiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükünet ve müsalaha
bulacağına (barış bulacağına) karar vermesi ve yeni doğan İslam
devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması,
kırkbeş sene evvel olan müddeayı isbat ediyor, kuvvetli şahit
olur.”
(Tarihçe– Hayat , 88, Arabi Hutba–i Şamiye
Eserini tercümesi / Birinci Kelime / Haşiye, İçtima–i Reçeteler
II/101, Arabi Hutbe–i Şamiye Eserinin Tercümesi / Birinci
Kelime/Haşiye)
Ne diyor Saidi Nursi :
“Dünyanın şu anki en büyük devleti
Amerika bütün kuvvetiyle dini hakikatlere sahip
çıkıyor”
Başka?
“Amerika, Asya ve Afrika’da İslamiyetle
beraber huzur ve saadet geleceğine karar
verdi!!!”
Başka?
“Amerika yeni doğan İslam devletlerini
okşadı ve onlarla ittifak etti”
Amerika bütün Asya’da, Afrika’da ve
Ortadoğu’da, hülasa adım attığı her İslam beldesinde, kan ve gözyaşı
bırakırken, ırzına geçilmiş Müslümanlar bırakırken, Ebu Garipler,
Samarralar bırakırken Said Nursi , o “engin!” tesbitiyle, Amerika’nın
İslam ülkelerine huzur ve saadet getirdiğini anlatıyor.
Bugün,
O’nun yolunu takip edenler de, Amerika’nın ve Batı’nın getireceği
huzur ve saadeti bekliyorlar.
Allah aşkına; Siz
hiç işgale ve emperyalizme böylesine alkış tutan bir ifadeye
rasladınız mı?
“Amerika yeni doğan İslam
devletlerini okşamışmış!!!”
Hani ırzlarına
geçti dese tamam da söze bak: “okşadı!”
Yukarıdaki satırlar
aslında yıllar evvel bu sutunda çıkan bir yazımdan alınmıştır.
(Yeni Mesaj, 15. 06.2006)
Geçen yıllar Amerikancı
cemaatlerin kendi ülkelerinin altını habire oyarken ABD merkezli her
projeyi alkışlama noktasında önemli bir mesafe
aldıklarını gösteriyor.
Kendi
ülkelerindeki “vatansever Müslümanlara” en ağır iftirayı
atmaktan, mesnetsiz bir sürü çamur sıçratmaktan çekinmeyen bir
anlayışın arkasında “Amerika tarafından okşanmak, Amerikanın dini
hakikatlere sahip çıktığı yönündeki yarım öncesinden gelen buyrukları
aşk derecesinde bağlanmak” bu gürühun en belirleyici
özelliğidir.
Oysa İslam
özgürlükçü bir dindir.
İslam bağımsız olmayı
emreder.
Bazı ibadetlerin yapılması bile özgür olmaya
bağlıdır. Bir Hristiyanı ülkeyi kurtarıcı, İslam’ın hamisi,
İslamı’n okşayıcısı olarak görmek “İslam’a aykırı” bir
tavırdır.
Bugün Türkiye Müslümanlarının önemli bir bölümü
ellerine geçirdikleri medya grupları ile, televizyonlarla bu
toprakların yetiştirdiği en mümtaz şahsiyetleri “devletin adamı,
askerin adamı, ergenekonun adamı” gibi mesnetsiz
suçlamalarla lekelemelerinin temelinde “İngiliz muhipleri cemiyetiyle başlayan,
Hıristiyanlarla ittifak etmeyi emreden” bir cemaat ve din anlayışı
yatıyor.
Ve o din bizim dinimiz değildir.