Siyaset10 Aralık 2009 00:00

Ah Nabi Abi Ah!-Ahmet Takan

İktidar cenahında büyük bir iç kavga yaşanıyor ve iki başlı iktidar (Tayyip Erdoğan Genel Başkan, Abdullah Gül Başbakan) ayrı ayrı kanallardan pazarlık yapıyor. Nabi Şensoy da o günlerde Dışişleri Bakanlığı'nda Müsteşar Yardımcısı'dır. Abdullah Gül ve Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu'nun ABD ile ilşkilerde en güvendiği isimdir. (Zaten Tayyip Erdoğan'ın itirazına rağmen Gül'ün ısrarı ile ABD'ye gitmişti). Herkes tezkere oylaması için toto oynarken, sonuç bazılarına önceden malum olmuştur. TBMM'de gonk çalıp görüşmelere başlandığında ise sürpriz bir isim sessiz sedasız ABD Büyükelçiliği'ne gider  cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Nabi  Şensoy'un Washington Büyükelçiliği görevinden istifası Ankara'ya 'bomba gibi düştü'... Bu  klasik başlık. Bizim Müyesser abla işin gerçek boyutunu öyle bir noktadan yaklamış ki, 'anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az' cinsinden.  

Hadi biz de bu istifanın perde arkasını Müyesser ablanın bıraktığı yerden alalalım ve perdeyi biraz daha aralayalım. 

Ha, bu arada kıymetli okuyucularım, birşeyi de önemle belirtmek isterim; bulunduğum üst düzey görevler dolayısıyla  şahit olduğum önemli sırları bugüne kadar (gelen onca talebe rağmen) bir yerde deşifre etmediğim gibi, bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edeceğim. Maksadım, bazı ipuçları ile sizlere biraz daha işin derinliklerini göstermek ve sıkıldığınızı bildiğim klasik taraftar medya haberlerinden sizleri kurtarmak. 

Gelelim Nabi Şensoy'un istifasına! 

Ama önce kısa bir hafıza tazelemesi yapalım. Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın huyudur, yabancı ülkelere yaptığı gezilerde Büyükelçileri mümkün olduğu kadar dışarıda tutar. Egemen Bağış onun için yeterlidir. Ne diplomatlar bilirim, görüşmeler katılmayacağını son anda kapı önünde öğrenen, görüşme bitene kadar sigara üstüne sigara içen. 

Anlayacağınız Tayyip Erdoğan  diplomatlara pek güvenmez ve bunu da yakın çevresine açıklıkla sık sık  ifade eder. 

İstifa hadisesine bu boyuttan bakarsak işi oldukça hafife almış oluruz. Şimdi o günlerde  Türkiye'de  büyük fırtınalar koparan  1 Mart tezkeresinin TBMM'de görüşüldüğü güne geri dönelim! 

İktidar cenahında büyük bir iç kavga yaşanıyor ve iki başlı iktidar (Tayyip Erdoğan Genel Başkan, Abdullah Gül Başbakan) ayrı ayrı kanallardan pazarlık yapıyor. Nabi Şensoy da o günlerde Dışişleri Bakanlığı'nda Müsteşar Yardımcısı'dır. Abdullah Gül ve Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu'nun ABD ile ilşkilerde en güvendiği isimdir. (Zaten Tayyip Erdoğan'ın itirazına rağmen Gül'ün ısrarı ile ABD'ye gitmişti). Herkes tezkere oylaması için toto oynarken, sonuç bazılarına önceden malum olmuştur. TBMM'de gonk çalıp görüşmelere başlandığında ise sürpriz bir isim sessiz sedasız ABD Büyükelçiliği'ne gider. Müsteşar Yardımcısı Nabi Şensoy'a Başbakan Abdullah Gül tarafından özel bir görev verilmiştir. Şensoy ile Gül arasındaki koordinatör ise Ahmet Davutoğlu'dur. Gül'den aldığı özel bilgileri Davutoğlu anında ABD Büyükelçiliği'ndeki Şensoy'a, o da ABD'li yetkililere aktarmaktadır. 

Şimdi işin bu faslını burada keselim ve okuyucularımıza soralım. Anladınız mı şimdi Davutoğlu'nun Obama-Erdoğan görüşmesine alınmadığına kızmakta ne kadar haklı olduğunu ve Şensoy'u fırçalamasını. 

Kısa bir hatırlatma daha, biz bu buluşmadan önce  Erdoğan-Gül ABD çekişmesine işaret edip  dememiş miydik; “bunun faturası ağır olur“ diye. ”Ne faturası?” der gibisiniz.  

Kıymetli okuyucularım, daha önceki yazımda BOP projesinin   coğrafi düzenlemesine kısaca değinmiştim. Şimdi büyük kavga  siyasi düzenlemede yaşanıyor. AKP'nin gizli ajandasındaki biz diyelim, “BAŞKANLIK” siz deyin “HALİFELİK” sisteminin baş kavgasıdır bunun adı ve kavga “ABD-İNGİLTERE EKSENİNDE” yaşanmaktadır. Önüzdeki günlerde bunun siyasi yansımalarını da hep beraber yaşayacağız. Demedi demeyin. 

Son bir not daha. Sene 2003, bir  ziyaretim sırasında  çok değer verdiğim ve gerçekten büyük bir vatansever ve ihlas adamı olduğuna inandığım Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan'ın sözleri hala  kulaklarımda çınlıyor.Demişti ki Kazan, ”Ahmet biz bu Abdullah ile Tayyip'e bizden ayrılmamaları için çok nasihat ettik. Bu yabancı güçlerin tuzağına düştükleri zaman başlarına neler geleceğini teker teker anlattık, ama  dinlemediler.” 

Ha! Bir şey daha aklıma geldi, demişti ki Şevket Kazan; 

“Biz Abdullah Bey'i partide  bizim diplomasi işlerini geliştirsin diye dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı yapmıştık. Sonunda bir de gördük ki bizim ilişkiler yerinde sayıyor. Abdullah Bey kendi ilişkilerini ise bayağa geliştirmiş...”