Medya6 Aralık 2009 00:00

Hasan Cemal'e Açık Mektup - Ahmak Kim? - Mehmet Atakan

Dersim 1937-1938’de nelerin ve neden olduğunu okurlarınızdan gizleyerek ve okurlarınızı bu şekilde “ahmak yerine koyarak” yazı yazmanın, sizin gibi Stalinist darbeci gelenekten gelen çakma bir liberal için çok normal olduğu ortada. Sanki Atatürk, 1937’de aniden ve ortada hiçbir gerekçe yok iken Tunceli’de dağlarda koyunlarını otlatan ve “Dağlar kızı Heydi” şarkıları söyleyen Tuncelilerin üzerine Türk Ordusu’nu yolladı. 1570’den 1937-1938’e gelinceye kadar olanlar anlaşılmadan, Tunceli olayları anlaşılamaz.fusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgbuscopan link buscopan plus

Hasan Cemal'e Açık Mektup : Ahmak Kim?

Mehmet Atakan - Haberiniz.com

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiıe'ıe Üıe Olun
www.acikistihbarat.com

07.12.2009


Sayın Hasan Cemal, 2 Aralık 2009 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan yazınızın başlığı “Dersim Katliamı’nı mazur göstermeye kalkışmanın ahmaklığı üzerine”.

Dersim 1937-1938’de nelerin ve neden olduğunu okurlarınızdan gizleyerek ve okurlarınızı bu şekilde “ahmak yerine koyarak” yazı yazmanın, sizin gibi Stalinist darbeci gelenekten gelen çakma bir liberal için çok normal olduğu ortada. Sanki Atatürk, 1937’de aniden ve ortada hiçbir gerekçe yok iken Tunceli’de dağlarda koyunlarını otlatan ve “Dağlar kızı Heydi” şarkıları söyleyen Tuncelilerin üzerine Türk Ordusu’nu yolladı.

1570’den 1937-1938’e gelinceye kadar olanlar anlaşılmadan, Tunceli olayları anlaşılamaz.

Dersim, 1570’den Tanzimat’a kadar Osmanlı içinde kanun kaçaklarına ve bu arada Osmanlı’nın sunni yaklaşımla gerçekleştirdiği baskılardan kaçanlara bir barınak olmuştur.

Ancak bir süre sonra bu sert ve dar coğrafya bu insanları beslemeyince Dersim çevre coğrafyaları sistematik olarak talan eden bir çapul kültürü geliştirmiştir. Malatya, Elazığ, Erzincan başta olmak üzere çevre coğrafya yüzlerce kez talana uğramış ve kana bulanmıştır.

Tanzimat ile birlikte devlet Dersim’de de bir nizam kurmaya çalışmıştır. Bunun üzerine Dersim’de soygunculuk ile öne çıkmış aşiretler devlete saldırmaya başlamışlardır.

93 Harbi’nde bazı aşiretlerin Dersim’deki kışlaları bastığı ve Ruslarla temas aradığı sabittir. 1893-1905 arasında da yoğun bir talan ve ayaklanma dönemi yaşanmıştır. Nihayet 1908’de devlet olayları bastırmak için Seyit Rıza’nın başında olduğu talancılara karşı harekete geçmiş ise de Meşrutiyet’in ilan edilmesi ile harekat durmuş ve af ilan edilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ordu Rus ilerlemesini durdurmaya çalışırken, zerre kadar milli bilince sahip olmayan çapulcu aşiretler etrafı yakmış yıkmış, zaman zaman orduyu arkasından vurmuşlardır. İstiklal Savaşı sırasında çıkan ve Yunan askeri istihbaratı ile bağlantılı olduğu belgelerle sabit olan Koçgiri aşiretinin isyanı sırasında da  Seyit Rıza Koçgiri ayaklanmasına destek vermiş, Erzincan civarında olayların çıkmasına neden olmuştur.

İstiklal Savaşının sona ermesi ve Cumhuriyetin kurulmasından sonra da çapulcu aşiretler, 1570’den buyana süren otonom konumlarını sürdürmekte ısrar etmişlerdir.

Cumhuriyetin yasalarının uygulanmasına izin vermedikleri, vergi ödemedikleri, askere gitmedikleri gibi, çevre illerde talanlara devam etmişlerdir. Şeyh Sait isyanına katılmamışlardır.

Ancak 1926’de Koçuşağı aşiretinin yaptığı talan ayaklanmasını genç cumhuriyet bastırmıştır.

1930’da Ağrı Ayaklanmasına Dersim’den Seyit Rıza destek vermiştir. Pülümür isyanı çıkmıştır. Erzincan’da ayaklanmacı aşiretler Baytar Nuri’nin ifadesi ile “Türkler için korkunç gelişmeler oluşturmuştur”.

Nihayet, devlet 1934’de İskan ve 1935’de Tunceli yasalarını çıkararak Tunceli’yi ortaçağın karanlıklarından, çakma Seyitlerin baskı ve soygunlarından kurtarmak amacı ile önlem ve yatırımlara başlamıştır.

Bunun üzerine 1937’de aşiret reisleri paniğe kapılmış ve Seyit Rıza’nın önderliğinde Tunceli’deki 91 aşiretten sadece 6 aşiret ayaklanmıştır. Bu isyan bastırılmış, 265 isyancı öldürülmüştür.

Bir İngiliz raporunda “Jandarma baskılarının geri teptiğini göz önünde tutan Ankara nispeten yumuşak davranmıştır” demektedir.

Seyit Rıza’yı yargılayarak asan mahkeme toptancılık yapmamış, 11 kişi beraat etmiştir. İsyanın bastırılmasından hemen sonra 3 milyon TL’lik fakir Türkiye için büyük bir yatırım başlamıştır.

Ancak 2 Ocak 1938’de bu kez 12 aşiret tekrar isyan etmiştir. Bu sefer isyancılara sert davranılmıştır. Çünkü bunu hak etmişlerdir. Sonuçta takriben 3000 isyancı öldürülmüştür.

Ancak sizin iddia ettiğiniz gibi “mağaralara iltica edenlere karşı zehirli gaz” kullanılmamıştır. İhsan Sabri Çağlayangil’in ileri sürdüğünüz açıklamayı yapmadığı sabittir. Üstelik elinizde olduğu anlaşılan emekli Albay Reşat Hallı tarafından yazılan Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar adlı Genelkurmay Başkanlığı Basımevi tarafından 1972’de basılan kitapta, mağaralara sığınan asilere karşı tahrip kalıplarının kullanıldığı yazmaktadır. Sertlik fevri bireysel olaylar dışında askerlik hukuku içinde gerçekleşmiştir.

Sayın Hasan Cemal,

Hayatının büyük bir bölümünde inandığı komünist ideolojiyi bir darbe ile Türkiye’ye hakim kılmaya çalıştığı ve komünist ideoloji tarihe gömüldüğü zaman komünizm olmadı ancak size liberalizm satalım çakma bir liberal mi ahmaktır yoksa 19 Mayıs 1919’a, 23 Nisan 1920’ye ve 30 Ağustos’a bu günlerin temelini hazırladığı Türkiye Cumhuriyetine ve Mustafa Kemal Atatürk’e inananlar mı ahmaktır?

Son bir soru, tasarladığınız darbe gerçekleşseydi Türkiye’de kaç kişiyi kurşuna dizecektiniz?

Özetle gelin bu ahmak meselesini siz hiç açmayın…

 

Açık İstihbarat @ 2009