Yeni Osmanlıcılık Projesine Eleştirel Bir Bakış - Osman Çelik
İslam dünyasını önce çökertmek, sonra onu kendi emellerine göre yeniden kurmak ve onun efendisi olmak için Batılıların yürüttüğü tüm çalışmalara Şarkiyatçılık veya Oryantalizm, Şarkiyatçılara da sömürgeciliğin keşif kolu diyoruz. Tüm İslam ülkelerini ve hatta tüm Doğu’yu politik, sosyolojik, askeri, dini, ideolojik, ilmi, estetik ve fikir bakımdan yönetmek iddiasıyla kurumlaşan oryantalizm, misyoner mektepleri vasıtasıyla Türkiye’nin seçkinlerini büyük oranda ele geçirmiş, bizim çocuklarımızı alıp, arzu ettiği aydın tipini yetiştirmiştir.[5]Kazım Karabekir Paşa şöyle demektedir; “Misyoner teşkilatlarının iç yüzünü bilmeyen müstemleke halkının esaretten kurtulması şöyle dursun, bu teşkilata karşı kayıtsız kalan müstakil milletlerin bile geleceği tehdit altındadır.”[6]acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena
|
Türkiye
zor bir dönemden geçmektedir. Türkiye stratejik bir kıskacın içerisine
girmiştir. ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesi ile ilintili olan stratejik
kıskacın diğer köşelerini AB-IMF-Kıbrıs-Irak ve ABD oluşturuyor. Komşusu
olduğumuz bölgeler yeniden şekillendirilmeye çalışılırken Türkiye'de iki
siyasal proje çatışmaktadır. Bu projelerden birisi Türkiye'nin etnik
merkezli bir federasyona dönüştürülmesi projesidir. [1] Ülkemizde son zamanlarda meydana gelmekte olan birçok olayın altında işte bu iki projenin çatışması yatmaktadır. Aslında bu çatışma yeni değildir tarihsel bir derinliğe sahiptir. Bu çatışma Türklerin önce Ortadoğu’ya ve Anadolu’ya gelmelerinden ve ilk devletlerini kurmalarından Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan itibaren (Türklerin iktidar dışında tutulmaları/yöneten-yönetilen sorunu) var ola gelen bir iç iktidar mücadelesinin sebep ve sonuç ilişkileri ile doğu orantılıdır. Türklerin ön Asya’ya gelişlerinden itibaren kurdukları devletlerde, hem Selçuklu, hem Osmanlı’da yönetimin Türk unsurların dışında dönme ve devşirme kökenlilere bırakılmasından doğan ikili yönetim uygulamasının ortaya çıkarttığı sonuçların, Mustafa Kemal Atatürk tarafından yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda giderilmeye çalışılmış ve Göktürklerden sonra ikinci defa adı Türk olan bir devlet kurulmuştur. Oysa Türk toplum yapısının ve düşünce sisteminin en belirgin özelliklerinin tezahür ettiği Göktürk Devlet ve toplum yapısında Ak Budun, Kara Budun (Toplumsal sıralaması)bir çatışma ideolojisi yaratmamıştır. Ancak Büyük Selçuklu devleti ile başlayan, Anadolu Selçuklu Devleti ile devam eden ve nihayetinde Osmanlı Devleti süren bu süreçte bir toplumsal yarılma görülmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk’de gördüğü bu gerçeği, teorik yapısının kuruluşu
İsmail Gaspıralı ile başlayan Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi fikir
önderleri ile olgunlaşan Türk Milliyetçiliği ile aşmayı başarmış ve
yıkılan imparatorluğun yerine yeni Türkiye Cumhuriyeti devletini
kurmuştur. M.Kemal Atatürk, kendisini ve dayandığı erki şöyle
açıklar;''Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk
Milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk camiasıdır.''
EMPERYALİZM Bu gün, küresel güçlerin satranç tahtası üzerinde ki taşlarından bir tanesi gibi olan Türkiye’ye bir satranç tahtasında ki taşlara verilen isim ve görevlerin şekillendirdiği gibi, emperyalist batı tarafından, zaman zaman piyon, zaman zaman at, fil zaman zaman, kale olarak aynı oyunda ki gibi anlamlandırılıp görev verildiğini ve Türkiye’yi yönetenlerinde verilen görevleri yüklendiğini görmekteyiz. Dış destekli olarak yaratılan iç çekişmeler Batılı küresel güçler sayesinde son iki yüz yıldır nasıl istismar ediliyorsa, bu günde öyle istismar etmektedir. Dünya hâkimiyeti mücadelesi veren ABD, her türlü oyunu denemektedir. Tarihsel derinliği olan ‘tek dünya devleti, tek dünya dini’ örtülü emperyalist düşüncesinin karşısında potansiyel bir güç/rakip olabilecek Türkleri ve Türklerin etki alanında olan Müslüman ve Türk devletlerinin yaşadıkları coğrafyayı kontrol etmek topraklarının kaynaklarını sömürmek için türlü oyunlarına Türkiye’yi ve Türk Milletini son iki yüz yıldır araç olarak kullanmaktadırlar.
Tarihte, “Asya, Avrupa ve Afrika kıta’larının oluşturduğu mekâna Eski
Dünya denirdi. XVI. yüzyıl başlarına kadar insanoğlu dünyayı bu üç
kıt'a ile onu çevreleyen denizlerden ibaret sanmış; XVII. yüzyılın
sonlarına kadar dünya tarihi bu üç kıta’nın genellikle iskân ve ümrana
müsait bölümlerinde yaşanmıştır. Eski Dünya'nın, Asya, Avrupa, Afrika
karalarının toplam yüzölçümleri 85 milyon km2'dir. Türk dil ve
kültürüne, Türk soyuna mensup kavimler, Türk milletinin binlerce yıla
erişen ve kesintisiz bir bütünlük, süreklilik İfade eden tarihi içinde
bu 85 milyon km2'lik Eski Dünya yüzeyinin yaklaşık 55 milyon km2'lik
bölümünde kısa veya uzun sürelerle (yüzyıllar veya çağlar boyu)
hükmetmeleri, medenî varlıkları, dil ve kültürleri, siyasî ve askerî
kudretleri ile egemen olmuşlardır. Daha derli toplu bir anlatımla Asya
kıt'asının hemen tamamı, Avrupa'nın ortalarına kadar uzanan vüsatte doğu
yarısı ve Kuzey Afrika (Afrika'nın medeniyete açık bölümü Sudan, Mısır,
Libya, Tunus, Cezayir, Fas) Türk hayat egemenlik ve faaliyet alanı
olmuştur.’’[3] Uzmanlar, Dünya’nın artık büyük savaşlara ve ölümlere şahit olmayacağını öngörmektedirler. Çünkü çıkabilecek bir üçüncü dünya savaşı nükleer bir savaş olacağı çok açıktır. Bu bütün insanlığın yok olması ve Dünyanın yaşanamaz bir alan haline gelmesi demektir. Oysa İnsan Dünya’daki yaşamın temel ve değişmez varlığıdır. Yaşam ancak insanın doğa ve diğer yaşam elementlerini iyi yönetmesi ile mümkündür. Yaşadığımız bilim ve bilgi çağında, insanlar birçok bilgiye çok kısa zamanda sahip olabilmekte ve dahi yeni fikirler ve düşünceler çok çabuk üreyebilmekte ve yayılmaktadır. Mekanik Hız çağı aşılmıştır, artık siber hızlı bir çağı yaşamaktayız. Bu çağın gereği olarak insanlar yeni ancak eski zaman yaşamlarının ürettikleri üzerinde inşa ettiği teknolojiler ile birlikte çoklu ideolojiler geliştirmektedir. İşin aslında, her yeni teknolojinin dayandığı bir dünyevi gerçek ve ideolojisi vardır. Teknolojiyi ve ideolojisini üretenler, ideleştirdikleri teknolojiye bağımlı kıldıkları insanları ideolojik olarak da yönetmeyi istemektedirler. Dolayısı ile 21.Yüz yılın hâkim güçleri gelişen teknoloji ve uygulamalarının yardımı ile hedefe giderken toplumların stratejik aklını yok etmeyi, toplumları psikolojik operasyonlar vasıtasıyla dönüştürmeyi, karmaşaya sürüklemeyi ve sürekli propagandayla kendi menfaatleri yönünde toplumların içyapılarını değiştirerek kendi ekonomileri için daha ucuz ve az riskli bir denetim mekanizmasını uygulamayı amaçlamaktadırlar. Bu gün yeni Osmanlıcılık fikrini ve amaçlarını anlayabilmek için emperyalizmin tarihsel derinliğini bilmek elbette çok önemlidir. Bunun için emperyalizmin Türkiye ve Türk Milleti üzerinde ki oyunlarını I.Dünya savaşı öncesi ve II. Dünya savaşı ve sonrası ekseninde incelemeliyiz. Soğuk Savaş olarak adlandırılan iki kutuplu dünyanın ideolojiler mücadelesi olduğu tezinden yola çıkarak bloklaştırdıkları milletleri “dinsizlikle savaşıyoruz” sloganı altında etki alanına alan Batı, II. Dünya Savaşı sonrası zayıf ve güçsüz kalan devletleri özgürlük ve hürriyet kavramlarının şekillendirdiği demokrasilerini teknoloji ile birlikte ihraç ettiği kültürü, kendi kültürünün esareti altına almıştır. Batı ve Sovyet emperyalizmleri Soğuk Savaş döneminde müttefiklerini içinde yarattıkları kültür ajanları, oluşturdukları hegonomik kukla birlikler vasıtasıyla devletler içinde sosyal, kültürel, politik, ekonomik nitelikli iç sorunlar çıkartmışlar ve sonra bu iç sorunların çözümü adına “demokrasi” veya “proleter hakları” kavramını çözüm olarak üçüncü dünya ülkesi olarak tanımladıkları ülkelerin iç işlerine karışma vasıtası haline getirmişlerdir. Dünyadaki hâkim güç olmalarını sağlayan bu stratejilerin devamı için ve kendi gelecek stratejilerinin gereği olarak, nüfuz bölgeleri haline getirdikleri Dünya’nın değişik stratejik bölgelerinde, suni ekonomik krizler çıkartarak milletlerin borçlanmasını ve bağımlı olmasını sağlamışlardır. Zaman zaman bağımlı kıldıkları ülkelerde çıkarttıkları bağımsızlık mücadelelerini destekler görüntü içerisinde, zaman zaman karşı çıkar durumda bazen örtülü olarak destekleyerek, kendi çizdikleri haritalarda çatışan taraflar ve bölgeleri kurgulamışlardır. SSCB’nin çöküşünden sonra ABD bu küresel oyunda tek başına kalmıştır. Bu gün hegemon güç ABD İnsanlara; Çatışan medeniyetler adı altında hoş görü temeline dayandırma iddiasında oldukları dinleri hoşgörü ve diyalog süreci içinde tutarak bu sayede din ve inanç hürriyeti adı altında dinleri denetleyerek ve dönüştürerek etnik temelli devletçiklerden oluşan bir dünya haline getirmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda bu projenin Türkiye’deki adı olan “Yeni Osmanlıcılık” diye adlandırılan ideolojinin görünen yüzünün, Türkün şeref abidesi olan Osmanlı Devletini Türk insanına, verdiği gururdan faydalanarak, yeni Osmanlıcılık hegemeon güç ve yerli işbirlikçileri tarafından propaganda malzemesi yapılmaktadır.
Yeni
Osmanlıcılık emperyalist batının etnisiteye dayalı mezhep yorumlu din
devletçilikleri kurma projesinin örtüsüdür. Küreselciler, yenidünya
düzeninde devletlerin bölünerek federatif veya konfederatif birlikler
halinde yeniden teşkilatlandırılarak, mevcut Dünya sistemine
uyumlu/bağımlı kalmalarını kontrollü bir şekilde hizmetkâr pozisyonunda
tutmayı sürdürmek istemektedirler. Özetle, ‘yeni Osmanlıcılık’
yeni emperyalist düşüncelerin Türkiye’de ki yeni örtüsüdür.
Dünya hâkimiyet mücadelesinde Batıyı öne geçiren etkenlerin en başında
bilim ve bilgi gelmektedir. Türklerin uzun tarihsel yolculuğunda bilim
ve bilgide üstünlüğü kayıp ettiklerinden itibaren gerileme başlamış ve
üstünlüklerini kayıp ettikleri görülmüştür. Bu anlamda tarihimiz içinde
birçok örnekler mevcuttur.
Türkler için Anadolu’nun kapıları 1040 yılından yapılan
Dandanakan savaşının sonucunda 1071 yılında Malazgirt meydan muharebesi
ile açılmıştır. Bu gün birçok ön-Türk tarihçisi Türkolog Türklerin
Anadolu’ya çok daha önce geldiklerini ortaya belgeler ile koyuyor olsa
da burada Bahattin Ögel’in yolunu takip edilecektir. Dinler ve Medeniyetler Arası Diyalog, Misyonerlik ve Yeni Osmanlıcılık İslam
dünyasını önce çökertmek, sonra onu kendi emellerine göre yeniden kurmak
ve onun efendisi olmak için Batılıların yürüttüğü tüm çalışmalara
Şarkiyatçılık veya Oryantalizm, Şarkiyatçılara da sömürgeciliğin keşif
kolu diyoruz. Tüm İslam ülkelerini ve hatta tüm Doğu’yu politik,
sosyolojik, askeri, dini, ideolojik, ilmi, estetik ve fikir bakımdan
yönetmek iddiasıyla kurumlaşan oryantalizm, misyoner mektepleri
vasıtasıyla Türkiye’nin seçkinlerini büyük oranda ele geçirmiş, bizim
çocuklarımızı alıp, arzu ettiği aydın tipini yetiştirmiştir.[5]
Avrupalıların, İslam Dünyası’na hâkim olmak, İslam Dünyası’nı
kendi çıkarlarına göre yeniden kurup şekillendirmek ve İslam Dünyası’nın
amiri olmak için geçmişte hilafet makamını ve Osmanlı Devletini
kullanmışlardı. Bu gün gelinen noktada; Prof.Dr. Nadim MACİT değerli
eseri ‘’İmparatorluk
politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye’’ adlı eserinde
bu duruma şöyle bir açıklama getirmiştir.
Anadolu
coğrafyasında başlayan ilk misyonerlik hareketlerinin ’’Hıristiyanlığın
yayılma devirlerinde, ilk Hıristiyan havarileri olarak nitelenen St.
Andrew Skita Trakya ve Balkanlarda, Flip, Batı Anadolu’da, St. Mathew
Arabistan’da çalışmış, Thaddeus İran’a, St. Mark Kuzey Afrika’ya kadar
giderek, Hazreti İsa’nın dinini yaymak istemişlerdir. Tamamen amatör
anlayışa yapılan bu çalışmalar sonunda Ermeni kralı Tridat
Hıristiyanlığı seçmiş[8],böylece
Hıristiyanlık Anadoluda hızla yayılmıştır. Tridat’ın Hıristiyan olup,
Hz.İsa’nın şeriatını egemenliği altında ki halka kabul ettirmek için
çalışmalara başlamasından on yıl sonra imparator Konstantin de bu yeni
dine intisap etmiştir’’.[9]
Osmanlı İmparatorluğu, her
imparatorluk gibi doğuş, yükseliş, duraklama ve çöküş evrelerinde
geçerek, 1918’de ortadan kalkmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından
80 sene sonra onun ardılı olan Türkiye Cumuriyeti’nin de ağır sorunlarla
karşı karşıyadır.
Ele geçirdikleri siyasi ekonomik, kültürel üstünlüğü Osmanlı
devletini’nin hâkimiyet alanı içinde ki topraklarının paylaşımı ve bu
toprakların altındaki ve üstünde ki kaynakları sömürme gayretinde olan
Batılı emperyalist güçler, bu amacına ulaşabilmek
için son noktada Osmanlı Devletinin ortadan kalkması projesini de
içerien 1.Dünya Savaşını çıkartmıştır. İşte bu savaşın ortaya çıkması
için geçen bu süreye tarihçi İlber Ortaylı “İmparatorluğu En Uzun
Yüzyılı” olarak nitelendirmiştir.
19.Yüzyıl boyunca Dünya’da yaşanan gelişmeler çerçevesinde ortaya
çıkmış olan Osmanlıcılık fikrinin bu gün yeni Osmanlıcılık olarak
sunuluyor olması her iki fikir arasında bir benzerlik olduğu gerçeğini
ortaya çıkartmamaktadır.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu aşamasında fikir
tartışmaları olmuştur. Bu karşı düşünceler ve fikirler imparatorluğun
son yıllarında ortaya çıkan Osmanlıcılık, siyasal İslamcılık olmuştur.
Bu tartışma Cumhuriyet kurulduktan sonra da bitmemiş ve halen devam
etmektedir, Bu gün yeniden ortaya konulmaya çalışılan Yeni
Osmanlıcılık fikrinin temel kanıtı olan farklı etnik unsurların Osmanlı
milleti adı altında bir araya getirilerek Osmanlı milleti yaratılması
fikri bu gün Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde farklı etnik unsurlara
dayalı toplum yapısı dayatması çerçevesinde Türkiyelilik
oluşturmaktadır. Osmanlıcılık, imparatorluğun bir yüz yıl
boyunca toprak ve millet bütünlüğünü koruma amaçlarına yönelik bir yol
arayışı olarak ortaya çıkmıştı. YENİ OSMANLICILIK Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşu ile birlikte bu fikirde Osmanlı gibi tarihi bir fikir olarak tarihteki yerini almış olmalıdır, ancak bu gün yeniden ısıtılarak önümüze konulduğunu sandığımız Osmanlıcılık fikri ile Yeni Osmanlıcılık bir birlerinden çok farklıdır. Çünkü Osmanlıcılık yeni Osmanlıcılık gibi bölmeyi değil birleştirmeyi hedeflemektedir.
Stratejist, Ahmet Davutoğlu “Yeni Osmanlıcılık” fikrinin günümüzdeki
temsilcilerindendir. Başlangıçta
Osmanlı imparatorluğu Fransa’nın cumhuriyetçi düşünceler yayarak
krallıkları devirmeye, Avrupa’ya ve Dünya’ya egemen olmaya kalkışmasını
umursamamıştı.[18]
Diğer taraftan Osmanlı Napolyon döneminde Fransa’yla savaşıyordu.
Bu günde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceği Avrupa Birliği içinde aranmaktadır. Diğer bir deyişle, Osmanlı Avrupalılar tarafından hazırlanan plan ve projelerin yerli işbirlikçileri vasıtasıyla Osmanlıcılık veya İslamcılık denilerek Osmanlı Devleti’nin yıkılmasını sağlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti bu gün tarihsel derinliğe sahip olan dış
güdümlü projelerin ve stratejilerin uygulanması etkisiyle bölünürse veya
Osmanlı Devleti gibi ölürse, 100 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin her
anlamda ılımlılaştırılmasının gerekliliğini ve koşullarını tarih
hazırlamıştır mı denecektir? Veya yine Davutoğlunun tarihsel
ifadesiyle : TANZİMAT ve OSMANLICILIK Yusuf Akçura “Türkçülük” adlı eserinde
Tanzimatçılarla, Yeni Osmanlıcılarda milliyet anlayışı başlığı altında
ele aldığı konuya getirdiği açıklama şöyledir; Tanzimatçıların ve Yeni
Osmanlıcıların anlayışında ‘millet’ kelimesinin anlamı çok
yenidir. Yıkılan çok kültürlü ve çok milletli Osmanlı
devletinin yerine yeni modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise çok kültürlü, çok milletli değildir,
yıkılan imparatorluğu temel ve asli unsuru olan Türk Milletinin
hâkimiyet ve egemenliğine dayanmaktadır. Atatürk’ün tarifi ile
; Bu gün Yeni Osmanlıcılık adı ile sunulan proje Dünya’yı hâkimiyetleri altına almak isteyen ‘Tek Dünya Devleti, Tek Dünya Dini’ örtülü haçlı emperyalist projesinin sahibi küreselcilerin emellerinin örtüsüdür. Yeni Osmanlıcılık örtüsü altında ülkemiz tek devletli, tek Milletli, tek Bayraklı, tek dilli Türkiye’nin 36 ayrı etnik unsurdan oluşan bir çiçek bahçesine, etnik mozaiğe dönüştürülmek istenmektedir. Yeni Osmanlıcılığı Soğuk Savaş sonrası dönemin dinamik şartlarında ortaya çıkan uluslar arası konjöktüre uyumlu bir politika olarak tariflendirmeleri onların emellerinin bedeli kanla ödenmiş vatan toprakların ve bu topraklar üzerinde ki Türk egemenliğinin küresel sermaye guruplarına peşkeş çekilmesinin örtüsü olamaz. Çünkü egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
· 21. Yüz Yıl İcra Kurulu Üyesi [1] Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ, 21. YÜZYILDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ, 7000 Yıl Yayınları, Ankara 2004 [2]Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a ayak bastığı gün, sadarete çektiği telde aynen söyle diyordu:’’Millet yekvücut olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu ittihaz edinmiştir’’(T.C.Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayını, s.28–29,1982).Saray böylece belki ilk kez ‘’Etrak-ı bi idrak’’ın gerçek kimliğinden haberdar oluyordu. [3]Muzaffer ÖZDAĞ, Türklük ve İslamiyet, Avrasya-Bir Yayınları, Ankara 2003, s. 185 – 204 [4] Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Osmanlıdan Günümüze Türk Toplum yapsı Bölüm I-s.15 [5] Necdet Sevinç, Osmanlıdan Günümüze Misyoner faaliyetleri s.15 [6]Necdet Sevinç, Osmanlıdan Günümüze Misyoner faaliyetleri s.15 [7] Prof. Dr. Nadim Macit- İmparatorluk politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye [8] İlk Hıristiyan Kral budur, vaftiz edildikten sonra John adını almıştır. [9] Necdet Sevinç, Osmanlıdan Günümüze Misyoner faaliyetleri s.15) [10] Milano Fermanı M.S 313’te Milano’da buluşan imparator Konstantin ile Licinius’un görüşmeleri sonrası imparatorlukta mevcut Hıristiyan kiliselerinin tanınması ve tüm dinlere eşit muamele edilmesi yönünde alına karar. Bu kararla birlikte Hıristiyanlara yönelik baskılara ve tatbikata son verildi.(Bknz. Şinasi Gündüz(1998:262) Din ve inanç sözlüğü Ank: Vadi yay. [11]Prof.Dr. Nadim Macit -İmparatorluk politikalarında Teo-Stratejiler ve Türkiye s.17,M. Süreyya Şahin (1996,23)Fener Patrikhanesi ve Türkiye, İst: Ötüken yay. [12] Cengiz Özakıncı-Türkiye’nin siyasi İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı. s,19 [13] Oral Sander,Ankanın Yükselişi ve Düşüşü,İmge yayaınevi 1993-2000. [14] Prof.Dr. Ümit Özdağ-21.Yüzyılda Türk Milliyetçiliği, www.y-tm.com [15] Yrd. Doç.Dr. Sait Yılmaz-Ulusal Savunma, Satrateji, Teknoloji, Savaş-Sunuş [16]İlber Ortaylı, İmparatorluğun En uzun yüzyılı S.28 [17] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları s,85 [18] (18)(Oral Sander,Ankanın Yükselişi ve Düşüşü,İmge Kitapevi Yayınları,1993,200-[Yaşlının Avrupa’da Gerilemesi,II-Fransız Devrimi’nin Etkileri] [19] Viyana Kongresi: Fransız ordularının Koalisyon Orduları tarafından tümüyle yenilgiye uğratılmasının ardından, Avrupa’daki sınırları ve güçler dengesini yeniden belirlemeye yönelik kararlar almak üzere toplanmış olan kongredir. Doğal olarak bu ittifak, askeri olmaktan çok, politik bir ittifaktır.] [20]Gerek Fransa gerekse Rusya kongreden 15 yıl kadar önce 1800 yılında Osmanlı’yı aralarında paylaşmak üzere gizli yazışmalar yapıyordu.Napolyon 1800’de dış işleri Bakanı ‘Topal Şeytan Talleyrand’a yazdığı mektupta:‘Osmanlı İmparatorluğu uzun süre yaşamayacaktır.Rus Çarı I. Pol’ün dikkatini bu yöne çekiniz,Osmanlı’yı paylaşmakta ortak çıkarlarımız vardır’ diyordu: Napolyon Avusturya’nın da katılımıyla bir takım tasarılar hazırlamıştı.Üzerinde karara varılan proje şöyleydi: General Masena komutasında bir Fransız ordusu Ruslara katıldıktan sonra Orenburg’dan Buhara’ya kadar olan bölgeyi işgal edecek,sonra Afganistan ve İran’ı [21]Türkçülük, Yusuf Akçura Toket yayınları, s.20 [22]Türkçülük, Yusuf Akçura Toket yayınları, s.21 [23]
M.Kemal
Atatürk, Söylev, 1922,
SÖYLEV II, syf. 691
|