Türk devrim süreci Jön
Türklerle başlar. I. Meşrutiyet (1876), II. Meşrutiyet (1908), Çanakkale
savunması ve 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasıyla
başlayan Anadolu İhtilali süreciyle devam eder. 23 Nisan 1920’de
T.B.M.M.’nin açılması Cumhuriyet’in de facto ilanıdır.
Kürsünün
arkasında yazılı olan “Hâkimiyet Bilâ kayd ü şart Milletindir” ibaresini
nasıl açıklarız yoksa?
Bilal N.Şimşir Kürtçülük (1878 -1923)
adlı kitabında 1878 Ayastefanos Antlaşması’ndan 1918 Mudanya
Mütarekesi’ne kadar olan dönemi “Sevr Süreci” olarak
adlandırır.
“1878 -1918 Sevr Sürecinde Kürtçülük: Rumeli tamam;
Avrupa, Anadolu’ya odaklanıyor” başlığında sunulur.
Rus
Savaşıyla (1877 -1878) Rumeli bitirilmiş “halletme” sırası Anadolu’ya
gelmiştir. Emperyalizmin gözü, kulağı, eli, ayağı Anadolu’dadır.
İşte bu süreç, emperyalizmin Kürtçülüğü yaratıp tırmandırdığı
dönemdir.
Dünyaya, kendini merkez olarak gören
emperyalizm uzaklıkları da hep kendisine göre ifade edecektir. Uzakdoğu,
Ortadoğu, Yakındoğu…
Sorunları hep o üretecek ve
adlandıracaktır. Şark Meselesi, Kürt Meselesi, Ermeni Meselesi gibi…
Emperyalizm toplumları önce milliyet (kavim, Etnisite), inanç
(Alevi, Sünni, Şii, Süryani vb.) temellerinde hücrelerine ayıracak önce
feodal bir imparatorluğu (Osmanlı) parçalamada, daha sonra da
sömürgeciliğe ve emperyalizme direnen toplumları bölüp yönetmede
kullanacaktır. Vahabi Mezhebi’nin İngiliz Sömürgeler Bakanı’nın
emriyle kurulduğunu hatırlatmama izin verin lütfen.
Emperyalizme karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını veren
Türk Devrimiyle hesaplaşmak için de “Kürt Meselesi”, “Ermeni Meselesi”,
ısıtılıp ısıtılıp gündeme sürülecek bir emperyalist oyunudur.
Uzun sözün kısası Kürtçülük meselesini tarihçi dostumuz Mehmet
Pınar ile konuşmaya çalıştık. Bizce keyifli bir söyleşi oldu… Umarım siz
de ayını keyfi alır ve bu metni dostlarınızla
paylaşırsınız.
Bu vesileyle hepinizin Bayramını
kutluyorum.
Sevgiyle sevdiklerinizle nice
Bayramlara...
TÜRK SOLUNUN KÜRT MESELESİNE
BAKIŞI
Gazanfer
ERYÜKSEL: Bugünkü Kürt hareketini doğru kavrayabilmemiz için
süreci nereden başlayarak tarihsel köklerine
inebiliriz?
Mehmet PINAR: Kürt hareketini doğru
kavrayabilmemiz için önce rekabetçi kapitalizm aşamasını, daha sonra
emperyalizm aşmasını ayrı ayrı incelemeliyiz.
Eğer böyle
bakmazsak, sorunu doğru kavrayamayız ve bu duruş bizi yanılgılara
sürükler.
Dünyada rekabetçi kapitalizm aşamasına geçerek
feodalizmi tasfiye eden ilk devlet İngiltere’dir. Emperyalizm
aşamasına girerek ilk tekellerin oluştuğu devlet de İngiltere’dir. Sonra
Fransa, Rusya, ABD, İtalya, Almanya emperyalist aşamaya girerler. İlk
misyonerlik çalışmalarını ve milliyet (etnik köken) araştırmalarını
bunlar yapmışlardır.
O dönemde dünyada yaşanan tarihsel
olayların temel dayanağı yukarıda kısaca söz etmeye çalıştığımız
emperyalist devletlerdir. Bu sürece bakarak yönümüzü tayin edeceğiz.
Rekabetçi kapitalizm aşamasında sömürge ve yarı sömürgelerde istedikleri
oyunu oynayabilmek için öncelikle bu yerlerde elçileri ve misyonerleri
aracılığıyla araştırmalar yapmışlardır. Burada amaç, adı geçen
toplumlardaki etnik, dinsel, dilsel farklılıkları saptayarak bu
çelişkilerden yararlanmaktır. Etnik, dinsel ve dilsel araştırmalarla
yapılmak istenen yeni oluşan milli devletlerle rekabet etmek, feodal
devletleri de sömürge ve yarı sömürge haline getirmektir.
Rekabetçi kapitalizm aşamasında, hammadde ve tarım alanları için
mücadele eden elçi ve misyoner çalışmalarını bu alana yönlendiren
kapitalistler, emperyalizm aşamasına geçilmesiyle birlikte
devrimle kurulan milli devletleri yıkmaya, etnik kökenlerine (milliyet)
ayırmaya çalışırlarken zayıf emperyalist devletler de onların
sömürgelerine de göz dikmişlerdir.
Osmanlı Devleti,
1299 – 1838 arasında güçlü feodal bir devlet olduğu için bu topraklarda
çalışan elçi, konsolos, viskonsolos ve misyonerler sömürülerini
sürdürebilmek için Osmanlıdaki milliyetleri araştırmışlar, kimisi de yok
olmakta olan bazı dillere ilgi, duyduğu için araştırmalar yapmışlar,
kitaplar yayınlamışlardır.
1838 – 1918 tarihleri
arasında ise Osmanlı Devleti emperyalizmin denetimine girerek yarı
sömürge, yarı feodal bir yapı kazanmıştır. Osmanlı Devleti
üzerinde önce yapılan araştırmalar kullanılarak milliyetler arasında
çatışma, özerklik, federasyon, emperyalizme dayanarak ayrılıp devlet
kurma amacıyla kullanılmıştır.
Gazanfer
ERYÜKSEL: Tarihte, Kürt ayrılıkçı hareketini savunan bütün
örgütlere baktığımızda, bu dönem de dâhil, ortak görüş olarak neleri
ileri sürüyorlar? Bunları tarihsel belgelere dayanarak anlatır mısınız?
Mehmet PINAR: Bu bakış açısıyla Kürt
hareketinin tarihine baktığımız zaman şu savlarla karşılaşmaktayız.
Kürt örgütleri;
1- Kürtlerin etnik
atasını M.Ö. 4000 – 3000 yıllarında yaşayan Hurriler, Subenaylar ve
Lulubelere dayandırmaktadırlar.
2- Destanlarını
Dehak ve ondan kurtuluş olarak kabul etmektedirler. 16. Yüzyılda yazılan
bu destanda, Hicretten 1234 yıl öncesine omzunda iki yılan besleyen, bu
yılanlara insan beyni yedirilen ve buna karşı çıkan insanların dağa
kaçtığı, kaçanların Kürtlerin atası olduğu, yılanlara da oğlak beyni
yedirildiği anlatılmaktadır. Nevruz etkinliklerinde ise Dehak’tan
kurtuluş günü kutlanmaktadır.
3- Kürt dilinin ortak
dillerden ayrılışının Sasaniler dönemine rastladığını kabul
etmektedirler.
4- Kürt aşiret adlarının çoğunun
M.Ö. 4300 - 2000 Hurrilerden geldiği,
5- Kürdistan
adının ilk kez 1118 -1157 Selçuklu Sultanı Sencer zamanında Hemadan’ın
Kuzeydoğusundaki Bohar kentine verildiği,
6- En eski
bilinen Kürt aşiretinin Bohti (Botan) olduğu Cezire’de
yaşadığı,
7- 985 - 1085 döneminde yaşayan
Mervanilerin Diyarbakır, Nusaybin, Ahlat’ta yaşadıkları, Mervanoğlu
Ahmet’in Kürt olduğu,
8- Yavuz Sultan Selim’in Türk
– İran savaşı sonucu Kürtlere özerklik verdiği, 1514 Çaldıran savaşının
Türkler ile İranlılar arasında paylaşım savaşı
olduğu,
9- Safeviler ile Osmanlı hanedanlarının
Kürtlere böl-yönet politikası uyguladığı,
10- Kürt
hanedanlarının Mervaniler, Şeddadiler, Eyyubiler, Hasan Vahyiler olduğu,
11- 1578 III. Murat zamanında Gürcistan’a giren
ordunun artçı kanadının komutanı en büyük kaynak saydıkları
Şerefname’nin yazarının Şerefhan Bitlisi olduğu,
12-
II. Abdülhamit’in Hamidiye Alaylarını Kürtleri birbirine düşürmek için
kurduğu, 51 Kürt aşiretinden 13 tanesinin bu olaylarda görev aldığı
ileri sürülmektedir. (1890)
13- Kürcülüğün babası
Katolik misyoner P. Murizio Garzani İtalyan Amadia’da çalışmış Kurmancı
ağzını öğrenmiş 1787 yılında Roma’da İtalyanca Kürt Dili ve Grameri
Sözlüğü hazırlamıştır.
14- Kürdistan adı ilk kez
1799 yılında J. A. Bergle isimli Alman, “Gürcistan, Anadolu, Ermenistan,
Kürdistan, Irak, Elcezire” isimli bir kitap yazarak dünyaya duyurmuştur.
15- Osmanlı İmparatorluğu idari yönetiminde 1847 –
1867 tarihlerinde Mardin, Siirt, Amid (Diyarbakır) Livalarını Kürdistan
olarak göstermiştir.
16- Osmanlı İmparatorluğu
Tarihini yazan Hammer 1814 yılında “Kürt Dili ve Ağızları” kitabını
yazmış ve Viyana’da yayınlamıştır.
17- Sir Henry
Creswicke Rowinson (1810 – 1895) Encyelopedia Britanica’nın 9. basımına
Kürdistan maddesini eklemiştir.
18- Osmanlı’ya
gelen ilk Amerikalı misyonerler 14 Ocak 1820’de Levy Persons, Pliny
Fisk’dir.
19- 1878 Ayestefanos Antlaşması ve 1878
Berlin Antlaşması’nda ilk kez Kürtlerle ilgili madde konulmasıdır.
20- İlk Kürdistan Gazetesi’nin 1898 yılında
Bedirhan Aşiretinden Mithat Bedirhan’ın Kahire’de İngiliz desteğinde
basılıp Suriye’de dağıtılan gazetedir.
21- İlk Kürt
dernekleri, 1908 – 1909 arasında kurulan Osmanlı-Kürt İttihat ve Terakki
Cemiyeti, Kürt Teavül ve Terakki Cemiyeti, Kürt Neşri Maarif
Cemiyeti’dir. 1913 yılında Seyit Abdülkadir “Hetavi Kürt” (Kürt Güneşi)
isimli bir gazete çıkardı. Aynı yıl Kürt Hevi Talebe Cemiyeti de Roj-a
Kürt (Kürt Günü) adlı gazete yayımladı.
22- Mustafa
Kemal 1919’da Kürt ve Türk vatandaşlarımız birlikte bu vatanı
kurtaracağız demiştir.
23- Sivas, Zara dolaylarında
Koçgiri İsyanı (1921)
24- 10 Ağustos 1920’de
imzalanan Sevr Antlaşması’nda Kürtlerle ilgili üç madde konulmuştur.
25- Sevr’de Kürt tabirini kullananlar Lozan’da
Müslüman azınlık tabirini kullandılar.
26- 1925’de
Şeyh Sait ayaklanması (Diyarbakır Ergani taraflarında) Genç başkent
olmak üzere Diyarbakır’da bir devlet kurma
girişimi,
27- 1930 – 1938 tarihleri arasında Dersim
ayaklanmaları,
28- 1945 yılında İran sınırları
içinde MAHABAT Kürt Otonomisi oluşmuş, Kadı Muhammet başkanlığında
emperyalizme dayalı kukla bir yönetim 11 ay sürmüştür.
29- 1963 yılında İstanbul’da “Deng” isimli Kürtlere
seslene aylık bir yayın, “Roj Nu” adlı günlük bir gazete çıkarıldı.
30- 1969 yılında TİP içinde DDKO (Devrimci Doğu
Kültür Ocakları) kuruldu.
31- 1977-1978’de PKK,
Kawa, Denge Kawa, Rızgari, Ala Rızgari örgütlerinin kurulduğu görülür.
32- Bugün Türkiye’de PKK ve DTP, Irak’ta KYB ve
KDP, İran’da Pjak, Suriye’de PDK adları altında dört devletten toprak
alarak bir sözde Kürdistan devleti kurma çalışması yapılmaktadır.
Bu kadar bilgi toplayıp alt alta yazılırsa millet olunur mu? Ben
inanıyorum ki ne kadar çok belge toplanırsa bu toplama işi de profesör,
doktor, doçent ve uzman tarihçi ve mühendise yaptırılırsa daha
inandırıcı olacağını düşünüyorlar. Peki, öyle mi gerçekten?
1- Millet tarihsel bir
olgudur, tarihin belli bir aşamasında ortaya çıkar, her zaman millet
örgütlenmesi yapılmaz. Bu tarihi aşama o ülkede feodal toplumdan
rekabetçi kapitalizm aşamasına geçildiği dönemde olunur.
2- Millet aşamasına,
burjuvazinin devrimci olduğu dönemde demokratik devrimle geçilir.
Tarihsel süreç, emperyalizm aşamasına geçtiyse milli demokratik devrimle
millet olunur.
3- Feodal
toplumların hepsi milliyet esasında örgütlenmelerdir. Milliyet, bir
dilin etrafında toplanan gruba, bir dinin etrafında toplanan gruba, bir
etnik kökenin etrafında toplanan gruba denir.
4- Millet ise dil birliği,
yurt birliği, tarih birliği, kültür birliği temelinde yükselen bir
yapıdır. Milliyetten millet örgütlenmesine burjuvazi önderliğinde
devrimle geçilir.
5- Kapitalist devletlerin
hepsi millet aşamasına geçmiş devletlerdir. Emperyalizm aşamasına geçmiş
burjuvazi millet örgütlemez. Aksine milletleri etnik temelde parçalar.
Aklına düştüğünde bir sürü belge toplanarak millet olunmaz. Bölücü PKK
köleci toplumda KAWA önderliğinde millet olduklarını zannediyorlar.
Köleci toplumda dünyanın hiçbir yerinde millet örgütlenmesi de yoktur,
kelimesi de yoktur.
Gazanfer ERYÜKSEL: Gelelim
esas konumuza… Bütün bu anlattıklarınızın ışığında bugün var olan ve
kendilerine “sol” adını yakıştıran çeşitli parti ve örgütlerin ayrılıkçı
Kürt hareketine nasıl baktığını anlatır mısınız?
Mehmet
PINAR: Sınıflı toplumlarda her insan bir sınıfın üyesi olarak
yaşar ve hiç istisnasız her düşünce belli bir sınıfın damgasını taşır.
Partiler ve örgütler de bir sınıfın ideolojisini savunurlar.
Türkiye’de var olan bazı örgüt ve partilerin ezilen sınıf ve ezilen
milletten yana tavır koyduğu, bazılarının da ezen millet ve ezen
sınıftan yana tavır koyduğunu görürüz. Kürt hareketine de baktığımızda
doğru ve devrimci, yanlış ve karşıdevrimci bakışla bakıldığını görürüz.
Bugün Kürt hareketine ABD’yi baş düşman olarak, sonra AB
emperyalistleri ile ilişkilerine bakarak değerlendireceğiz. Düşmanın
karşı çıktığı her şeyi desteklemeye onun desteklediği her şeye karşı
çıkarak duruşumuzu ayarlayacağız. Yaptığımız her şeyin dostlarımızı
üzmemesine, düşmanı ise üzmesine dikkat edeceğiz. Bu açıdan
baktığımızda…
Gazanfer ERYÜKSEL: Bu açıdan
baktığımızda Türk solunun Kürt meselesine bakış ve duruşunu TKP’den
başlayarak konuşabilir miyiz?
Mehmet PINAR: TKP,
Kürtleri bir halk ve bir millet olarak görmekte, ABD ve AB
emperyalizmine karşı ortak mücadeleden bahsetmektedir.
Kürtlere
“demokratik haklarının verilmesini”, DTP’ye baskı yapılmamasını
istemektedir. Bölgede feodal ilişkileri, kendisine eklemlenmiş sermaye
sınıfının yarattığını, sermaye tekellerine teslimiyet sürdükçe sorunun
çözülmeyeceğini CHP ve MHP’nin eğiliminin son derece tehlikeli olduğunu,
Türk ve Kürt emekçilerin yan yana emperyalizme ve gericiliğe karşı
yaşanabilecek bir ülke kurulması gerektiğinin söylemektedir.
Türkleri ve Kürtleri ayrı millet gördüğün zaman ortak
mücadeleden söz etmek mümkün değildir. Çünkü milli devletle
içinde birden fazla millet olmaz. Türk milleti devrimle oluşmuştur. Kürt
milliyeti, Türk milletini meydana getiren unsurlardan biridir. Kürt
meselesini, Türkiye milli sermayesinin yarattığını düşünmektedir.
Hâlbuki Türk milli sermayesi, devrim mücadelesinde Türkiye Cumhuriyetini
Türklerle Kürtlerin kurduğunu söylemektedir. Bu meseleyi emperyalizm
ortaya çıkarmıştır.
Gazanfer ERYÜKSEL: Sevgili
Mehmet Pınar… Diğer adı “sol” örgütlerin, bazı sendika ve kuruluşların
Kürt meselesine bakışını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Mehmet PINAR:
EMEP (Emek Partisi)… Kürtlere özerklik istemekte,
anadilde eğitim hakkını savunmaktadır. Türk milletini, Kürt ve Türk
ulusu olarak ayrı görmektedir.
Bu konuda bizim görüşümüz
anadilde eğitim, eğitimin milliyetler temelinde örgütlenmesi anlamına
gelir. Bu, bugün konuşulan bir konu değildir. Devrimciler, bu konuyu
1890’dan beri karşıdevrimcilerle tartışmaktadır. Anadilde eğitim hakkı
istemek ayrı bir devlet kurmak demektir. Bunun ilk adını olarak özerklik
savunulmaktadır.
ÖDP’ye (Özgürlük ve Demokrasi Partisi)
baktığımız zaman, anadilde eğitimi ve yerinden yönetimi savunmakta,
Türkiye demokratikleştiği zaman Kürt sorununun çözüleceğini söylemekte,
Türk ve Kürt halkı olarak Türk milletini ikiye bölmekte, APO ile
birlikte meselenin çözümünü istemektedir.
TSİP (Türkiye
Sosyalist İşçi Partisi), “Kürt sorununa ‘ulusların kendi yazgısını
belirleme hakkı’ doğrultusunda bakmaktadır.
Ancak bu belirleme,
ayrılma hakkını içerse de bir ulusun yazgısını belirlemesi ayrılmayı bir
zorunluluk olarak görmemizi gerektirmez. Bu bağlamda parti olarak iki
halkın birlikteliğini savunduğumuz gibi politik olarak birlikte
örgütlenmesi gerektiğini savunuyor.”
“Ulusların kendi kaderini
tayin hakkı” emperyalizm çağında ayrılıp bir milli devlet kurma hakkını
içermez. Emperyalizme karşı ezen ve ezilen ulusun devrimcilerinin ortak
mücadelesiyle iktidarın devrilmesini içerir. Bu mücadele işçi sınıfı
önderliğinde yapılır. Emperyalist iktidar devrildiği zaman yerine milli
devlet değil sosyalist devletin kurulması gerekir.
Emekçi
Hareket Partisi, Kürt sorununu kendi kaderini tayin edememiş olma
sorunudur. Bulgaristan’daki Türklerin sorunu neyse aynısıdır. 20 Milyon
Kürde asimilasyon uygulanmıştır.
Bulgaristan’da karşıdevrim 1967
ve sonrasında egemen olmaya başladı. Balkanlarda karşıdevrimin başını
Tito çekmiştir. (1957) Karşıdevrim, daha sonra Sovyetler Birliği’nde
Kruşçev döneminde, arkasından diğer Balkan ülkelerinde egemen olmaya
başlamıştır.
Bulgaristan karşıdevrim mücadelesi olarak Bulgar
milletini ayrıştırmaya çalışmış Bulgar milletini meydana getiren
Türklere etnik temelde baskı uygulamış, onları ayrı bir millet olmaya
zorlamıştır. Bu zorlama karşısında Türkler Türkiye’ye göç etmek zorunda
kalmışlardır. Özünde göç etmeyerek mücadele etmeleri gerekirken kolay
yolu seçerek karşıdevrime hizmet etmişlerdir.
Bulgaristan’da ve
Yunanistan’da Türklerin bir millet olduğunu ileri sürmek karşıdevrimci
bir görüştür. Türk milletinin Azeri milletiyle “bir millet, iki devlet”
olduğunu ileri sürmek doğru değildir. Türkler kendi devrimlerini yaparak
ayrı bir millet olmuşlardır. Azeriler de ayrı bir devrimle Rus
milletinin bir parçası olmuşlar. Fakat 1967’den sonra karşıdevrimle
parçalanarak milliyet (etnisite) temelinde bir teneke devlet
olmuşlardır. Parçalanmaya mahkûmdurlar. İki ayrı devletin içinde bir
millet olunmaz, bir millet bir devletin sınırları içinde olur.
DSİP (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi), “Kürt sorunu,
Kürtlerin bir ulus olduğunun tanınmasıdır” diyerek soruna yaklaşır.
Kürtler tarihte hiçbir zaman burjuvazi önderliğinde devrim
yaparak millet olmamışlardır. Abdullah Öcalan, devrimci
burjuvazinin önderi değildir. Amerikan emperyalizmi ile işbirliği yapan
en gerici sınıf olan toprak ağalarının önderidir. Kürt kökenli
vatandaşlarımız Türk milletini meydana getiren asli unsurlardan
(milliyet) biridir. Abdullah Öcalan’ın önderliğinde Amerikan ve AB
emperyalizmini arkasına alınarak millet olunamaz.
Sosyalist
Parti, Kürt sorununa “21. yüzyıl ulusların kendi kaderlerini
belirleme hakkı, demokratik yolla belirlenen halk temsilcilerinin halkın
verdiği yetkiyle belirledikleri yönetilme ilkeleri geçerli kılınarak
sağlanabilir, demekte ve ana dilde eğitin hakkını savunmaktadır. Bu
ifadenin satır aralarını okumaya çalışırsak, DTP’nin demokratik
yöntemlerle seçildiğini, bunların Kürt meselesini çözümüne karar vermesi
gerektiğini savunmaktadırlar.
Türkiye’nin doğusunu,
Cumhuriyet devrimi egemen olamadığı için dolayısıyla toprak ağalarının
toprakları karşılıksız alınıp köylüye dağıtılamadığından demokrasi
egemen değildir.
Bu bölgemizde toprak ağalığı, şeyhler,
şıhlar, işbirlikçi burjuvazinin istediği kişiler kendi belirledikleri
yöntemlerle seçildiğinden seçim demokratik değildir, bu kişilerin
yaptığı belirlemelere de demokratik denmez. Demokrasinin egemen
olduğu yerde toprak ağalığı, şeyhler ve şıhlar ve işbirlikçi AKP var
olamaz.
İşçi Partisi, Kürt meselesinin
çözümünün Kürt vatandaşlarımızı Türk milletinin bir parçası olarak kabul
etmekte, sorunun çözümünü Mustafa Kemal’in devriminin tamamlamasında
görmekte, ana dilde eğitim hakkını savunmamakta, Mustafa Kemal
önderliğinde Türk milletini meydana getiren unsurların sırt sırta
vererek program olarak da altı ilkeyi rehber edinerek Milli Demokratik
Devrimi tamamlama çalışmaktadır.
Şu ana kadar görüşlerini
paylaştığımız siyasi yapılar içinde en devrimci duruş İşçi Partisi’ne
aittir.
DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları
Konfederasyonu), Kürt meselesinin çözümüzü sivil bir anayasa,
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı, savaşan tarafların silahsızlanması,
işçilerin evrensel bir sınıf olduğu, ana dilde eğitim tezlerini
savunmaktadır.
Dünyada bütün anayasalar devrimlerle yapılır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Mustafa Kemal’in milli burjuvazinin
önderliğinde, köylünün, küçük burjuvazinin desteğiyle devrimle yapılmış
bir anayasadır.
Bu anayasa, 1947’den sonra ABD emperyalizmi ile
bağ kurulması sonucu ağır darbeler almış, 27 Mayıs 1960 "devrimiyle"
düzeltilmeye çalışılmışsa da arkasından gelen 12 Mart 1971 ve 12 Eylül
1980 Amerikancı faşist darbeleriyle tahrip edilmiştir.
ABD ile
işbirliği içinde olanların yapacağı anayasa karşıdevrimci bir
anayasadır. AKP’ye değil anayasa, Toros Dağlarının tepesinden bir çakıl
taşının yerinden oynatmasına bile izin verilmemelidir. Türkiye’nin işçi
sınıfı önce milli olmak, sonra enternasyonal olmak zorundadır.
Enternasyonal de olmasının sebebi yarı sömürge bir ülkede,
örneğin Türkiye’de baş düşman ABD emperyalizmidir. ABD, hem kendi
halkının hem de dünya halklarının baş düşmanıdır. Bir yarı sömürge
halkı, kendi ülkesinde verdiği mücadeleye uluslararası destek olmazsa ve
ayrıca ABD halkının desteği de olmazsa başarıya ulaşmaz. Ulusların ortak
düşmanına karşı mücadelede işçi sınıfı önder olarak önce milli sonra
enternasyonal olmak zorundadır. Günümüzde ezilen ülkelerin işçi
sınıfları öncelikle kendi aralarında uluslararası dayanışma yapmak
zorundadırlar. Emperyalist ülkelerin işçi sınıfları eğer bu uluslararası
hareketle bir dayanışma gösterirlerse devrim süreci hızlanır.
KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), Kürt
meselesine “Türkiyelilik, ana dilde eğitim, sivil anayasa, koruculuğun
kaldırılması, temelinde bakmakta federasyonu çözüm olarak önermektedir.”
Sendika temelinde bölücü Kürt hareketine en büyük destek
KESK’ten gelmektedir. Her eylemde en ön safta pankartıyla yer
almaktadır. Sözde ana dilde eğitimi tüzüğünden kaldırmasına rağmen en
büyük savunucuları arasındadır. Türkiyelilik kimliği millet kimliğinin
karşısında bir kimliktir. Millet kimliği devrimle oluşur. Türkiyelilik
kimliği karşıdevrimle kabul ettirilir.
Türk Tabipler Birliği
(TTB), “Kürt meselesine Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması,
anayasanın değiştirilmesi, isim ve yer adlarının değiştirilmesi
temelinde bakmaktadır. İçinde milli unsurlar barındırsa da esas olarak
bölücü hareketin yanında yer almaktadır.”
Türkiye’de yer
adlarının çoğu ve çocuklarımıza verilen isimlerin çoğu devrimle
verilmiştir. Örneğin, Dersim adı feodal toplumdan kalan bir isindir.
Tunceli, Türk devriminin verdiği bir isimdir. Karşıdevrim egemen olmaya
başladığında öncelikle devrim döneminde verilen isimler kaldırılır,
devrimin cezalandırdığı karşıdevrimcilere hakları iade edilir. Bu
geleneği 1967’de Kruşçev “ sosyal faşistleri” başlatmıştır.
Abdullah Öcalan, Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı bölgeyi sömürge
bir devlet, insanlarını da sömürge bir millet olarak, Türkiye’yi
emperyalist bir devlet, Türkleri de ezen bir millet olarak tahlil
etmekte, kendisini ezilen bir milletin onu ezen emperyalist devlete
karşı ulusal kurtuluş savaşı veren önderi olduğunu zannetmektedir.
PKK ve DTP, Kürt meselesinde “Kürdistan devletini ABD ve AB
emperyalizmi tarafından İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den toprak
alınarak oluşturulmaya çalışmaktadır.
ROJ TV bu haritayı
göstererek haberlere başlamaktadır. Bu amaçla oluşturulan Türkiye PKK’sı
Abdullah Öcalan, İran PKK’sı PJAK, Suriye PKK’sı PDK, Irak PKK’sı KYB ve
KDP önderliğinde çalışmaktadır.
Bu mücadeleyi bir sosyalist
kelimesi ekleyerek sürdürmektedirler. Bu amaçla parti, örgüt ve
sendikalar kurmuşlar, ana dilde eğitim istemiyle etki alanlarını
genişletme çabasınadırlar.
İran, Irak, Suriye ve Türkiye
emperyalizme karşı mücadele sonucu bağımsızlığını kazanmış ülkelerdir.
Bu devletlerden toprak alınarak kurulan bir devlet teneke bir
devlettir. Sosyalist devlet hiç değildir.
Abdullah
Öcalan ve DTP milletvekilleri sosyalist hiç olmamışlardır.
Antiemperyalist hiç olmamışlardır. ABD emperyalizmi ile işbirliği içinde
AB’nin desteğinde koordineli çalışarak dört devletin milletini
milliyetler temelinde bölmek isteyen bir yapıdır.
Bu
amaçla çalışanlar 1878’den beri hep emperyalizmin kanatları altında bir
Kürt, bir Ermeni, bir Rum devletleri kurmaya çalışmışlardır.
Bugün Irak’ta Barzani ve Talabani ile başarıya ulaşmış ABD’nin kolları
arasında varlığını sürdürmekte, kurduğu kukla devleti koruyamadığı için
Türk devletine himaye ettirmeye çalışmaktadır. Karşılığında da Türkiye
PKK’sını genel bir afla düzde siyasi mücadeleye çekmektedir.
Gazanfer ERYÜKSEL: Sevgili Mehmet Pınar… Sonuç
olarak neler söylemek istersiniz?
Mehmet PINAR:
Devrimciler piyano çalmayı öğrenmelidirler. Piyano çalarken birkaç
parmağı hareket ettirmek yetmez. On parmağı da hareket ettirmek gerekir.
Ama on parmağın tümünü birden aynı anda tuşlara koyarsa ortaya hiçbir
şey çıkmaz. Ortaya iyi bir müziğin çıkması için on parmağın da düzenli
hareket etmesi gerekir.
Devrimciler süpürgeyi eline alıp
ortalığı süpürmesini öğrenmelidir. Nasıl olsa bir rüzgâr çıkar, bütün
tozu pisliği alır götürür diye yan gelip yatmamalıdır. Bazı koyunlar
kaybolmuş olsa bile ağılı onarmalıyız, geç kalmış sayılmayız.
Bugün Türkiye’de sözde Kürt hareketine geçmişte kendisine
sosyalistim, devrimciyim diyenler “ulusların kendi kaderlerini tayin
hakkı” lafına sarılarak destek verdiler.
Bugün ABD, AB, AKP de
destek verince bu bölücü hareket sözde güçlü görünmektedir. Gerçekte
köklü ve güçlü bir yapıya sahip değildir.
Emperyalizm
çamurdan bir devdir. Onun kurduğu kukla devletler de onun gibi büyük
görünseler de onun gibi içi boş bir yapıdadırlar.
Geçmişte kendisine sosyalistim diyen bazım kesimler cehennem kralının
huzuruna çıkıncaya kadar düzelmeden varlığını devam ettirmekte ve bu
harekete destek vermektedirler. Bu harekete destek veren eğer sonradan
fikrini değiştirmediyse antiemperyalist değillerdir, sosyalistin s’si
bile olamazlar.
Matem gecelerinin çok kereler bir kurtuluş
sabahıyla aydınlandığını biliyoruz. Ogün uzak değildir. Devrimcilerin
yapacağı şey çiçekleri at sırtından seyretmemek, attan inip hangisi
güzel kokulu, hangisi zehirlidir bunları ayırmalıdır. Türk milleti bunu
ayırmaya başlamıştır.
Saflar netleşmeye, Mustafa Kemal’in
devrimi yeniden yükselmeye başlamıştır. Emperyalizme karşı dövüşen bütün
ulusların zaferi dünyanın, insanlığın ve barışın zaferi
olacaktır.