İslam Abdestli Kapitalizm Üretmek İçin Var Değildir - İhsan Eliaçık
Bu yoğun ilgiden “İslam abdestli kapitalizm üretmek için var değildir” mesajının yerine ulaştığı anlaşılıyor. Erol Yarar gibilerin “Sahabeye hakaret ediyor” veya “Komünistlik yapıyor” salvolarının bunu durdurması mümkün değil. Pandoranın kutusu açıldı. Bu tartışma daha da büyüyerek devam edecek ve zamanın ruhunun değiştiğini herkes görecek.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
|
Geçen hafta içinde Habertürk TV’de Palçiçek Pamir’in Karşıt Görüş proğramına çıktım. Proğramda MUSİAD eski başkanlarından Erol Yarar ile İ"slam ve Burjuvazi" konusunu tartıştık. Tartışmadan her ne kadar entelektüel bir haz alamasam da, temel mesajları verme açısından fena olmadı. Aşırı yüklenme nedeniyle internet sitem az kalsın çöküyordu. Mail trafiği de cabası… Bu yoğun ilgiden “İslam abdestli kapitalizm üretmek için var değildir” mesajının yerine ulaştığı anlaşılıyor. Erol Yarar gibilerin “Sahabeye hakaret ediyor” veya “Komünistlik yapıyor” salvolarının bunu durdurması mümkün değil. Pandoranın kutusu açıldı. Bu tartışma daha da büyüyerek devam edecek ve zamanın ruhunun değiştiğini herkes görecek. Bize eskiden “yeşil komünist” derlerdi. Şimdi yeşile de gerek kalmadan “komünist” diyerek ‘bahçelerine’ sarılıyorlar. Sırrı Sürreyya Önder dostumun telefondaki espirisi her zamanki gibi harikaydı: “Artık yeşil de yok, terfi etmişsin, hadi hayırlı olsun!” 12 Eylül’den hemen önce, o zaman Kırşehir’de lisede okuyordum, Akıncılar ve MTTB’ye gider gelirdik. Duvarlara “Sınırsız ve sınıfsız İslam toplumuna doğru” diye yazılar yazardık. O zaman yaftamız yeşil komunistti… Sonra yeni yaftalarımız oldu: Radikal, İrancı, mezhepsiz, modernist, tarihselci, dinde reformcu… Bunlar da hakkımda yazılan son iki eleştiri yazısından: Liberal-sosyalist, materyalist, naturalist, neo-mutezilî, batınî, ulusalcı… Yaftalamadan edemiyor yurdum insanı. Ha babam yafta vuruyorlar. Ahmed Arif’in “33 Kurşun” şiiri aklıma geldi: “Vurun ulan, vurun, ben kolay ölmem!” 30 yıl önce (1980) Mamak Cezaevi kapısında başçavuşa verdiğim cevap, Balçiçek Pamir’in proğramındaki (2009) “Kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz?” sorusuna verdiğim cevap ile aynı: Müslüman. Bu kadar. *** Kur’an’ın “tarihe, hayata ve tabiata dönüşü” için esastan bir yeniden
okuma yapıyoruz. Artık Ebuzer İslam’ı var. Solculuğa, komunistliğe gerek yok. Çağın vicdanı buradan çıkacak. Ebuzer, ıssız çölde yattığı o mezardan kalkarak çağımıza gelecek. Tıpkı İsa’nın mezarından kalkıp döneceği gibi dünyaya dönecek. Tabiî bu, Musa’nın, İsa’nın, Muhammed’in, Ali’nin, Ebuzer’in vb. getirdiği ve savunduğu İslam’ın ruhunun geri dönmesi; zihinlerde bilinç, yüreklerde heyecan olarak yeniden yeşermesi demek oluyor. Bunun önüne geçmek mümkün değildir. Ben veya bir başkasının katkısı fark etmez, tarihin akışı bu yöndedir. Onun için ‘zamanın ruhu değişti’ diyorum. *** Gerçi defalarca yazdım, bilen biliyor ama binlerce kişi yazılarımızla yeni karşılaştığı için iki konuya açıklık getirmek istiyorum. Birincisi proğramda Hz. Osman’a hakaret ettiğim iddiasıdır. “İslam’ın yenilikçileri” kitabımızın birinci cildindeki “Hz.
Ömer”, “Hz. Ali”, “Ebuzer”, “Ammar b. Yasir” bölümlerini okuyanlar
bilirler, biz dönemin ekenomi-politik analizini yapıyoruz. Dindar zihnin şunu bilmesi gerekiyor: Ebuzer (ve şu an biz) Hz. Osman’ın kişisel hayatını, hayasını, imanını, peygamberimize olan yakınlığını, İslam’a olan hizmetlerini eleştirmedik, eleştirmiyoruz. Böyle bir şey olamaz, olabilemez. Fakat “kamu icraatı” eleştiriye açıktır. Çünkü ülke (ümmet) hazinelerinin anahtarı kendisine teslim edilmiş olan, savaşa ve barışa karar verme yetkisi kendisinde olan, halkın mukadderatını etkileyecek kararlar verme makamında oturan yani kamu otoritesi yetkisi kullanan herkes, evet herkes eleştirilebilirdir. İşte “herkese ait olan” bu alan (kamu) “herkesin” eleştirisine açıktır. Kamu yetkisini kullandığı sürece hem hesap sorulabilir ve hem de eleştirilebilir olmak durumundadır. Aksi halde hesap sorulamaz ve eleştirilemez olursa diktatör ve hatta giderek tiran olur. Zaten diktatörlük ve tiranlık da bundan başka bir şey değildir. Bu eleştiriyi yapacak olanlar da o ülkenin (ümmetin) aydınlarıdır.
Aydın bu anlamda halkın vicdanıdır. Eleştirilemeyeni eleştirebilendir.
Gelecek nesillerin ibret almasını ve bir daha o hataların tekrar
edilmesini engelleyecek olan “eleştirel analizi” ortadan
kaldıran “kutsallık perdesine bürünme” ve böylece “kamu
icraatlarını sorgulamaz kılma” nın büyüsünü bozar. İşte Ebuzer bunu yapmıştır. Sahabenin çoğu da bunu yapmıştır. Hz. Osman da hiçbir zaman kamu icraatlarının eleştirilemez olduğunu söylememiştir. Bizzat hilafet makamında çatır çatır tartışmışlardır. Eğer siz geçmişte hilafet makamında oturmuş birisini, kamu icraatları
sebebiyle eleştirilemez görürseniz, bugün de, aynı/benzer makamda
oturanları eleştirilemez görürsünüz. İslam toplumlarında eleştirilemez,
sorgulanamaz, hesap sorulamaz liderlerin çıkıp durmasının kökleri
buralara dayanmaktadır. Halbuki ilki meşru, ikincisi yasaktır. Bu söylediğime değil Hz. Osman, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, eğer
kamu yetkisi kullanmışsa Ebuzer, hatta Hz. Peygamber’in kendisi bile
dahildir. Bugün dahi “kamu yetkisini” kim kullanıyorsa “kamudaki tüm
icraatları” eleştiriye açık olmak durumundadır. Çünkü kamu “herkese ait
olan” demektir ve herkese ait olan hakkında karar verenler eleştiriyi
göze almak durumundadırlar. Aksi halde tabiatları kaldırmıyorsa istifa
etmeli, yerlerini tahammüllü olanlara bırakmalıdırlar. İşte buna kamu bilinci diyoruz. (bkz. “En büyük kamu” başlıklı makale) Bu nedenle başta Hz. Osman olmak üzere sahabeler “kamu
icraatları” sebebiyle eleştirilemez ve sorgulanamaz değildir.
“Burada yanıldı” demek sanıldığının aksine gayet ilerletici ve ders
çıkarıcıdır. Üstelik günümüze yönelik son derece öğretici tarafları var.
*** İkincisi proğramda komunistlik yaptığım iddiasıdır. “Kur’an’dan kapitalizm hele abdestli kapitalizm hiç çıkmaz. Eğer bir ekonomi-politik çıkarılacaksa, Kur’an kavramlarını kullanmadan, bugünün kavramları ile söyleyecek olursak sosyalizme eğilimlidir…” “İslam’ın politik duruşu sol bir duruştur.” Bu sözlerden benim komunistlik yaptığım nasıl çıkıyor? Şunu da söyleyeyim: Kelime anlamıyla komunist (communist) sözcüğünden
rahatsız olmam. Çünkü İslam’daki cum’a, cem, cemaat, cumhur sözcüğü ile
aynı köktendir: topluluk, toplu, ortaklaşa olan demektir. Daha önce Gerçek Hayat Dergisi’nde “Biz de ikisi de var” başlıklı makalede ve “Mülk Yazıları” kitabıma aldığım “Kur’an’dan kapitalizm mi çıkar sosyalizm mi?” başlıklı makalede bu konuları etraflıca anlatmıştım. Bu kavramları kullanarak meseleyi anlatmaktan kastım “çağın idraki” içinde konuşabilmektir. Aksi halde “İslam o değildir bu değildir” dediğiniz zaman çağın idraki içine giremiyor ve o dili kullananlarla iletişim kuramıyorsunuz. Buradan bakılınca asıl söylemek istediğim şu: İslam’ın
politik duruşu sol ise metafizik duruşu sağ olur. Öte yandan “Zulme karşı direnmeliyiz, kula kulluğa son vermeliyiz, açları, yoksulları doyurmalıyız, malımızı onlarla bölüşmeliyiz, zengin ile yoksul eşit hale gelinceye kadar yardımlaşmalıyız, faize son vermeliyiz, insana emeğinden başkası yoktur, zulmedenler yakında nasıl bir inkılab ile devrileceklerini göreceklerdir, ezilenler yeryüzünün varisi olacaktır..” dediğinizde bunlar da çağın idrakinde gayet ‘sol’ vurgulardır. Demek ki ‘çağın idraki içinden’ konuşursak, İslam’ın metafizik duruşu tabiattaki ‘yaratıcının koyduğu düzeni koruma’ gibi sağ temalar içerirken, politik duruşu insanlıktaki ‘bozuk düzeni değiştirme’ gibi de sol temalar içeriyor. Bu nedenle Gerçek Hayat Dergisi’ndeki o yazıda (8 ay önce) anlattığım
gibi, 30 yıl önce Mamak Cezaevi’nin kapısında başçavuşun “Sağcı
mısınız, Solcu musunuz ulan!” sorusuna Balçiçek Pamir’in
proğramındaki gibi “Müslümanım” demiştim. Aynı yaftalar, aynı kalıplar, aynı önyargılar…. Artık bunları kırmanın zamanı geldi de geçmedi
mi?
|