Tarih/Kültür26 Kasım 2009 00:00

Gerçek 1937-1938 "Dersim İsyanları" - Özkan Bostancı

Dersim’de sosyal yapı aşiret düzeni üzerinde yükselmektedir.Cumhuriyetin ilanından sonra da toprak sistemi değişmemiş, ağanın, beyin elindeki toprak, tapulu malı olmuş, aşiret hayatı yıkılamamıştır.Ankara Hükümeti bu aşiret düzeninin bir an evvel yıkılması gerektiğinin farkındadır.Dersim’in ıslahı ile ilgili ilk rapor, 2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye Müfettişi Hamdi bey tarafından yazılır.coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardssymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Gerçek 1937-1938 "Dersim İsyanları"

Özkan Bostancı - Özkan Bostancı Blog

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiıe'ıe Üıe Olun
www.acikistihbarat.com

26.11.2009


Dersim’de 1937'de ilk olaylar 21 Mart'ta başlamıştır.

Altı ay süren isyan 10 Eylül’de isyanın lideri Seyit Rıza’nın yakalanmasıyla bastırılmıştır.

İkinci isyan ise 2 Ocak 1938’de başlar, Eylül ayında bastırılır.

İsyanın nasıl başladığına ve geliştiğine değinmeden önce bölgenin sosyal yapısı hakkında bilgi vermemiz gerekiyor.

Dersim’de sosyal yapı aşiret düzeni üzerinde yükselmektedir.

Cumhuriyetin ilanından sonra da toprak sistemi değişmemiş, ağanın, beyin elindeki toprak, tapulu malı olmuş, aşiret hayatı yıkılamamıştır.

Ankara Hükümeti bu aşiret düzeninin bir an evvel yıkılması gerektiğinin farkındadır.

Dersim’in ıslahı ile ilgili ilk rapor, 2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye Müfettişi Hamdi bey tarafından yazılır.

1933 yılına kadar bölgede inceleme yapan üst düzey bürokratların yazdığı 7 adet rapor vardır.

Bu raporların ışığında Devlet tarafından bir takım tedbirler alınır.

Bu tedbirlerin ilki 14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen İskan Kanunu’dur.

Bu kanun aşiretlerin hükmî şahsiyetlerini ortadan kaldırır.

Aşiret reisliği, şeyhlik ve ağalık kalkar, topraklarına ve tasarrufları altındaki mallarına el konulur.

Aşiret efradının göç ettirilmesine veya devletin istediği bölgelerde yerleşme politikasına karar verilir.

Bir kısım bölgeler yerleşime kapatılır.

Atatürk bu konuyla bizzat ilgilenmiştir.

1935 yılı Kasım ayında TBMM’yi açış konuşmasında;

“İç idare teşkilatımızı, yurdun Doğu bölgelerinden başlayarak genişletmek ihtiyacını duymaktayız.

Bu arada Dersim bölgesinde esaslı bir ıslahat programının tatbiki de düşünülmüştür.”
demiştir.


Bu konuşmadan yaklaşık iki ay sonra 25 Aralık 1935’te Meclis, “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun”u kabul eder.

Kanuna göre Tunceli isimli bir vilayet kurulur.

Bu vilayete Kolordu Komutanı rütbesinde bir kişinin vali ve kumandan olacağı hükmü getirilir.

Vali lüzum gördüğü takdirde kaza ve nahiyelerin hudut ve merkezlerini değiştirebilir.

Ayrıca kanuna göre Tunceli merkezinde bir ağır ceza ve asliye mahkemesi, kazalarında ise birer asliye mahkemesi kurulması kararı alınır.

1936 yazında Başbakan İsmet İnönü bölgeye gider.

Aralık 1936 yılında İçişleri Bakanlığı’nda Bakan Şükrü Kaya yönetiminde Umumi Müfettişler Konferansı yapılır.

Tunceli’nin kalkındırılması ve asayişin sağlanması için yapılacaklar konuşulur.

Tunceli’de devlet otoritesinin kendisini hissettirmesi ağa, bey ve seyitlerin nüfuzlarını kırmıştır.

Aşiret reisleri üzerinde Suriye’den gelen Ermeniler ve Koçgirili Alişir’in propagandalarının da etkisi olur.

Hoybun Cemiyeti tarafından 1933 ve 1934 yıllarında Türkiye’ye gönderilen Ermeni Boğos ve M. N. Dersimi de uzun zamandır bölgede çalışmaktadır.

Dördüncü Umum Müfettişi Alpdoğan durumu hissederek yayımladığı bildiride bütün aşiretlerin silahlarını teslim etmesini ister.

Ancak bir çok aşiret buna yanaşmaz ve askerî karakollara saldırır.

Aşiret reislerinin lideri Seyit Rıza da Alpdoğan’dan Tunceli Kanununun kaldırılmasını, Dersim için özel ve milli haklarını sağlayan bir idarenin kurulmasını ister.

İpler artık kopmuştur.

İlk olay 21 Mart 1937 gecesi PAH BUCAĞI ile KAHMUT’u birbirine bağlayan KÖPRÜNÜN YIKILMASI olur.

Daha sonra Pah karakoluna saldırı düzenlenir.

Askeri karakolda tüm ASKER'ler öldürülür...

Yaralı olan ASKER'ler ile birlikte ŞEHİT olan ASKER naaşları karakola doldurularak, karakol yıkılır...

İçerideki ASKER NAAŞ'ları ve yaralı ASKER'ler ile birlikte tüm KARAKOL gaz dökülerek ATEŞE VERİLİR
 (yakılır).


Seyit Rıza’nın emri ile Dersim'in Batı'sında Hozat’ın Sin köyüne baskın yapılır.

Aşiretlerin saldırıları sürerken, 28 Nisan’da İçişleri Bakanlığı durumu şöyle açıklar:

Dersim aşiret reisleri, hükümet kuvvetlerini kendi aralarından uzaklaştırmak maksadıyla zaman zaman karakollarımıza tecavüzler yapmışlar ve kuvvetlerimiz tarafından tart edilmişlerdir.

Bu aşiretlerin bu hareketleri devam ettirmeleri ve genişletmek istemeleri ihtimali vardır.

Tunceli’ne muhit ve özellikle Kürtlere meskun olan illerde her türlü olayları karşılayabilecek şekilde tedbirli olunmalıdır.


3 Mayıs’ta hava kuvvetlerine bağlı bir uçak filosuyla askerî harekât başlar.

25-30 bin civarındaki isyancılar hava saldırılarının caydırıcılığı karşısında gittikçe güç kaybederler.

Seyit Rıza’nın saklandığı Kızıldağ kuşatılmış ve evi Sabiha Gökçen’in kullandığı uçakla bombalanmıştır.

Tunceli Harekatına girişen 25 bin kişilik Türk Kuvvetleri Haziran ayında isyancıları bulundukları yerlerde sıkıştırırlar.

Temmuz ve Ağustos ayları kaçan isyancıları yakalamakla geçer.

İsyanın lideri Seyit Rıza, 10 Eylül’de Erzincan'da jandarma tarafından yapılan bir operasyonla sağ yakalanır.

Gazeteler, olayı, “Türkiye’de son derebeyinin de imha edilmiş olduğu” şeklinde yazarlar.

Seyit Rıza ile birlikte 11 kişi idam edilir.

Ancak uslanmayan aşiretler, 2 Ocak 1938’de yeni bir ayaklanma hareketine daha girişirler.

Tunceli bölgesinde asker kaçaklarını toplamakla görevli SABİT JANDARMA MÜFREZESİ'nden 7 (yedi) JANDARMA ER'i, Kör Abbas, Keçel ve Baluşağı aşiretlerine mensup kişilerce pusuya düşürülerek ŞEHİT EDİLİR.

Ardından MERCAN KARAKOLU'nu basarak 2 (iki) ASKER'i daha ŞEHİT EDERLER.


Genelkurmay Başkanlığı kapsamlı bir harekât planı hazırlar ve 3. Ordu Müfettişi Org. Kazım Orbay’ın komutasında üç kolordunun katıldığı saldırı başlar.

16 Eylül 1938’de arama, tarama ve silahtan arındırma işlemi ile operasyon sona erer.

Bu tarihten itibaren Tunceli’nin yönetimi Vali ve Komutanlığa bırakılır.

1 Kasım 1938’de TBMM’nin yeni çalışma yılının ilk toplantı gününde, Atatürk hasta olduğu için Başbakan Celal Bayar’a okuttuğu konuşmasında şöyle demiştir:

“Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman aşırı bir duruma giren Tunceli’deki toplu haydutluk olayları belli bir program içindeki çalışmaların sonucu olarak kısa bir zamanda ortadan kaldırılmış, o bölgede böyle olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.” (1938) Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Kürtlük, aşiret düzeniyle kendini var etmektedir.

Kürt isyanların tamamı bu düzenin kaymağını yiyen ağa, bey ve şeyhlerin önderliğinde çıkmıştır
.

Şeyh Said ile Dersim’i, Ağrı isyanı ile Koçgiri’yi birleştiren bu ortak özelliktir.

Bu isyanların ulusal isyanlar olduğu söylemek saçmadır.

Çünkü MİLLİ hareketler hem gerici derebeylik sistemiyle mücadele eder, hem de emperyalizme karşı kendini ifade eder.

Bu bakımdan KURTULUŞ SAVAŞI ve TÜRK İNKİLABI tam anlamıyla MİLLİ bir harekettir.

Kendisini TÜRK DEVLETİ ve İNKILAB'ı ile savaşarak var eder.

Kürt hareketi ise gerici ve işbirlikçidir.

Kürt isyanlarına İngilizlerin, Fransızların ve Ermenilerin desteği ve hatta bizzat onlar tarafından organize edilmesi, Kürt hareketinin işbirlikçiliğini gösterir.


Bugün ister sağ, ister sol görünümlü olsun Kürtçü hareketler bu isyanlara sahip çıkıyorlar ve bunları Kürt ulusal harketinin doğuşu olarak görüyorlar.

Şeyh Said anması yapan bir “sol” harekete rastlamak artık şaşırtıcı değil.

Çünkü bu hareketlerin ortak noktası Kürt olmalarıdır.

Ne siyaset, ne de başka bir şey önemli değildir.

İşte bu yüzden aynı zamanda "IRKÇI"dırlar

Bu isyanlar Türk İnkılabı'nın emperyalizm ve onun desteklediği geri toplumsal yapıyla mücadelesinin önüne konmuş bir engeldir.

Atatürk ve İnkilabcı kadrolar bu meseleyi en sert şekilde çözdüler ve 1938’ten sonra bu isyanlar bitti.

Ancak 1970’lerin sonunda kurulan PKK, bugün ABD ve AB’den aldığı destek ve Türk Devletinin zayıf düşmesi sonucu yeni bir isyan dalgası yaratmak üzeredir.

Tehlike büyüktür.

Bölgede 2000’lere kadar Kürt bölücülüğüne karşı en kararlı tavrı alan Türk devletinin, bugün vereceği en ufak tavizin bedeli Misak-ı Milli sınırlarının değiştirilmesi olacaktır.

Cumhuriyet tarihi bu meselenin nasıl çözüldüğünü bize göstermektedir.


Atatürk’ün isyanlara karşı sert tavrı ve Kürtçülüğün yeşerdiği toplumsal zemini yok ederek Türklüğü yüceltme politikası bize yol göstermelidir.


 

Açık İstihbarat @ 2009