|
Tarih 10 Ekim 1923.
Bir İngiliz İstihbarat raporunda,
Lozan’dan bu yana, Türkiye ile olan ilişkilerin gittikçe kötüye
gittiğinin altını çizdikten sonra, şöyle deniyordu:
“Brest
Litovaks ve Batum (Antlaşmaları), bizi hem elden, hem ayaktan bağladı.
Savaştan zayıf çıkan Türkiye’nin, kendi etki bölgemizde kalacağını
sanarak, ona özverilerde bulunmayı ilkin iyi karşıladık; ama
uluslararası durum, Türkiye’nin yararına gelişmiştir ve Türkiye’nin bize
karşı olan tutumu değişmiştir.
Lozan’daki başarısından
sarhoş olan Türkiye, Müslüman Doğu’yu, Batıya ve Rusya’ya karşı
birleştirmek düşüne geri dönmüştür. Bu Türk siyasasının özünü
oluşturur. Türk’ler, Mavera-ı Kafkas ve Türkistan dahil, Sovyetlerin
Doğu ülkeleri üzerinde kendi hegemonyalarını kurmak emelindedirler.
Türkiye bu amaçla, Afganistan, İran, Kürt Beyleri ve Arap Şeyhlerini
kullanmaya çalışıyor.” (x)
İngiltere’nin Lozan’ı Türkiye
açısından (sarhoş edecek derecede) başarılı bulduğu herhalde dikkatinizi
çekmiştir.
Hani Lozan için hezimet falan diyorlar ya,
hatırlatalım istedik.
Yine kimilerine göre Milli Mücadeleyi
gerçekleştirenlerin, İngiltere’ye, sen aradan çekil, biz öyle bir
Cumhuriyet kuracağız ki, bir yandan İslâm diğer yandan Türk dünyası ile
ilişkileri koparacağız, bununla da kalmayacak, ‘sanki siz’ olacağız,
sözü veresi..
Ama bakınız Lozan’ın hemen ardından Türkiye
neler yapıyor ve İngiltere Ankara’nın geliştirdiği yeni siyasetten ne
kadar rahatsız oluyor...
Neler yapmak istediklerini
geliniz İngiliz Gizli Servisi’nin notlarından okumaya devam
edelim:
“Türkistan’da büyük silahlı güçler üslendirmek
zorundayız. Türk’ler, Mavera’yı Kafkas’da geniş propaganda kampanyasına
girişmişlerdir.”
Öyleyse?
Cevap açık, öyleyse
Ankara’nın yeni siyasetinin önüne geçmek için ne gerekiyorsa
yapılmalıdır, lafın tamamı deliye söylenir, kâğıda geçirilmez, hele bunu
bir istihbaratçı asla yapmaz...
Yine 1 Kasım 1923 tarihli İngiliz
İstihbarat raporunda, İnönü’nün bir gazeteci ile yaptığı mülakatta
söylediği,
“İngiltere’nin güvenini kazanmak için, geniş Asya
ve İslâm siyasetinden vazgeçerek, İngiltere’nin sadık hizmetçileri
olmamız gerekecektir ki, bu da olanaksızdır” (x)
sözleri
ajanları panikletir ve bu sözler anında Londra’ya rapor
edilir.
Velhasıl, Mustafa Kemal, Mondros Antlaşması gereği
komutanı olduğu Yıldırım Orduları Grubu ile 7. Ordu dağıtıldığı için 13
Ekim 1918 günü Haydarpaşa Rıhtımına ayak bastığında İstanbul’a 55 gemi
ile girmiş ve Anadolu’nun her yöresine ayak basmaya başlamış
İngiliz, Fransız, İtalyan işgal kuvvetleri Lozan’la bu toprakları terk
etmiş amma, İstihbarat birimleri ve işinin ehli Haçlı ajanları Türkiye
ve çevresini asla terk etmemişlerdir.
Genç Türkiye
Cumhuriyeti’ni, sen misin Osmanlı’nın çekildiği İslâm dünyası ve Asya
içlerindeki Türk soydaşlarınla ilgilenmeye çalışan ve hedefine varmak
için Kürt Beyleri ile bölgedeki diğer unsurlardan yardım isteyen, destek
arayan, demişler..
Demişler ve gereğini
yapmışlardır..
Bugün o acılardan nefret üretmek İngiliz’in,
Fransız’ın yani müstevlinin oyununa yeniden düşmektir. Geliniz
artık kol kola, omuz omuza kendi oyunumuzu oynayalım...
(x) (
Prof. Dr. Salâhi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz
İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu
Yayınları, s, 344-345) |