|
Poyraz
Bey, öncelikle sizi ve bu konulardaki tecrübelerinizi tanıyabilir
miyiz? Poyraz Vurgun: Göçmen bir
işçi ailesinin ikinci çocuğu olarak on iki yaşımda Hollanda’ya geldim.
Okumaya ve özellikle yazmaya olan merakım nedeniyle gazeteciliğe
yöneldim. Çeşitli gazetelerde yazan, araştırmalar yapan biri olarak her
şeye son derece bilimsel açıdan yaklaşan biri oldum hep. İki bin yılının
başlarında düşünce ve bilinçaltı gücümü kullanmayı bir şekilde
keşfederek enini boyunu bizzat belirlediğim; yazılı hale getirdiğim
amaçlarımı peş peşe gerçekleştirdiğim rüya gibi bir deneyim yaşadım.
Kendi senaryomu yazmış, içinde oynuyordum. Evlilikten maddi durumuma
kadar her şey istediğim gibi gelişmişti.. Bu harika bir deneyimdi. Bu
deneyimin ardından yaratımın ve realitenin ne olduğu ve nasıl
yaratıldığı konusuna yoğunlaştım.
NLP, Hipnoterapi, Reiki
gibi yaygın olarak bilinen yöntemleri öğrendim. Amsterdam’da zihin
üzerine bir grup insanla araştırma ve uygulamaların yapıldığı bir
çalışmaya katıldım. Çok daha sonra bir ölüm deneyimi yaşadım... Bu
deneyimle birlikte ruhsal bilgiler alanında derinleşme başladı.
Araştırdıkça sürekli genişleyen bir sonsuzluğa açılıyordum. Bütün bu
süreci ve deneyimlerimi yazarak başkalarıyla da paylaştım. Her deneyimin
önemli ve özgün olduğu, benim deneyimlerimle başkalarının bu sureci daha
çabuk, belki de daha rahat geçebileceği düşüncesiyle seminerler
düzenledim, eğitimler verdim. Ancak benim eğitimlerim daima kendi
yarattığım yöntemler oldu. Yurtdışını ve Türkiye’yi birlikte
deneyimlemek bu alanda olup bitenleri daha net görmemi sağlıyordu.
Araştırma sürdü, ortamı daha yakından tanıdıkça aslında hiçbir şeyin
göründüğü gibi olmadığına tanık oluyordum. Gerek eğitimler ile gerek de basın yayın
organları olsun giderek artan bir “pazar” görmekteyiz. Öncelikle bu
sistem, ne tür insanları çemberine
alıyor?
Poyraz
Vurgun: Tanık olduğum şey işte buydu. Kişisel-ruhsal
gelişim yöntemlerinden bir pazar oluşturulmuş, bu alanda olanlar birer
şirket usulü acımasız bir rekabet içindeydiler. Bireylerden tutun da
eğitim merkezlerine kadar hemen herkes kendi Reikisi’nin (uyguladığı
yöntem her neyse) en iyi olduğunu savunuyor, acımasızca birbirlerini
karalıyor, müşteri çekmek adına her yola başvuruyorlardı.
Eğitimlerime gelen insanlardan Türkiye'de eğitimci olarak isim
yapmış bazı şahsiyetlerin beni saf dışı bırakmak adına akla gelmedik
yollara başvurduklarına tanık oldum. Ancak bu beni asla etkilemedi. Bunu
yapanların insanları kendilerine bağımlı hale getirerek onlardan
beslenen parazitler olduklarını anlamak zor değildi... Aslında bunların
ruhsal gelişimle de uzaktan yakından alakaları yoktu; amaçları tamamen
müşteri elde etmekti. İşin ilginç yanı ise başkalarını kendi
yaptıklarıyla suçluyorlardı... Yurdumda bu işlerin böylesine işportaya
düşmüş olmasına üzülerek tanık oldum. `Bu sistem ne tur insanları
çemberine alıyor` diye soruyorsunuz.
Özgüvenden yoksun, yaşamda başarısız, içe
donuk ve silik bireylerden besleniyor bu pazar. İlanlarına
baktığınızda `öze ulaşmak`, `ilişkilerde ve maddi konularda başarı` gibi
insanın en hassas düğmelerine dokunarak müşteri çekme taktikleri
uygulanırken, kendilerine ödenilen paraya rağmen bol vaat ve
düşüncelerini değiştirmeleri konusunda bir kaç telkin almış olarak
evlerine dönüyor bireyler, zamanla kendilerinin yetersiz
oldukları yönünde bir inanca kapılarak olduklarından daha da zayıf
ruhsal durumlara savruluyorlar... Bu pazar bol miktarda
ellerindeki bilgi ile kendi yaşamında bir yenilik yaratamayan, bir yığın
sertifika elde etmiş ama yaşamda başarısız bireyler
yaratmıştır. İnsanlar bilerek ya da bilmeyerek, niçin bu
çembere dâhil olma ihtiyacı
duyuyorlar?
Poyraz
Vurgun: Bu soruya cevap verebilmek için daha geniş bir
pencereden bakmak gerekir. İnsanlar yalnızlaştırıldılar. Globalleşme
denilen yeni dünya düzeninin gerektirdiği yeni ekonomik politikalar
ulusları, ülkeleri, etnik kültürleri bölüp parçalayarak onlardan küçük
adacıklar yaratırken, bireyleri de kendi içine hapsetti.
Toplumlar kendi içlerinde yalnızlaştırılmış birey
yığınları haline getirildi.. İlişkilerde-maddi
konularda-sağlıkta kısaca yaşamın her alanında yetersiz, kendine
güvenmeyen bireyler oluştu.
Kişisel-ruhsal gelişim teknolojilerinin dünyaya
pazarlanmaya başlandığı tarihlere bakarsanız bu daha iyi anlaşılır. Bu,
Sovyetler birliğinin yıkılışı ve ABD’nin bir imparatorluğa dönüştüğü
dönemlerdir.
Dünya,
inançlarından, ideallerinden vazgeçmiş, her şeyin boş olduğuna inanan
insan yığınlarına dönüştüğünde bu boşluğu doldurmak üzere NEW AGE, yani
yeni enerji; daha açık bir dille söylemek gerekirse kişisel-ruhsal
öğretiler pazarlanmaya başlandı… Bu pazarlama uğraşının
kaynağında Amerika'yı görüyoruz.
İnsanlar bilerek ya da
bilmeyerek niçin bu çembere dahil olma ihtiyacı duyuyor sorusunun cevabı
da kendiliğinden açığa çıkıyor: kendi içlerinde yalnızlaştırılmış,
ideallerini yitirmiş, basın-yayın araçları ile sözde `bilgi`
bombardımana tutulan ve her anlamda kaos içinde olan, yaşamla başa çıkma
uğraşı her geçen gün zorlaşan bireyler bir çıkış arayışı içinde bu
çemberlere dahil olma isteği duyuyorlar. Bu sistemleşmeyi iç içe geçmiş halkalar olarak
tasvir edersek bize bir hiyerarşi çizebilir misiniz?
Poyraz Vurgun: Sistem çok basit işliyor. Türkiye`de (ve dünyada)
yayınlanan kitapların, yapılan workshopların, eğitimlerin ve
seminerlerin neredeyse hepsinin kaynağı Amerika`dır. Ülkemizde bu alanda
yayın yapan bir kaç yayınevine bakıp da aldanmayın.. Onlar sadece birer
temsilci, çevirmeninden yayıncısına kadar primle çalışan birer
isçidir.
| Olay şöyle işliyor: Bir
Amerikan şirketi dünyanın her yerinde kendini temsil edecek ortaklar
buluyor. Ardından buralara paralar aktarılarak bir kitabin, eğitimin
ya da yöntemin reklamı yapılıyor. Bütün bunlar ABD'nin dış
politikasının bir parçasıdır... |
Ondan sonra gelenlerin tamamı (yayınevleri,
eğitmenler, çevirmenler, yayıncılar) belirli oranlarda paralar alan
elemanlardan ibaret... Suna açıkça tanık oldum ki, her kitap, her eğitim
ya da bu alanda yapılan ne varsa bundan en fazla çıkarı olan yine
Amerika`lı şirketler oluyorlar.. Bizimkiler hizmetleri karşılığında
kırıntı topluyorlar. Bu dünyanın her yerinde biraz böyle
işliyor. Hedef kitleye hangi düşünceler empoze edilmeye
çalışılıyor?
| Dünya insanlığına durmaksızın
yapılan telkin "her
şeyin uygun olduğu", "dünyada olup bitenlere karşı tepkisiz
kalınması", `teslim olunması`, yani globalleşme
ve yeni dünya düzeni adı altında kendisine dayatılan köleliği
koşulsuzca kabul etmesi yönündedir. |
Poyraz Vurgun: "Ruhsal bilgiler" adı altında verilen bu
telkinler sonucu bugün saplantılı, öz değerlerini yitirmiş, dışarıdan
gelen her şeyi kutsal sayan, uşaklaştırılmış, kendi kültürünü ve
değerlerini araştırmaktan uzak, kendine yabancı, spritüel olmayı
Amerikan hayranlığı sanan saplantılı bireyler
yaratılmıştır. İnsanlarımız sizce niçin dış kaynaklı
bilgilerin yönlendirilmesi altındalar. Neredeyse çok az kişi kendi
kültürümüze ait olan hem de mistik bir yan içeren Mesnevi’yi
incelemiştir. Ancak dış kaynaklar daha revaçta. Bunda etki faktörü
olarak neleri gösterebiliriz?
Poyraz Vurgun: Dış kaynakların revaçta olmasının sebebi
batılıların pazarlama işini çok iyi biliyor olmalarıdır.. Her alanda
olduğu gibi bu ortam içinde de bizim yayıncılarımız onların
temsilcileri; yani bayii konumundalar. Ruhsal konularla ilgilenen, bu
öğretiler içinde olanlara şunu sormak gerekir: Kryon`u anlamaya
harcadığınız emeğin yarısını Mesnevi ye verdiniz mi?
Takip etmeyi elden bırakmadığınız yabancı kanallıklar
yanında Yunus Emre`nin kaç şiirini biliyorsunuz? Kuran`ı,
İncil’i tanıdığınız kadar tanıyor musunuz?
Onu da
geçtim; tanıdığınız ruhsallık konularını işleyen Amerikalı yazar sayısı
kadar Türkiye`den bildikleriniz var mı? Çevirmenlere de şunu sormak
gerekir: Tobias ya da başka kanallıklardan yaptığınız çeviri hizmetinin
üçte birini Mevlana'dan bir şeyler çevirip Amerika ve Avrupa
toplumlarının tanıması amacıyla internete gönderdiniz mi?
Yapmadınız çünkü bunun için Türkiye'de size para veren
olmadı, oysa Amerikalılar size çeviri başına para
ödüyor.
İşte dış kaynaklar dünyanın her yerinde
besledikleri işbirlikçileri aracılığı sayesinde sürekli revaçta
kalmaktalar. Ancak bilinmesi gereken işin çok daha acı bir yani var ki o
da bu işbirlikçilerin temsil ettikleri çevrelerin çıkarlarını korumak ve
pazarı onlar adına kontrol altında tutmak adına yerli ne kadar değer
varsa karalamakta, tu kaka durumuna düşürmek amacıyla hayasızca
saldırmaktadırlar. Bunların hepsi geçmişte ve dönem dönem uğraşmak
zorunda kaldığım çevreler oldular. Empoze edilen bilgilerin kaynakları nelere
dayanıyor?
Kişisel-ruhsal gelişim
öğretileri ya da YENİ DÜNYA, YENİ ENERJİ gibi deyimler altında
empoze edilen bilgilerin yanında yurtdışından yapılan
kanallık öğretilerinin de dayandığı temel kaynak KABALA`dır.
Kabala, kabalistlerin kendi deyimleriyle `Ben
kimim, nereden geldim sorularına cevap arayarak bireyin kendisini
bulmasını sağlayan, ayrıca yüksek boyutlarla iletişime geçerek
pozitif ya da negatif varlıkları kendi isteği doğrultusunda
kullanmayı sağlayan (öğreten) Yahudi inancının tasavvufu
olarak da ifade edebileceğimiz bir öğretidir. Bu öğreti
masonluğun da temel öğretisidir.
Hem bu sistemin bir parçası
olmak hem de bir yandan bu tarz faaliyetlerin misyonerlik ile
bağlantısı olduğunu ifade etmek, sistemin içindeki diğer kişilerin
size karşı tepkisini nasıl şekillendiriyor? Çünkü bu pek kabul
edilen bir şey gibi durmuyor.
Poyraz Vurgun: Ben bu sistemin bir parçası değilim. Ben hiç
bir sistemin parçası olmam... Araştıran, sorgulayan yanımı asla
bırakmadığım için tespit edip tanık olduğum doğrular bazılarının
hoşuna gitmese de bunları söylemeye devam edeceğim. Örneğin
Reiki’nin, Deeksa’nın ve her türlü yöntemin bittiğini söylediğimde
bazıları çok kızdı, hopladı. Bazılarına açıkça misyoner olduklarını
gösterdim.
Bazılarına Amerikan kanallıklarının
temsilciliğini yapmanın spiritüellik olmadığını anlatana dek göbeğim
patladı. Bazılarına ise `birlik`, `koşulsuz sevgi`
nakaratları altına gizlenerek hem bunları savunup hem de onu bunu
karalamanın hiç de doğru olmadığını göstermek
gerekti...
Kimi
Kişisel-Ruhsal eğitim merkezlerinin tuzu kuruların (ekonomik durumu
iyi olanların) konken partilerine dönüştüğünü, bunların evde kalmış
kızların erkek arkadaş bulmaya yarayan sosyal ortamlar olduğunu,
sözde eğitimcilerin çoğunun cinsel ihtiyaçlarını gidermek üzere
ruhsal bilgileri ve ortamı kullandığına dair tespitimi açıkça
paylaştım.
Ortamın bir seks pazarı haline
geldiğine dair tespitim bir tespitten öte, bu ortamlar içinde
bulunanların yakından tanıdığı bir gerçekliktir. Bununla
birlikte samimi, yaptığını dürüstçe yapan eğitmenlerin de olduğunu
belirtmek isterim. Bana kızıp tepki gösterenler zaten yarası olanlar
oluyor genelde. Önce kızıyor, hopluyor, karalamaya çalışıyorlar
fakat sonra yorulup oturuyorlar. Çünkü gerçekten kaçılamaz. Her şey
o kadar ortada ki, kimseyi kandıramazlar. Kral çıplak! Bunu
ifade etmekten asla geri kalmadım, kalmayacağım da.
Ruhsal Gelişim adı altında yapılan
misyonerliğin nihai hedefi; Illumunati'nin en büyük rüyası olan
"yeni dünya
düzenini" kurmaktır... Dünya
insanlığının köleleştirildiği, yönetimin tek elde toplanmış olduğu
tek hükümet, tek yönetim, tam hegemonya!
Bunun için dünya insanlığına uzun
suredir psikolojik, parapsikolojik yöntemlerle telkinler veriliyor.
Silahlarla yapılan savaşın ötesinde çok daha derin, çok daha etkili,
çok daha yıkıcı bir psikolojik savaş
var.
Misyonerlikle beslenen olası
faaliyetler karşımıza hangi güzel isimler ile
çıkabilir?
Onları tespit etmek çok kolay.
Yaptıklarına bakın. `onları meyvelerinden tanıyacaksınız`
demiş bir üstad... Onların meyveleri dışarıdan gelen ne varsa
dağıtmak, bağlı oldukları yabancı kaynakların çıkarlarını
olabildiğince koruyup savunmaktır.
Tanrı, Sevgi,
Birlik, Kardeşlik, Koşulsuz Sevgi... Melekler...
Bunlar en yaygın olarak kullanılan değerler..
Ülkemizde doğu mistik bilgilerini
yayan dernek ve gruplar hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Doğu`da ne varsa pazarlanıyor. Batı
ülkelerine nazaran doğunun büyük bir sorunu var.. Batı maddi
zenginliği yaratma başarısını göstermiş olduğu için yöntemleri daha
inandırıcı olurken doğu (özellikle Hindistan) bir yığın meditasyon,
ruhsal büyüme tekniklerine sahip olmasına rağmen kendisine faydası
olmayan bir zavallı durumunda..
Yoksulluk kol geziyor, onca
yöntemleri ve yüzlerce tanrıları işe yaramıyor. Açlıktan ağzı kokan
gurular ülkesi... Türkiye`de doğu`dan gelmiş olan pek çok inanç
çeşidi var.. Bu çevrelerle tanıştım, birçoğunu kendi yerlerinde
gözlemledim.
Gördüğüm şey şu oldu;
giyimiyle-kuşamıyla-tavırlarıyla Hint`leşmiş Türkler vardı
orada. Hatta kendilerine birer Hint ismi bile almışlardı..
Aynı şeyi yurtdışında da gördüm. İnsanları Hintleştiriyorlar.
Bunun ruhsallıkla ne alakası var?
Bu
İslam’da da görülen bir şey ve ülkemizin büyük sorunu. İslam kimi
çevrelerce Araplaşmak olarak algılanıp, onlar gibi giyinip
örtünülüyor. Bu durumda din, inanç olmaktan çıkıp bir
kültür sorunu haline dönüşüyor...
Doğu`dan gelen
dinsel öğretiler içinde olanlara şu soruyu sormak gerekir: siz
bir öğreti sahibi misiniz Hintli mi? Bir uzak doğu yöntemini
kullanabilmek için Hitli gibi giyinip onlar gibi mi olmak
gerekir?
Bütün bunlar gerek doğu gerekse de batı için
olsun insanın kendine yabancılaşmanın bir sonucu. Her türlü
bilgiden, dünyanın bütün değerlerinden faydalanılmalı, ancak bu
kendini kaybetmeden, öz değerlerinden uzaklaşmadan da pekala
yapılabilir.
Peki, biz bunları neye göre saf niyet
ile yapılıp yapılmadığını ayırt edeceğiz?
Ayırt edemezsiniz. Bunun nasıl
yapılacağını size ben de söyleyemem. Bir şeye inanmadan önce
araştıracak, akıl ve yürekte irdeleyeceksiniz. Ondan sonrası artık
sizin deneyiminiz olacaktır.
Ruhsal Gelişim adı altıyla yapılan
olası bir misyonerlikte nihai hedef nedir?
Emperyalist politikaları hayata
geçirmek. Bunun için dünya insanlığına uzun suredir psikolojik,
parapsikolojik ve spritüel odaklar ve yöntemlerle telkinler
veriliyor.
Silahlarla yapılan savaşın ötesinde çok daha
derin, çok daha etkili, çok daha yıkıcı bir psikolojik savaş var.
Birçok çevre, bilim insanları bunların farkına varıyor artık.
Yurdumuzda da bu böyle.
|
Çok basit gibi görünen kişisel-ruhsal öğretilerin her
birinin insanlara program yükleme araçları oldukları
unutulmamalı ve elinize gecen bir şeyi okurken, izlerken,
birilerini dinlerken daima tetikte
olmalısınız. |
Bu tarz beyin yıkama faaliyetleri
gözlemlerinize göre sadece Türkiye'de mi gerçekleşmektedir? Diğer ülkelerde
de çeşitli yöntemler ile beyinleri uyuşturma amaçlı bu tarz
faaliyetler bulunmakta mıdır?
Bu insanlık üzerinde uygulanan
psikolojik bir savaştır. Bu yöntemler ilk defa soğuk
savaş döneminde geliştirildi. CIA ajanlarının üzerinde
denendi. Bu ajanların bir çoğunun intihar ettiği vakalar var.
Rusya’da da benzer olaylar yaşandı. Sorgulama, uzaktan
beyine girme, uzaktan yönlendirme vb gibi yöntemler yaratıldı.
Bugün günümüzde tüm insanlığı yönlendirebilecek yöntemler
mevcut. Bu yöntemlerin en basitleri seçimlerde uygulanıyor.
Günümüzde dünya hükümetleri, başbakanları ve tüm yönetici
kadroları ABD politikaları çerçevesinde hareket etmek üzere
parapsikolojik telkin altına
alınabilmektedir. |
Asıl planlanan
ne?
| Illumunati'nin (Emperyalizmin) en büyük amacı ve rüyası
olan""yeni dünya düzenini" kurmak... Dünya insanlığının köleleştirildiği,
yönetimin tek elde toplanmış olduğu tek hükümet, tek yönetim,
tam hegemonya! |
Olası tüm faaliyetler nasıl finanse
ediliyor? Örneğin kendi fikrimce The Secret’ın çok fazla satmasının
altında zaten planlı ve çok güçlü bir finans kaynağının
olabileceğini düşünüyorum.
| Günümüzde iş yapan her şey hükümetlerce finansal
destek gören, sisteme hizmet eden şeylerdir. Bankaları
ellerinde bulunduranlar yeni dünya düzenini destekleyen her
birey, her kurum ve olguyu desteklemek üzere kaynak
akıtıyor. |
The Secret hiç de yeni bir
şey değildi. Bunu bir çocuk dahi görebilir. Kitapta da film
de de hiç bir yenilik yok. Bu zamana kadar Düşüncenin Gücü
adı altında yayınlanmış ne varsa hepsinin basit bir özetinden
ibaret. Nasıl bu kadar yaygınlaştı dersiniz? Çünkü onu sistem
pazarlıyor.
Bu sistemin içinden biri olarak
kendinizi hangi tarafta konumlandırıyorsunuz? Hem bir yandan bu
sistemin insanları sömüren bir yandan da misyonerliğe hizmet
ettiğini düşünen biri olarak ve bir yandan da bu sistem üzerinden
ekonomisini sağlayan biri olarak, kendinizi ve kendiniz harici
diğerlerini, sistemin aydınlık ve karanlık yüzü açısından nerede
konumlandırıyorsunuz?
Ben sisteme ait değilim.. Çünkü bir
sistem varsa o bir zihin tarafından yaratılmıştır ve bu dünya ancak
bir zihnin işi olabilir.. Oysa ben daha fazlasıyım.. Burada
yaşıyorum. Dünyaya geldiğimde hali hazırda bu vardı; ondan
beslendim, onun tarafından eğitildim, kendince o neyin iyi neyin
kotu olduğunu öğretti bana, sistem bir matrixti ve ben onun
içindeydim.. Ancak sistem üzerinizdeki etkisini siz uyanana kadar
sürdürebilir.. Uyandığınızda bütün gücünü yitirir. Aydınlanma işte
budur: sistemin farkına varıp ondan çıkmayı başarmak.
Sistemle uzlaşırsanız sizi yalaka yapar, ona buna, kişilere,
öğretilere, kurumlara yalakalık yaparak geçirirsiniz ömrünüzü... Ona
karşı savaşmayı seçerseniz bir devrimci olursunuz; bu soylu bir
çıkıştır ama tam bir çözüm değil...
| Çünkü sistemi yakın bir zamanda
değiştiremeyeceksiniz, onun koşullarıyla yaşamak
zorundasınız.. Bu acı verici bir durum. istemediğiniz,
sevmediğiniz bir yerde ve sistem içinde yaşamak
insana acı verir. Yaşamdan zevk alamaz hale gelirsiniz. O halde ne
yapacağız? Nasıl yapmalı? Kendi aydınlanmamızı
gerçekleştirebilmenin yolu sistemi çok iyi tanımaktan geçer.
Eğer sistemi iyi tanırsanız oradan çıkacak yolu
bulabilirsiniz.
|
O yolu size kimse gösteremez; ben ya
da bir başkası size sadece bir yol olduğunu hatırlatabiliriz. Eğer
yeterli cesaret ve güce sahipseniz, oradan çıkmayı ve gerçeğe
ulaşmayı seçerseniz bir gün çıkabilirsiniz. Ben hangi
taraftayım? Ben sistemden çıkmayı seçmiş olanım, kendi gücüne
güvenen, gücünü hiç bir öğreti, yöntem, kısaca kendi dışında bir
başkasına vermeyenim; soran, sorgulayanım. Ben aydınlanmayı seçmiş
olanım! Köleliği asla ve hiç bir şekilde kabul etmem. Uşaklık ise
zayıf karakterlerin ve ruhunu yitirmişlerin işidir.
Bireyler olarak yanlışlardan
ayıklanmış saf bilgiye ulaşmak için bizlere neler tavsiye
edersiniz?
Öncelikle bütün öğretileri,
yöntemleri, kısaca size bu zamana kadar yüklenmiş olanı çöpe atmakla
başlayın işe. Felsefeleri, dinleri, halihazırda olan ne varsa. Ama
öyle gelişigüzel yapmayın bunu; onları önce anlamalısınız. Onların
içinde de doğrular ve almanız gerekenler var.. Anlamadan atarsanız
sonra tekrar başa dönmek zorunda kalırsınız... S
pritüel
bir kişilik her şeyi kanıksamış, bütün gün bir ağaç gölgesinde
meditasyon yapan dünyadan bir haber hastalıklı bir pasifist
değildir. Olmamalıdır. Eğer öyleyse o bir spritüel değil,
zavallının tekidir. Ruhsallığı asla gereğinden fazla önemsemeyin ve
onu her şeyin önüne almayın. şu anda içinde yasadığımız dünya, bu
dünyanın bütün sorunlarını, güzelliklerini, endişelerini ve
mutluluğunu dibine kadar yaşayabilmeli, burasının kölelikten çıkış
kapısı, aydınlanmanın okulu olduğunu unutmamalıyız.
Bu
dünyayı çözümleyip anlamamışsanız, ne başka boyutları, ne
aydınlanmayı, ne enerjileri; ne de tanrıyı
anlayabilirsiniz..
Ne tür süreçlerden geçmiş, ne
zorluklar yaşamış, ne kadar acı çekmiş ya da ne kepazelikler görmüş
olursak olalım bizler, her birimiz, asla kirlenmeyecek,
kirletilemeyecek olan eşsiz varlıklarız ve her şeye yepyeni bir
sayfa açarak her zaman yeniden başlayabiliriz. Bunca zamandır
okuduğunuz kitaplar, aldığınız eğitimler, enerjiler, size kendini
takip etmesini söyleyen eğitmenlerin bütün telkinlerini, doğru
bildiğiniz her şeyi ve herkesi cesaretle sorgulama, kalbi ve aklı
birleştirerek, sağ ve sol beyni birleştirerek yola devam etme
cesaretini göstermek zorundasınız. Bir gelişim, bir kuantum
sıçraması olacaksa ancak bu şekilde olabilecektir.
Sevgili
Burçin... Bu güzel sorular için sana teşekkür ediyorum. Bu
paylaşımın aydınlanma yolunda olan bütün ruh kardeşlerimize faydalı
olması en büyük dileğimdir. Sevgilerimle.
|
Poyraz Vurgun: Bugün ruhsal bilgiler içinde bir şeyler öğrenmeye
çalıştığını sanan birçok insan bir mason locasına gitmeden
masonlaştırılıyor. Hristiyanlık ve Yahudiliğe karşı içsel bir empati
oluşturuluyor. Masonluk, Emperyalist politikalara insan kaynağı sağlayan
bir örgütlenmedir ve başı illumunati olarak bilinen ve çok eskiye
dayanan, dünyanın kontrolünü elinde tutan güçlerdir.
Kısaca anlaşılması gereken: İllumunati, dünyayı
yöneten güçlerin gizli örgütü, masonluk onun sosyalleştirilmiş olan
derneksel yapılaşması, Kabala ise metafizik öğretisidir.
Kabalanın, bu zamana kadar gizli tutulup
saklanmış, ancak son zamanlarda ortaya çıkarılıp Yahudi hahamlar
tarafından kişisel-ruhsal gelişim yöntemi olarak pazarlanmasının sebebi
boşuna değildir. Bu öğretinin kırıntıları bugün bütün kişisel ve ruhsal
öğretiler içine serpiştirilmiş durumda. “Yeni enerji” nedir?
Poyraz Vurgun: Adına `ruhsal` bilgi diyerek bu zamana kadar
kitlelere satılmış ne kadar materyal varsa YENİ ENERJİ adı altında
tekrardan pazarlıyor. Bu bir telkindir. Yeni olan bir şeye yeni demeniz
gerekmez, yeniyi insan bilir ve alır. Yeni demek zorunda kalıyorlar, bu
tamamen bir pazarlama tekniğidir.
Yeni Enerji deyimi bilinçli kullanılıyor. Dikkat
ederseniz YENİ DÜNYA, ve Amerikan politikacıları tarafından sıkça
kullanılan YENİ DÜNYA DÜZENİ ile birlikte kullanılmaya başlandı.. Bu
tesadüf değil. Globalizm (yayılmacılık) politikaları uygulanmaya
başlandığında dünya insanlığının bilincine YENİ ENERJİ deyimi telkin
edilmeye başlandı. Bu bilinçleri ele geçirmek üzere uygulamaya sokulmuş,
Amerikan kanallıkları tarafından özenle insanlığa yüklenen bir
programdır.
Yeni olan hiç bir şey yok. Gelişen sadece bilinç.
İnsanlardan kendilerini bu yeni enerjiye açmaları isteniyor. Burada da
görüleceği gibi insanlardan kendi güçlerine güvenmeleri değil; dışarıda
olan bir şeye açılmaları, ona bağımlı hale gelmeleri isteniyor. Uzayın
bir yerlerinde bizi değiştirecek ve geliştirecek bir enerji yok. Enerji
insanin bizzat kendisidir ve ancak insan kendi değişimine kendisi karar
verebilir. Misyonerlik nedir?
Poyraz Vurgun: Misyon, bireyin kendisi için başarmayı
hedeflediği bir amaçtır. İnsanın bir misyonunun, yani amacının olması
son derece doğaldır. Misyonerlik ise bireye ya da insan gruplarına bir
başkası tarafından, (kurum, kilise, öğreti, din, new-age, adına ne
derseniz deyin) başkaları tarafından yerine getirilmek üzere verilmiş
bir görevdir. Bu çok farklı bir şey. Birey burada bir kukladan
ibarettir. O kendisi için programlanmış olanı yerine getirmekle yükümlü.
Bugün yeni enerji adı altında ya da kendisine yüklenmiş öğretiler
doğrultusunda misyonerlik yapan, hatta yaptığının misyonerlik dahi
olduğunun farkında olmayan bireyler, yayınevleri, çevirmenler ve insan
toplulukları mevcut. Bir misyoner çok belirgin bicimde hareket eder. O
kendine verilen komutların dışına çıkamaz, özgün hareket edemez, onun
kendi gücü yoktur. Misyonerleri yazılarından da rahatça tanırsınız.
Onlar, misyonerliğine soyundukları kaynakları sorgulamadan papağan gibi
tekrarlayıp dururlar. Yurdumuzda bütün dinlerin, tarikatların ve `ruhsal
öğreti` olarak adlandırılan öğretilerin misyonerleri mevcuttur. Türkiye
bu ortamların adeta üssü haline getirilmiştir ve bu bir tesadüf
değildir.
|