İstihbarat19 Kasım 2009 00:00

FBI/CIA İkiz Ziyaretlerinin Perde Arkası - Açık İstihbarat Özel

Bir önceki ikiz ziyaret ziyaret Ankara polisinin çok büyük bir sahte para basım şebekesini ortaya çıkarmasından hemen sonra gerçekleşmişti.5 gün sonra önce FBI, sonra CIA başkanları ardarda Türkiye'yi ziyaret etti. MİT; CIA Başkanı'nın güzergahını FBI ile içli dışlı olan Emniyet'ten bile sakladı. CIA; FBI'ı Türkiye'de yakın markaja almaya çalışıyordu. symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaclaritin mazilo claritinekombo claritin maziloabilify idippedut.dk abilifydiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

FBI/CIA İkiz Ziyaretlerinin Perde Arkası

Açık İstihbarat Özel

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiıe'ıe Üıe Olun
www.acikistihbarat.com

19.11.2009



Bir önceki ikiz ziyaret ziyaret Ankara polisinin çok büyük bir sahte para basım şebekesini ortaya çıkarmasından hemen sonra gerçekleşmişti.

9 Aralık 2005'te ; Ankara polisi Türkiye'nin en büyük sahte para basım şebekesini ortaya çıkardı.

Şebeke; mor ışıkta dahi ortaya çıkarılamayacak kalitede dolar banknotları basabilecek teknolojiye sahipti. Tesadüfe bakın ki, bu büyük operasyondan

5 gün sonra önce FBI, sonra CIA başkanları ardarda Türkiye'yi ziyaret etti. MİT; CIA Başkanı'nın güzergahını FBI ile içli dışlı olan Emniyet'ten bile sakladı. CIA; FBI'ı Türkiye'de yakın markaja almaya çalışıyordu.

Ve bu ziyaretin; "El-kaide, PKK, İran operasyonu" ile ilgili olduğu balonu basına salındı.

CIA'in operasyonlarını finanse etmek için uyuşturucu ticaretinden sonra en büyük kaynağının sahte dolar basımı olduğunu Açık İstihbarat o tarihte bu haberle bağlantılı olarak okuyucularına duyurmuştu. Bk: sitemiz yazarlarından Behiç Gürcihan'ın "Mortgage/Sahte Para/Uyuşturucu Üçgeninde CIA ve Türkiye"başlıklı yazısı.

11 Eylül sonrası devreye soktuğu üniterleşme planı çerçevesinde devletini konsolide etmeye çalışan ABD'nin iki düşman kardeşi FBI ve CIA bu sefer 4 sene sonra yine Türkiye'ye süpriz bir ziyarette bulundular. Bu sefer CIA kendisi değil, taşeronu olan Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı'nı yolladı. (Sitemiz yazarı Meyyal Uygur'un bu konu ile ilgili yazısını ayrıntıları ile okuyabilirsiniz). Bu ziyaretin üzerinden bir iki gün geçmişti ki aynen dört sene önce olduğu gibi FBI Başkanı Türkiye'de ani bir ziyarette bulundu. 

Ve tabi bizim basına yemlenmesi için sahte gerekçe "Demokratik Açılım" olarak beslendi bu sefer.
Dünyadan haberi olmayan , haberi olsa bile prangalarından dolayı yazamayacak durumda olan basınımız bu sakızı çiğnedide durdu ta ki ABD Büyükelçiliği bile basındaki bu boş gevezeliğe dayanamayıp, yaptığı kısa açıklama ile, ziyaretin "Demokratik Açılım" ile bağlantısı olmadığını duyurana kadar.

Aslında ABD Büyükelçiliği ; bu görüşmelerde "Demokratik Açılım" konusu görüşülmedi diyerek; ABD Devleti'nin bir diğer güçlü odağının rahatsızlığını dile getiriyordu. Anlayana verilen mesaj şuydu :

"Türkiye'nin içişlerine müdahalenin siyasi sorumluluğu ABD Dışişleri'ndedir. Bu konularda CIA ve FBI ciddiye alınmamalıdır."

CIA, FBI ve ABD Dışişleri Bakanlığı arasında ABD Devleti içindeki yetki ve etki çekişmesi yılların meselesidir. Küresel güçlerin Türkiye'yi federalleştirirken , ABD'yi üniterleştirecek olan planlarının gereği ABD Devleti'nin dönüşümü ile Türk Devleti'nin dönüşümü aynı süreçte olgunlaşmaktadır.

Türkiye'ye yapılan her "ikiz ziyaret" bu bağlamda ele alınırsa daha anlamlı analizler ortaya çıkacağına eminiz; CIA taşeronu Suudi İstihbaratı ve hemen ardından gerçekleşen FBI ziyaretlerinde konuşulan konuların "Demokratik Açılım, v.s." ile ilgili olmadığına emin olduğumuz kadar.

Bu ikiz ziyaretlerde ele alınabilecek olası konulara ışık tutması açısından aşağıdaki yazıyı da dikkatinize sunuyoruz.


Açık İstihbarat


-------------- 2006.02.08 tarihli Milli Gazete'de Yayınlanan Kulis Yazısı -------------------

Kuş gribi çok konuşuldu çok yazıldı. Görünen, bilinen yönleri malum.. Görünmeyen, perde arkasındaki bazı gelişmeleri de biz Kulis Ankara sütunlarından aralamaya çalıştık. Artık kuş gribine ilişkin yazılacak çizilecek pek bir şey kalmadı derken, yine ilginç iddialar ortaya çıktı. Dahası bu iddialar ilginçliğin ötesinde ses getirecek `şok iddialar`…


Her şey bir dostumuzun ziyaretiyle başlıyor. Ve `kuş gribiyle ilgili bazı perde arkası gelişmeleri siz yazdınız; bakın çok daha ilginç yönleri var bu işin` demesiyle pür dikkat kesildik. Dinliyoruz kendisini:

İki Amerikan vatandaşı güney illerimizden birinden Türkiye`ye giriş yapar. Ve bir Türk`ün rehberliğinde ellerinde kuş gribi virüs serumuyla birlikte bir çok vilayetimizi ziyaret eder. Ve bu Amerikan vatandaşları doğu illerimizden başladıkları Türkiye gezisini batı bölgelerinde sonlandırır. İki Amerikalının geçtiği illerimizde kuş gribi vakıaları da peşi sıra kendisini göstermeye başlar. Dinlemeye devam ediyoruz…


Ancak bu iki Amerikan vatandaşı yakayı ele verir ve hatta sorgulanır.

Daha sonra yukardan gelen bir talimatla sınır dışı edilirler. Ve dahası bu gelişmelerin çoğu da CIA ve FBI başkanlarının arka arkaya Türkiye`ye yaptıkları ziyaretler esnasında olur. Ve bu kuş gribi denen illet Türkiye`nin İran konusunda CIA ve FBI başkanlarının çantasındaki en önemli kozdur.  

Evet bunlar önemli iddialar ama daha önemlisi ve çarpıcı olanı şimdi geliyor. Biz biraz daha materyal ve bilgi istiyor, biraz daha delillendirelim bu iddiaları  diyoruz. Bunları yazmak kolay ama önemli olan mesnetli yazmak diyoruz. Bu ısrarımız üzerine dostumuz bir fatura koyuyor masaya.

Fatura İstanbul`da bir eczaneye ait. Olay fatura, Amerika`nın en önemli müttefiki olan bir ülkenin İstanbul Başkonsolosluğuna irsaliyeli olarak kesilmiş. 13.10.2005 tarihli bu faturada Başkonsolosluğa 20 paket kuş gribi ilacı satıldığını görüyoruz. Ne var bunda demeyin… Devam edelim…

Bu Başkonsolosluk önce bütün ecza depolarından kuş gribi ilacını toplamış. Sonra da sıra  ecza depolarından sevk yapılan eczanelere gelmiş. Kuş gribi ilacı eczanelerden de bir bir Başkonsoloslukça alınmış.  Böylece yurt çapında onbinlerce kuş gribi ilacı bir anda ortadan kalkıvermiş.


Lakin bu anlatılanları biraz daha somutlaştıralım diyoruz. Ve hemen faturanın üzerindeki telefon numarasını arıyoruz. Aradığımız eczanenin yetkilisini istiyor ve kendimizi tanıtıyoruz… Sonra:


- Beyefendi, elimizde eczanenize ait bir fatura var. Şu Başkonsolosluk`a kesmişsiniz. Bu faturayla ilgili bilgi almak istiyoruz. -Nedir öğrenmek istediğiniz?


-Faturada ilaç tam okunmuyor. -Hemen söyleyelim… Kodluyorum: Trabzon, Ankara, Manisa, İstanbul, Fatsa, Urfa… Tamiflu…


-Bu ilaç kuş gribi ilacı değil mi…


-Evet…


-Ama beyefendi, biz size daha faturanın numarasını vermeden siz hemen ilacın ismini verdiniz. Üstelik Fatura 13. 10. 2005 tarihli. Üzerinden aylar geçmiş. Nasıl olur da bu kadar emin olursunuz?

-Biz o Başkonsolosluk`a sadece bu ilacı verdik. Ve biliyoruz ki bütün eczanelerden bu ilacı aldılar. Sektörün bildiği bir şey.


Eczacıyla yaptığımız bu konuşmamız artık doğru iz üzerinde olduğumuzu ortaya koymuş oldu. Evet belli ki tuhaf bir şeyler yaşanmış ve yaşanıyor.  Şimdi olayı sorularımızla toparlayalım. Bakalım cevap verebilecek kimse çıkacak mı?


-Türkiye`de kuş gribi virüsü iki Amerikalı tarafından mı yurdun belli bölgelerine bırakıldı?


-Bu kişiler yakalandı ve sorgulandıktan sonra sınırdışı edildi mi?


-CIA ve FBI başkanları, Türkiye`deki yetkililerin masasına bu hadiseyi de bir koz olarak koydu mu?


-İsmi bizde mahfuz olan bu Başkonsolosluk neden kuş gribi ilacı Tamiflu`yu toplattı. -Türkiye`de korku günleri yaşatan ve paniğe neden olan kuş gribi uluslararası bir organizasyon mu?



 

Açık İstihbarat @ 2009