|
Yaşadığınız mekânları tanıdığınız,
bildiğiniz kadar siz oralısınızdır. Bunun ötesinde sadece nüfus
kayıtlarınızda yazan yer isimlerinden ibaret olur köy, kasaba, ilçe ve
il isimleri. Çevremizdeki yapılara bakmakla kalmaz onları görürsek o
zaman değerine bin değer daha katar ve bizimle yaşamaya başlar
yapılar. Bunun aksi durumlar ise sadece birkaç taşın üst üste dizilmiş
halinden başka bir şey değildir.
Kurşunlu Caddesi üzerinde yer
alan Ahi Emir Ahmet Kümbeti bu unutulmuşluğun ve yalnızlığın Sivas’ta
ki örneklerinden sadece bir tanesi…
Sivas Öğretmenevi’nin
önünde olmasına rağmen buraya gelen giden öğretmenlerin büyük
çoğunluğunun bile burasının ne olduğuna dair fikrinin olmadığı,
esnafın ilk defa duyduğu kendi geçmişleri…
Bu ve benzeri
sebeplerden yalnız kalmış bir kümbet.
Ahi Emir Ahmet’le ilgili
yeni bilgiler ışığında bu unutulmuşluğa bir parça olsun son vermek,
zamanlarının sosyal ve ekonomik yaşantılarına yön vermiş köklü bir
kuruluşu ve üyelerini hak ettikleri yere getirmek insanımıza vazife
olmalıdır.
İşte bu duygu ile hakkında çalışmalar yapılmış
olmasına rağmen Ahi Emir Ahmet’i tekrar tanıyalım;
Ahi Emir
Ahmet’in ailesi Horasan’dan Azerbaycan ve Zencan üzerinden Bayburt’a
gelmişler. 13. yüzyılın ikinci yarısı ile 14. yüzyılın ilk yarısında
yaşamış olan Ahi Emir Ahmet’in doğum tarihi tam olarak bilinmemekle
beraber miladî 1260’lı yıllar olarak söylenebilir.
Bayburt ve
Sivas’ta ahiliğin yerleşmesinde önemli bir yeri olan Ahi Emir Ahmet
aynı zamanda bir Mevlevi şeyhidir. Mevlana’nın şöhretini duyan Ahi
Emir Ahmet gençliğinde onu ziyaret etmek için Bayburt’tan Konya’ya
gitmek istemiş fakat babası izin vermemiştir.
Bu konuyla
ilgili Ahmet Eflaki şu hikâyeye yer vermektedir;
“Yine
ufukların meşhuru ve baş olmayı hak eden Bayburtlu Ahi Emir Ahmet o
diyarın reislerindendi. Zengin, hayır isteyen, makam sahibi ve
büyüklerin sohbetine ermiş bir adamdı. Ariflerin Sultanı Çelebi
Celalettin Arif Hazretleri Bayburt’a gittiği vakit, (m. 1315) oranın
erkek ve kadın bütün ahalisi onun kulu ve müridi oldular.
Emir
Ahmet şöyle hikâye etti ki: Gençliğimde sizin ceddiniz Mevlana
hazretlerinin güzel şöhreti ağızdan ağza Bayburt’a ulaşınca ve onun
hal ve kal inin yüceliğini seyyahlar anlatınca, ben de babamdan
müsaade dileyip Konya’ya gitmek ve o hazretin elini öpmek şerefine
nail olmak hevesi uyandı. Fakat annem ve babam müsaade etmediler. Ben
niçin olmasın diyerek gitme zamanını düşünüyordum. Bir gece son derece
arzu ve aşkla kalktım, birkaç rekât hacet namazı kıldım ve tanrının
nimet ihsan etmesi, yardımcım olurda sürüden ayrılıp o ziyaretle
müşerref olurum ümidi ile kırk defa Enam Suresi’ni okudum. Sabaha
yakın başımı koyup uykuya daldığım vakit rüyamda müritlerden ve
seyyahlardan işittiğim şekilde Mevlana’yı gördüm. Mevlana, fereci
giymiş duman renginde bir sarık başına sarmış olduğu halde evimize
giriyordu. Ben daha önce koşarak baş koydum, yüzümü onun ayaklarına
sürdüm ve yalvarıp yakardım. O bir dosttan makas istedi, saçlarımı
kesti, yüzümü öptü ve birkaç defa”Tanrı mübarek etsin. ”dedikten
sonra, ”Bu, mesnevi şeyhidir. ”buyurdu. Ben sevincimden uyandığım
vakit, kesilmiş saçlarımı yastığın üzerinde buldum. Bu vaziyetten
dolayı bende bir şaşkınlık belirdi. O zevkin şevkinden birkaç gün deli
gibi dağlarda dolandım. Nihayet büyük bir posta oturma merasimi
yaparak fereci giydim… Ondan sonra muhtelif şeylerden hazırlanmış olan
güzel bir armağanı Mevlana’ya gönderip kendi halimi bildirdim. Bunun
üzerine Mevlana hilafet şeceresini gönderip bu kulu müritliğe kabul
etti. ” ( Eflaki; 1986)
Ahi Emir Ahmet’in çocukluk
ve gençlik yılları Bayburt’ta geçmiştir. Ahi Emir Ahmet’in
yetişmesinde zamanının önemli ilim merkezleri olan Mahmudiye ve
Yakutiye medreselerinin önemli bir payı olduğu kaçınılmazdır.
Ahi Emir Ahmet’in değişik kaynaklarda isminin yanında
Zekiyüddin, Bayburti, Zencani, Zeki’i kavval mahlaslarını görmekteyiz.
Ahi Emir Ahmet Bayburt’tan sonra Sivas gelmiş ve zaviyesini,
mescidini, tekkesini ve kervan sarayını kurmuş, yapmış olduğu
hizmetlere Sivas’ta devam etmiştir.
Ölüm tarihini tam
bilmemekle miladi 1333 tarihinden sonra demek uygun olacaktır. (Sivas
ta vakfının kuruluş tarihi) Ahi Emir Ahmet’in türbesi, Sivas’ta ve
Bayburt’tadır.
Yunus Emre’nin, Abdulvahab Gazi’nin
olduğu gibi Emir Ahmet’in de Sivas ve Bayburt’ta olmak üzere iki
türbesi vardır. Bayburt’ta Ahi Emir Ahmet Efendi kümbeti olarak
bilinen türbe Eski Hastane Caddesi üzerinde Sivas’ta ise Kurşunlu
Caddesi üzerinde Sivas Öğretmenevi önündedir.
İbrahim
Aslanoğlu, Sivas
Meşhurları kitabındaEmir Ahmet’le ilgili şu bilgilere yer
vermektedir;
“14. yüzyıl Sivas ahilerinin en ünlülerinden.
Babasının adı Hacı Zeyneddin… Mezarı Kurşunlu Hamamı’nın karşı
sırasında, Dursun Ağa bahçesindeki büyük ve muhteşem kümbettedir. Adı
ve kimliği hakkında kümbetin üst kemerini çepeçevre kuşatan
kırık-dökük yazılarda, vakfiyesinde ve Yıldızeli’ndeki kervansaray
kitabesinde oldukça bilgi vardır. Bu kaynaklara göre Emir Ahmet:
”İslam ve Müslümanların direği… Tarikat ve hakikat sahiplerinin en
yücesi”dir. Yani herkesin sevgi ve saygısını kazanmış, zengin,
hayırsever ve kudretli bir Ahi başkanı.” (Aslanoğlu:
2006)
14. yüzyılın ilk yarısında Anadolu’yu gezen İbn-i Batuta
Sivas’a gelişini seyahatnamesinde
şöyle anlatır;
“Şehre yaklaştığımız zaman bizi Ahi Bıçakçı
Ahmet’in yoldaşları karşıladı. Bunlar kimi yaya, kimi atlı kalabalık
bir gruptu. Onlardan sonra Ahi Çelebi’nin yoldaşları karşıya çıkmıştı.
Bu zat ahilerin ileri gelenlerinden olup rütbece Ahi
Bıçakçı’dan üstündür. Bunlar kendilerinde konaklamamı istediler ise
de, ilk gelenler öncelik almış olduklarından bu isteğin yerine
getirilmesi mümkün olmadı. Böylece hep birlikte şehre girdik. Hepsi de
bundan övünç duymakta idiler, hele ilk gelenler kendi tekkelerinde
misafir oluşumuzdan ayrı bir sevinç duyuyorlardı. Oraya gelince öteki
ahi tekkelerinde yapıldığı gibi yatacak yerimizi, yiyeceklerimizi ve
yıkanmak üzere hamamı hazırladılar. En güzel bir şekilde ağırlanmak
suretiyle aralarında üç gün kaldık. ”(Üçer: 1986)
İbn-i Batutabundan sonra Sivas’ta üç gün daha kalmıştır.
Sivas’ta Ahi Emir Ahmet hakkında anlatılan menkıbelere yakın
tarih itibariyle rastlamadık daha çok yazılı kaynaklarda onunla ilgili
inanışlar bulunmaktadır.
Bayburt’ta ise Ahi Emir Ahmet ile Ahi
Emir Ahmet Zencani’yi aynı kişiler olarak düşündüğümüzde ki aynı
kişilerdir şunlar anlatılmaktadır;
Erzurum beldesinden bir
mühtedi Bayburt’a gelir bu adam dini tartışmalar yaparak bütün Erzurum
beldesini “mat etmiş” Bayburt’a gelir gelmez buradaki vatandaşlarla
dini konularda tartışmaya başlar, milleti dininden döndürüp, onları
kandırmaya çalışır, kendisi inkârcı zaten...
Ahmet-i
Zencani ile bahse girerler.
Mühtedi;
”Bir fırın
yaktıralım, fırına girelim, kimin dini hak ise o yanmaz...
”
der.
O arada Ahmet-i Zencani abdestini alarak
yanmakta olan fırına girer. Durumu gören mühtedi kaçmaya başlayınca
halk tarafından yakalanarak linç edilir. Ahmet-i Zencani de yanan
fırından sağ-salim çıkar.
(Anlatan: Ahi Emir Ahmet-i
Zencani’nin Torunu Hüsnü OKUR)
Kedi Gayrimüslimi Saymamış Ahi
Emir Ahmet Kümbeti’nin yanında bir tekke varmış. Buraya gelen giden
herkese bedava yemek verilirmiş. Bu tekkede bir de kedi varmış ki, bu
kedi
“Misafirhane”ye gelen konukların sayısını ”Aşhane”ye
girip, işaretle bildirir, yemeği yapanlar da konukların sayısınca
yemek yapıp getirirlermiş. Bir defasında, diyelim ki dört kişi
konuk gelmiş ama kedi üç kişinin geldiğini işaret etmiş. Bakmışlar ki
kedi ilk olarak da olsa yanlış söylemiş, nedenini araştırmaya
başlamışlar, öğrenmişler ki, konukların birisi gayrimüslimmiş...
( Anlatan: Hüsnü OKUR )
Kedi Mezarı Ahmet-i Zencani’nin
tekkesinde bulunan kedi, bir gün yandım-yandım olmuş...
Bir şeyler anlatmaya çalışmışsa da, kimse bir şey anlamamış.
Hayvan çok rahatsız olmuş, yemek yenmek üzere iken kedi hızla
atlayarak, kaynayan kazanın içerisine düşmüş. Kedinin içerisine
düşmesiyle pis olan, yemek kazanının yemeğini dökmüşler ki, ne
görsünler; yemeğin içerisinde koskocaman zehirli bir
yılan...
Kedi tekkedekileri kurtarmak için kendini feda
etmiş. Haşlanarak ölen bu kedi için kümbette bir mezar yapılarak
buraya gömmüşler. ( Anlatan: Cemal KOÇER)
Buna karşılık
Sivas’ta Ahi Emir Ahmet’in türbesi değişik sebeplerle özellikle hasta
ve huysuz olan çocuğunu yedi tekke dolaştıranlar tarafından ziyaret
edilmektedir.
”Sivas halkı, Emir Ahmet diye söyledikleri,
bu türbede metfun kimsenin evliya olduğuna inanmaktadır. Bu ulu kimse
hakkında Sivas halkı arasında çeşitli menkıbeler söylenmekte,
efsaneler anlatılmaktadır. Emir Ahmet’in mumyasının hiç bozulmamış
durumda olduğuna inanılır. Türbede define aramak için girenler üst
kattaki kabri ve aşağıda cenazelik bölümünde bulunan kabri tahrip
etmişler bunun üzerine komşu evlerden yaşlı bir hanımın rüyasına
girerek, kabrine yapılan bu işler üzerine”Halinizi düşünün. ”demiş.
Komşular toplanıp kabir sıvalarını düzeltmiş, üzerine de aldıkları
yeşil bir örtüyü örtmüşlerdir.
Ahi Emir Ahmet’e mahallenin
manevi bekçisi denmektedir. Bu yüzden de sarhoşların türbenin olduğu
caddeden geçemediklerine inanılır. Emir Ahmet, cenazelik bölümünde
şahideleri de bulunan kabrinden abdest almak üzere, Kızılırmak’a kadar
her sabah gidermiş. Cenazelik bölümünde dört yönde olan nişlerden,
doğuda olanından Kızılırmak’a yol gittiği söylenir. Ahi Emir Ahmet’in
türbesiyle ilgili bir inanış da, türbe dışındaki yazıyla ilgilidir. Bu
yazıda”Yağın okkası on paraya düşünce helva yapılsın dağıtılsın.
”
ifadeleri olduğu söylenir. (Üçer: 1986)
Ahi
Emir Ahmet’in yaşamış olduğu her iki şehre kazandırmış olduğu vakıflar
zamanlarında önemli görevler üstlenmişlerdir.
Bayburt’ta, Yrd.
Doç. Dr. Yunus Özger’in “Osmanlıda Vakıf Geleneği ve Bayburt
Vakıfları” isimli yazısında belirttiğine göre Bayburt’un önemli
vakıflarından biriside Emir Ahmet Zencani Zaviyesi Vakfı’dır.
Ahi Ahmet Zencani Zaviyesi Vakfı’nın ne zaman kurulduğu
hakkında malumat bulunmamakla beraber vakfın Osmanlı öncesinde tesis
edildiği ve Osmanlı döneminde de devam ettiği tahmin edilmektedir.
Vakıf gelirleri arasında Kalisgavar, Avaneski ve Şehidderesi
köylerinin öşür vergileri görülmektedir.
Sivas açısından daha
şanslı olduğumuz açıkça görülmektedir ki mevcut vakıf senedine göre
733 h. (1333 m. ) tarihinde kurulmuş olan vakfın Sivas’ta devrinin en
büyük vakıflarından biri olduğunu görüyoruz. Vakıf senedinde kayıtlı
olan mal varlıklarına baktığımızda Sivas’ın değişik ilçe ve köylerinde
araziler, hanlar, hamamlar, dükkânlar, değirmenler, mescit vb. yer
almaktadır.
Bunca vakfedilmiş mal varlığından sonra
Yalnız Kalmış Bir Kümbet ve Ahi Emir Ahmet neden diye sorarsak
kümbetin etrafında yıllardır iş yapan esnafa sorduğumuz; Ahi
nedir? Ahi Emir Ahmet kimdir? Sorularına alamadığımız
cevaplar, okul çıkışlarında dinlenmek ve eğlenmek için
öğretmenlerin uğrak yeri olan öğretmenevinde; ”Şuradaki kümbet
nedir? Biliyor musunuz hocam?”sorularına yarım yamalak verilmeye
çalışılan cevaplar karşısında yalnızlığın artık tamamen unutulmaya
gittiğini görmek bizleri üzmüştür.
Yaşadığı dönem boyunca
yolcuyu, garibi, kimsesizi aç ve açıkta koymayan tüm varlığını
yaşadığı şehre ve onun insanlarına vakfeden Emir Ahmet şimdilerde
insanların ilgisizliği yüzünden kalabalıkların ve yüksek binaların
arasında yalnız bir türbede yatmaktadır.
Sonuç olarak;
zamanın yıpratıcı çarkları arasına giren her varlık zamanla unutulmaya
yüz tutmuş demektir.
Bu çarklardan kendisini kurtaranlar
elbette şanslı 13. yüzyıldan günümüze bakan yönüyle Ahi Emir Ahmet ve
türbesi zamana meydan okumaktadır.
Modern toplum olmanın
gereği olsa gerek(!) bakıyoruz ama göremiyoruz. Emir Ahmet, her
yönüyle ben buradayım. Bakın bu civardaki tarihi eserlerin çoğu benim
sizler için bıraktığım mirastır diyor ama biz bunu pek önemsemiyoruz.
Etiyopyalı bir iş adamının İbn-i Batuta’tan dolayı
Emir Ahmet Türbesi’ne gösterdiği ilgiyi biz kendi geçmişimize
gösteremiyoruz. Bu yazının Emir Ahmet’in yalnızlığını
gidermesi için ilk adım olması ve daha geniş çalışmalarla taçlanması
ümidiyle… Hiçbir kümbet yalnız kalmasın.
Kaynakça
Aslanoğlu, İbrahim (2006), Sivas
Meşhurları, Sivas, s. 44 Baran, Merih (1991), Ahi Emir Ahmet,
Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara Baran, Merih (1998), ”Bir Ulu
Türk Emiri Ahi Emir Ahmet Kimdir?”, Revak, s. 76–80, Sivas Bayburt
2005 Yılı İl Çevre Durum Raporu (2006), Bayburt Eflaki, Ahmet
(1986), Ariflerin Menkıbeleri, İstanbul Hacıgökmen, Mehmet Ali
(2006), ”Kadıburhanettin Devletinde Ahilerin Faaliyetleri”, Selçuk
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi, S. 16, s.
215–224 Kaya, doğan, (1998)”Sivas’ta Yatırlar”I. Uluslararası Türk
Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri, Ankara, s.
263–279 Özen, Kutlu( 1999), ”Sivas Yöresinde Ahilik”, 2. Uluslar
arası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara, s.
252–263 Özger, Yunus, ”Osmanlı’da Vakıf Geleneği ve Bayburt
Vakıfları”, http://www.bayburt.net/ Üçer,
Müjgan (1986), ”Sivas’ta Ahi Emir Ahmet Kümbeti ve Halk İnançlarındaki
Yeri”, Türk folkloru Araştırmaları, s. 175–183
Ankara
|