İstihbarat16 Kasım 2009 00:00

Hrant Dink Ailesi ve Yakın Arkadaşları - Emcet Olcaytu

YER YARILDI, YERİN DİBİNE GEÇTİLERHrant Dink’in “yakın arkadaşı” olan bu muhteremler Ergenekon tertibinden aldıkları cesaretle, her fırsatta “Hrant Dink’i Ergenekon örgütü öldürdü” deyû yazıp çiziyor, her duruşma öncesinde ve sonrasında koro halinde tempo tutarak bağırıyorlardı. Taa ki Dink ailesi, o “meşum” dilekçeyi mahkemeye verene kadar…coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsnaproxennatrium site naproxen kruidvatcleocin 150 mg read cleocin 300 mgrenovation vejle site renova

Hrant Dink Ailesi ve Yakın Arkadaşları

Emcet Olcaytu - Aydınlık

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiıe'ıe Üıe Olun
www.acikistihbarat.com

16.11.2009


Yandaş medyada Hrant Dink’in kaç tane yakın arkadaşı var?

Başta Etyen Mahcupyan olmak üzere, ben diyeyim otuz, siz deyin elli. Zaman, Bugün, Aksiyon gibi Fethullahçı gazete ve dergiler, Taraf, Sabah, Yeni Şafak, Star, Vakit gibi yandaş gazetelerde toplam kaç “köşe” yazarı var?

Mesela Sabah gazetesini açalım: Spor yazarları hariç her gün en az on “köşe yazısı” var. Üstelik “köşekapmaca” oynar gibi, haftanın farklı günlerinde değişik kişiler yazıyor. Kısacası, bir gazetede yirmiye yakın (belki daha fazla) köşe yazarı var. Cumartesi, Pazar ilavelerindeki köşe yazıları bu sayının dışında.

Sonuç olarak, bu gazete ve dergilerde yüz elli civarında “köşe yazarı”nın en az elli tanesi, çeşitli vesilelerle, Hrant Dink’in “yakın arkadaşı” olduğunu belirtmişti.

YER YARILDI, YERİN DİBİNE GEÇTİLER

Hrant Dink’in “yakın arkadaşı” olan bu muhteremler Ergenekon tertibinden aldıkları cesaretle, her fırsatta “Hrant Dink’i Ergenekon örgütü öldürdü” deyû yazıp çiziyor, her duruşma öncesinde ve sonrasında koro halinde tempo tutarak bağırıyorlardı.

Taa ki Dink ailesi, o “meşum” dilekçeyi mahkemeye verene kadar…

Ne zaman ki Hrant Dink’in eşi Rakel Dink,

“Devletin güvenlikten ve istihbarattan sorumlu birimlerinin, cinayette önemli rolü, payı ve hatta katkısı vardır”

tespitini içeren dilekçeyi mahkemeye verdiğini açıkladı…

İşte o andan itibaren, “Hrant Dink’in candostuyum, en yakın arkadaşıydım, çok yakındık, kardeşten ileriydik, yediğimiz içtiğimiz bile ayrı gitmezdi” diyen bilumum “dostu, arkadaşı, yoldaşı” her iki anlamda da yerin dibine geçti.

Zannım o ki, “yer yarıldı da yerin dibine girdiler!” Ve yine zannım o ki, emniyet ve istihbarat birimlerindeki “F tipi örgüt” karşısında utançtan “yerin dibine geçtiler.” Ve dahi hem büyük, hem küçük dillerini yuttular! Söyleyen dilleri söylemez oldu. Bin bir çeşit kalemleri oduna kesti!

DİNK AİLESİ DİLEKÇESİNDE NELER DİYOR

Milliyet gazetesinin 12 Ekim 2009 günü özetleyerek açıkladığı dilekçede Dink ailesinin şu tespitleri yer alıyor:

Duruşmalar boyunca sessiz ve edilgen olan savcı, sadece bizim taleplerimizin reddi için söz almaktadır.

Kimi görevliler, kendilerini âdeta mahkemenin üstünde görerek, mahkemeye saygısızlık ettikleri gibi, görevlerini kötüye kullanmakta, mahkemeye yetersiz cevaplar vermektedir.

Celalettin Cerrah’ın, İstihbarat Şube Müdürü İlhan Güler’in, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in Reşat Altay’ın ve Ali Öz’ün tanık olarak dinlenmesi talebimiz reddedilmiştir.

Ortaya çıkan gerçek şudur:

Devletin güvenlikten ve istihbarattan sorumlu birimlerinin, Hrant Dink cinayetinde önemli rolü, payı ve hatta katkısı vardır.

Çok güçlü ve çok derinde bir irade tarafından, gerçek karartılmaktadır.

Çok derin ve çok güçlü bir irade, yargılamayı sınırlamaktadır.

Dava sadece örgütün tetikçilerden oluşan ayağına kilitlenmiştir.

DİNK’İN AVUKATLARI DİLEKÇEYİ İMZALADI MI…


Ergenekon tertibinde, bütün iftiraları döne-döne, bütün ayrıntıları ile çarşaf çarşaf yayımlayan Fethullahçı ve yandaş gazete ve televizyonlar, Dink ailesinin bu dilekçesini görmezden geldi.

Milliyet Gazetesi’ndeki haberde ise, “Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, çocukları Arat, Delal ve Sera ile (Dink’in) kardeşi Hosrof Dink’in mahkemeye sundukları dilekçe”den söz edilmiş.

Anladığım kadarı ile Dink’in avukatları dilekçeyi imzalamamış. Aksine Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin, “Ergenekon davasında sanık olan pek çok kişinin telefon numaraları, Dink davasındaki sanıkların telefonlarında kayıtlı” iddiasında bulunarak, cinayetin Ergenekon irtibatlı olabileceğini öne sürmüş. (Habertürk, 13.10.2009)

Ne diyelim? “Hoş geldin Zekeriya Hanım!”

DİLEKÇEDE “MEŞHUR” İFTAR YEMEĞİ VAR MI…

Demiştim ya! Dink ailesinin dilekçesi, ne Fethullahçı gazete ve dergilerde, ne de yandaş medyada kendine yer bulamadı.

Bu yüzden Oda TV’nin internet sitesindeki “Ergenekon iftarı” olarak ünlenen haber içeriği ile Dink davası arasındaki önemli bağlantıya Dink ailesinin dilekçesinde işaret edilip edilmediğini bilmiyorum.

Bağlantı şu: Emniyet Müdürlüğü İstihbarat şubesi, Beşiktaş Adliyesi’ndeki savcı ve yargıçlara her Ramazan ayında, en az bir gün, iftar vakti yemek veriyormuş ya!

Beşiktaş Başsavcısı Turan Çolakkadı’ya göre bu yemek “geleneksel” imiş ya!

“Acaba?” diyorum; Hrant Dink öldürülmeden önce ve öldürüldükten sonraki iftar yemekleri, hangi tarihlerde verildi?

Bu yemekler “geleneksel” ve “resmi” olduğuna göre, bunların kayıtları vardır elbette.

Eh! Hrant Dink ailesi, bazı polislerin tanık olarak dinlenmesini sağlayamamış ama kendilerine samimi olarak, “sonsuz” destek vaat eden Tayyip Erdoğan vasıtası ile bu bilgilere ulaşamazlar mı?
Mesela son yemekte, adı geçen İstihbarat görevlisi Ali Fuat Yılmazer, yine o yemekte bulunan savcı ya da yargıçlara Dink cinayetinde görevi ihmal nedeniyle kendisi hakkında, müfettişlerin “ön inceleme yapılması” isteğinin, niçin gereksiz olduğunu etraflıca anlatmış olabilir.

Belki de, kendisinden değil de Dink ailesinin dilekçesinde adı geçen diğer polislerin tanık olarak dinlenmesinden söz açılmıştır. Bana sorarsanız, bu gibi konular hiç konuşulmamıştır. Günün mana ve ehemmiyetine uygun olarak, tekne gezisinde Kânı Karaca’nın sesinden ilâhiler okunmuş, iftar sırasında da yemek duası yapılmıştır. Gel gör ki herkesin ağzı, Dink’in “çok yakın arkadaşları”nın ağzı gibi değil ki, Fethullahçıların duasıyla büzülüversin!


HER KAİDENİN İSTİSNASI, HER İSTİSNANIN BİR MÜSTESNASI VARDIR

Mesela Alper Görmüş!

Dink ailesinin dilekçesini elde etmiş ama beğenmemiş olmalı ki, biz faniler için dilekçeyi şöyle aktarmış:

“Meselenin daha iyi anlaşılması için hayali bir örnek üzerinden gidelim: Diyelim bir maç sırasında yedek futbolcu, maçtan sonra rakip futbolcuyu, formasının içine gizlediği bıçakla öldürsün. Oracıkta yakalanıp, tutuklansın. Davanın ilerleyen aşamasında, bıçağı masözün temin ettiği, masözün ve katıl zanlısının banka hesaplarında olağanüstü artışlar olduğu ortaya çıksın. Ve şüpheli listesi çığ gibi büyüsün. Karısının ölen futbolcuyla ilişkisi ortaya çıkan teknik direktör. Maçtan bir gün önce teknik direktörle 12 telefon görüşmesi yapan ve ona ‘merak etme, yarın takımın bir, sen iki maç kazanacaksın’ gibi şifreli sözler söyleyen polis şefi. (Şimdi) Soru şu: Futbolcu cinayeti davası iki sanıklı olarak açılsa –futbolcu ve masöz– bu arada ölen futbolcunun sevgilisinin şikâyetiyle kocası teknik direktör ayrı bir davada yargılansa. Bu davanın, ana davayla birleştirilmesi talebi reddedilse… Ana davaya, ölen futbolcunun ailesini temsilen katılan müdahil avukatların talebi üzerine ifadesi alınan polis şefinin, ‘ben o sözlerimle takımın galibiyetiyle birlikte, teknik direktörün süresinin uzatılmasının neredeyse garanti olacağına işaret ettim. İkinci galibiyetle kast ettiğim budur’ şeklindeki ifadesi inandırıcı bulunsa ve şüpheli sıfatıyla davaya dahil edilmesi talebi reddedilse… Hukuk bilgisi sıfır mertebesinde olan biri (Yani Alper Görmüş) bütün bu olup biteni mantıksız bulsa, ona ‘saçmalama’ diyebilir misiniz?” (Taraf, 13 Ekim 2009)


İlahi Alper Görmüş!
Böyle durumda yapılacak ilk iş, Bakırköy’e telefon edip, acilen ambulans çağırmaktır yahu! Böylesi hepimiz için en iyisi olmaz mı?



Açık İstihbarat @ 2009