|
Yandaş medyada Hrant Dink’in kaç tane yakın
arkadaşı var?
Başta Etyen Mahcupyan olmak üzere, ben diyeyim
otuz, siz deyin elli. Zaman, Bugün, Aksiyon gibi Fethullahçı gazete ve
dergiler, Taraf, Sabah, Yeni Şafak, Star, Vakit gibi yandaş gazetelerde
toplam kaç “köşe” yazarı var?
Mesela Sabah gazetesini açalım:
Spor yazarları hariç her gün en az on “köşe yazısı” var. Üstelik
“köşekapmaca” oynar gibi, haftanın farklı günlerinde değişik kişiler
yazıyor. Kısacası, bir gazetede yirmiye yakın (belki daha fazla) köşe
yazarı var. Cumartesi, Pazar ilavelerindeki köşe yazıları bu sayının
dışında.
Sonuç olarak, bu gazete ve dergilerde yüz elli
civarında “köşe yazarı”nın en az elli tanesi, çeşitli vesilelerle, Hrant
Dink’in “yakın arkadaşı” olduğunu belirtmişti.
YER YARILDI, YERİN DİBİNE
GEÇTİLER
Hrant Dink’in “yakın arkadaşı” olan bu
muhteremler Ergenekon tertibinden aldıkları cesaretle, her fırsatta
“Hrant Dink’i Ergenekon örgütü öldürdü” deyû yazıp çiziyor, her
duruşma öncesinde ve sonrasında koro halinde tempo tutarak
bağırıyorlardı.
Taa ki Dink ailesi, o “meşum” dilekçeyi
mahkemeye verene kadar…
Ne zaman ki Hrant Dink’in eşi
Rakel Dink,
“Devletin güvenlikten ve istihbarattan sorumlu
birimlerinin, cinayette önemli rolü, payı ve hatta katkısı vardır”
tespitini içeren dilekçeyi mahkemeye verdiğini açıkladı…
İşte o andan itibaren, “Hrant Dink’in candostuyum,
en yakın arkadaşıydım, çok yakındık, kardeşten ileriydik, yediğimiz
içtiğimiz bile ayrı gitmezdi” diyen bilumum “dostu, arkadaşı,
yoldaşı” her iki anlamda da yerin dibine geçti.
Zannım
o ki, “yer yarıldı da yerin dibine girdiler!” Ve yine zannım o ki,
emniyet ve istihbarat birimlerindeki “F tipi örgüt” karşısında utançtan
“yerin dibine geçtiler.” Ve dahi hem büyük, hem küçük dillerini
yuttular! Söyleyen dilleri söylemez oldu. Bin bir çeşit kalemleri oduna
kesti!
DİNK AİLESİ DİLEKÇESİNDE NELER
DİYOR
Milliyet gazetesinin 12 Ekim 2009 günü özetleyerek
açıkladığı dilekçede Dink ailesinin şu tespitleri yer
alıyor:
Duruşmalar boyunca sessiz ve edilgen olan savcı, sadece
bizim taleplerimizin reddi için söz almaktadır.
Kimi görevliler,
kendilerini âdeta mahkemenin üstünde görerek, mahkemeye saygısızlık
ettikleri gibi, görevlerini kötüye kullanmakta, mahkemeye yetersiz
cevaplar vermektedir.
Celalettin Cerrah’ın, İstihbarat Şube
Müdürü İlhan Güler’in, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in Reşat
Altay’ın ve Ali Öz’ün tanık olarak dinlenmesi talebimiz
reddedilmiştir.
Ortaya çıkan gerçek şudur:
Devletin
güvenlikten ve istihbarattan sorumlu birimlerinin, Hrant Dink
cinayetinde önemli rolü, payı ve hatta katkısı vardır.
Çok güçlü ve çok derinde bir irade tarafından,
gerçek karartılmaktadır.
Çok derin ve çok güçlü bir irade,
yargılamayı sınırlamaktadır.
Dava sadece örgütün tetikçilerden
oluşan ayağına kilitlenmiştir.
DİNK’İN AVUKATLARI
DİLEKÇEYİ İMZALADI MI…
Ergenekon tertibinde,
bütün iftiraları döne-döne, bütün ayrıntıları ile çarşaf çarşaf
yayımlayan Fethullahçı ve yandaş gazete ve televizyonlar, Dink ailesinin
bu dilekçesini görmezden geldi.
Milliyet Gazetesi’ndeki
haberde ise, “Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, çocukları Arat, Delal ve
Sera ile (Dink’in) kardeşi Hosrof Dink’in mahkemeye sundukları
dilekçe”den söz edilmiş.
Anladığım kadarı ile
Dink’in avukatları dilekçeyi imzalamamış. Aksine Dink ailesinin
avukatlarından Fethiye Çetin, “Ergenekon davasında sanık olan pek çok
kişinin telefon numaraları, Dink davasındaki sanıkların telefonlarında
kayıtlı” iddiasında bulunarak, cinayetin Ergenekon irtibatlı
olabileceğini öne sürmüş. (Habertürk, 13.10.2009)
Ne
diyelim? “Hoş geldin Zekeriya Hanım!”
DİLEKÇEDE “MEŞHUR”
İFTAR YEMEĞİ VAR MI…
Demiştim ya! Dink ailesinin
dilekçesi, ne Fethullahçı gazete ve dergilerde, ne de yandaş medyada
kendine yer bulamadı.
Bu yüzden Oda TV’nin internet sitesindeki
“Ergenekon iftarı” olarak ünlenen haber içeriği ile Dink davası
arasındaki önemli bağlantıya Dink ailesinin dilekçesinde işaret edilip
edilmediğini bilmiyorum.
Bağlantı şu: Emniyet Müdürlüğü
İstihbarat şubesi, Beşiktaş Adliyesi’ndeki savcı ve yargıçlara her
Ramazan ayında, en az bir gün, iftar vakti yemek veriyormuş ya!
Beşiktaş Başsavcısı Turan Çolakkadı’ya göre bu yemek
“geleneksel” imiş ya!
“Acaba?” diyorum; Hrant Dink
öldürülmeden önce ve öldürüldükten sonraki iftar yemekleri, hangi
tarihlerde verildi?
Bu yemekler “geleneksel” ve “resmi”
olduğuna göre, bunların kayıtları vardır elbette.
Eh! Hrant Dink
ailesi, bazı polislerin tanık olarak dinlenmesini sağlayamamış ama
kendilerine samimi olarak, “sonsuz” destek vaat eden Tayyip Erdoğan
vasıtası ile bu bilgilere ulaşamazlar mı? Mesela son yemekte, adı
geçen İstihbarat görevlisi Ali Fuat Yılmazer, yine o yemekte bulunan
savcı ya da yargıçlara Dink cinayetinde görevi ihmal nedeniyle kendisi
hakkında, müfettişlerin “ön inceleme yapılması” isteğinin, niçin
gereksiz olduğunu etraflıca anlatmış olabilir.
Belki de,
kendisinden değil de Dink ailesinin dilekçesinde adı geçen diğer
polislerin tanık olarak dinlenmesinden söz açılmıştır. Bana sorarsanız,
bu gibi konular hiç konuşulmamıştır. Günün mana ve ehemmiyetine uygun
olarak, tekne gezisinde Kânı Karaca’nın sesinden ilâhiler okunmuş, iftar
sırasında da yemek duası yapılmıştır. Gel gör ki herkesin ağzı, Dink’in
“çok yakın arkadaşları”nın ağzı gibi değil ki, Fethullahçıların duasıyla
büzülüversin!
HER KAİDENİN İSTİSNASI, HER İSTİSNANIN
BİR MÜSTESNASI VARDIR
Mesela Alper Görmüş!
Dink
ailesinin dilekçesini elde etmiş ama beğenmemiş olmalı ki, biz faniler
için dilekçeyi şöyle aktarmış:
“Meselenin daha iyi
anlaşılması için hayali bir örnek üzerinden gidelim: Diyelim bir maç
sırasında yedek futbolcu, maçtan sonra rakip futbolcuyu, formasının
içine gizlediği bıçakla öldürsün. Oracıkta yakalanıp, tutuklansın.
Davanın ilerleyen aşamasında, bıçağı masözün temin ettiği, masözün ve
katıl zanlısının banka hesaplarında olağanüstü artışlar olduğu ortaya
çıksın. Ve şüpheli listesi çığ gibi büyüsün. Karısının ölen futbolcuyla
ilişkisi ortaya çıkan teknik direktör. Maçtan bir gün önce teknik
direktörle 12 telefon görüşmesi yapan ve ona ‘merak etme, yarın takımın
bir, sen iki maç kazanacaksın’ gibi şifreli sözler söyleyen polis şefi.
(Şimdi) Soru şu: Futbolcu cinayeti davası iki sanıklı olarak açılsa
–futbolcu ve masöz– bu arada ölen futbolcunun sevgilisinin şikâyetiyle
kocası teknik direktör ayrı bir davada yargılansa. Bu davanın, ana
davayla birleştirilmesi talebi reddedilse… Ana davaya, ölen futbolcunun
ailesini temsilen katılan müdahil avukatların talebi üzerine ifadesi
alınan polis şefinin, ‘ben o sözlerimle takımın galibiyetiyle birlikte,
teknik direktörün süresinin uzatılmasının neredeyse garanti olacağına
işaret ettim. İkinci galibiyetle kast ettiğim budur’ şeklindeki ifadesi
inandırıcı bulunsa ve şüpheli sıfatıyla davaya dahil edilmesi talebi
reddedilse… Hukuk bilgisi sıfır mertebesinde olan biri (Yani Alper
Görmüş) bütün bu olup biteni mantıksız bulsa, ona ‘saçmalama’ diyebilir
misiniz?” (Taraf, 13 Ekim 2009)
İlahi Alper
Görmüş! Böyle durumda yapılacak ilk iş, Bakırköy’e telefon edip,
acilen ambulans çağırmaktır yahu! Böylesi hepimiz için en iyisi olmaz
mı?
|