Siyaset5 Kasım 2009 00:00

Islak İmzanın Çapı-Meyyal Uygur

. O zaman Gül kehanette bulunmuştu, bugün “Islak Belge” konusunda hiç akla gelmeyecek bir isim, “Gelinen bu noktada belki bunun çapı genişleyecek” kehanetinde bulundu. Bu isim, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün…Başbakan Erdoğan’a çok yakın, yıllarca AKP Grup Başkanvekilliği yaptı, son kabine revizyonunda da Sanayi Bakanlığına atandı. Böylesi özelliklere haiz bir insanın sözlerini yabana atmak mümkün mü? Hele de iddia edildiği gibi özellikle “Ergenekon”a damgasını vuran çok önemli “istihbarat” kaynaklarıyla “kanka”lığı varsa!..      cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena

Daha ortada fol ve yumurta yokken dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 9 Temmuz 2007 günü yemekte buluştuğu bir grup gazeteciye, “yazılmamak” şartıyla, “Ümraniye soruşturmasına dikkat edin. O iş çok büyüyecek” dedi ve dediği gibi iş çok büyüdü, ortaya bir “Ergenekon serisi” çıktı.  

 

Gül’ün o yemeğinin baş davetlisi olma ihtimali kuvvetle muhtemel Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın hemen ertesi gün kaleme aldığı “Çeteleri Kanıksamak” başlıklı yazısındaki şu satırlar acaba “Ergenekon” sonrası sürecin, yani bugünlerin mi habercisiydi?

 

“Son yıllarda yaşanan çete olayları ‘vatansever çete’ ile sınırlı değil. Askerle de sınırlı değil. Çeteleri yan yana koyduğunuzda fark ediyoruz ki, mesele çok daha karmaşık ve tehlikeli. Onca emekli asker ya da polisin hobi şeklinde yaptığı bir faaliyetten söz edilmiyor; tam aksine uzantısı devletin çarklarına kadar sirayet etmiş bir yapı var ortada... “

 

Başbakan Erdoğan da 17 Şubat 2008’de, aynen Gül gibi, “Başı var. Ümraniye olayı var. Bitmiş değil, devamı var” şeklinde konuştuktan sonra şunları söyledi; “Hâlâ devletin içinde bu süreci yavaşlatmaya çalışan unsurlar var. Bunlar, biz şimdi iktidara gelmeden önce tespitlerimizdi. Bunları ortaya çıkarma gayreti içindeyiz…İçerdekileri de cımbızlayarak çıkarmalıyız…Bunların içinde öyle bir şey var ki, birkaç kişinin işi olabilir. Bazıları belli merkezlerden yönetilmiş olabilir. Bundan sonraki süreci çok kontrollü götürmeliyiz.

 

Hem Gül, hem Erdoğan’a çok yakın Fehmi Koru’nun daha 27 Ocak 2008’de, “5 Kasım’da Beyaz Saray’da gerçekleşen Bush-Erdoğan görüşmesinde varılan mutabakat, sadece PKK’nın tasfiyesini mi içermektedir, yoksa Türkiye’de demokratik düzeni tehdit eden bütün ‘militer’ unsurları mı? PKK yanında, uzaktan kumandalı gizli örgütün tasfiyesini de göze almış olabilir mi ABD?” diye yazdığını hatırlıyor musunuz?

 

Bugün nelere tanık oluyoruz; Bir yandan güya “PKK tasfiye ediliyor”, öte yandan TSK’ya önce “kuru”, sonra “ıslak” belgelerle abandıkça abanılıyor, ne tesadüf değil mi?

 

Ancak Ümraniye’den, “Ergenekon”a çıkan süreci hatırlatmamın sebebi başka. O zaman Gül kehanette bulunmuştu, bugün “Islak Belge” konusunda hiç akla gelmeyecek bir isim, “Gelinen bu noktada belki bunun çapı genişleyecek” kehanetinde bulundu. Bu isim, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün…Başbakan Erdoğan’a çok yakın, yıllarca AKP Grup Başkanvekilliği yaptı, son kabine revizyonunda da Sanayi Bakanlığına atandı. Böylesi özelliklere haiz bir insanın sözlerini yabana atmak mümkün mü? Hele de iddia edildiği gibi özellikle “Ergenekon”a damgasını vuran çok önemli “istihbarat” kaynaklarıyla “kanka”lığı varsa!..

     

Ya Başbakan Erdoğan’ın, aynen “Ergenekon”daki gibi burada da Savcılığa soyunmasına ne demeli?!..Baksanıza daha ortada resmi zanlı veya zanlılar olmadığı, resmi savcılar bile Dursun Çiçek başta, kimseye bir davetiye çıkarmadığı halde, önce “Oradaki zanlılar varsa, bunların ortaya çıkarılmasını”, ardından, “Yönetici makamında olanların tutuculuk içine girmeyip, bunları yargıya teslim etmesini” istiyor. (Acaba bunları söylerken, mesela Alman Mahkemesi’nin kararına rağmen RTÜK Başkanı Zahit Akman için niye o kadar tutuculuk içine girdiğini düşündü mü?)  

 

Ümraniye, Ergenekon’a çıktı. Belli ki “Kuru-ıslak belge” de bir yerlere çıkacak. Acaba nereye? İpucunu yine bir gazetecinin, mesela Zaman Gazetesi’nin Washington temsilcisi Ali H. Aslan’ın geçenlerde nedense Zaman Gazetesi değil de Today’s Zaman’da yayınlanan satırlarında arayalım mı?

 

Türkiye’nin yıllardır NATO ve AGİT gibi örgütlere üye olduğunu, birçok uluslararası anlaşmaya imza attığını hatırlatan Aslan, buna rağmen TSK’nın henüz demokrasiden çok uzak olduğunu öne sürüyor, sonra sözü malum belgeye getirip, bunun sadece Türk Anayasasına karşı suç olmadığını, Türkiye’nin uluslararası yükümlülükler ve ittifaklarıyla da çeliştiğini söylüyor. Peşinden Pentagon’un, Obama’nın devreye girmesini istiyor, hatta “Bir adım öte giderek, TSK’nın hareketi hakkında bir şeyler yapmanın, ABD’nin ahlâki sorumluluğu olduğunu” iddia ediyor. Zaman’cı Aslan’a göre ABD, TSK’nın Batının demokratik standartlarına ulaşması için neler mi yapabilirmiş; “Çok şey…Örneğin NATO itici platform olarak, keza AGİT mekanizmaları kullanılabilir”miş.

 

Allah Allah, madem “belge”den bu kadar eminler, acaba hala neden ABD’den, NATO’dan, AGİT’ten yardım bekliyor, medet umuyorlar?!..Aslan, bu yazısına, “ABD, Türk Ordusuna karşı ne zaman dürüst olacak” başlığını koymuş!..İşte bu çok doğru ve bence TSK da vakit geçirmeden sadece ABD’ye değil, NATO’ya da aynı soruyu sormalı!..

 

Zira belli ki, Sanayi Bakanı Ergün’ün “tahmin” ettiği üzere bu işin “çapı” da çok büyüyecek veya büyütülecek. Hem de uluslararası-uluslarüstü ebatta!..