Tarih/Kültür2 Kasım 2009 00:00

Vatan Sağolsun... - Nurten Akyazılılar

Kurşunun vızıldayarak gelen sesiyle birlikte şehidin kanı sanki izleyenlerin de yüzüne sıçrıyor. Şehit asker için oracıkta tutanaklar tutulup, helikopter ile ailesine teslim edilmek üzere gönderiliyor.   Asker nöbette uyumaz da halkımızın da gerçekleri görmek için nöbet vakti gelmedi mi?   Film, bu girişle başladıktan sonra iki ay kadar evvel gösterilen o hafızalardan gitmeyecek olan içtima sahnesinde yüzbaşının birliğine; “Uyursan ölürsün, sen uyursan herkes ölür” sesi yankılanıyor.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis forum cialis prodaja cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effects

Vatan Sağolsun...

Nurten Akyazılılar - TürkCelil

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiıe'ıe Üıe Olun
www.acikistihbarat.com

02.11.2009


Bir yandan Kürt açılımı bir yandan da şehit haberleri… İşte tam bu atmosferin içinde, 16 Ekim'de ‘Nefes’ adındaki film gösterime girdi...

 

'Nefes', 2365 metre yükseklikteki Karabal Tepesi’ndeki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki kırk askerin hikâyesi...

Senaryo; Hakan Evrensel'in 'Güneydoğu’dan Öyküler' adlı kitabından uyarlanmış.
Güneydoğu'da yaşanan terör olayları ve bölgede görevli askerlerin yaşamları farklı bakış açılarıyla sunulmuş.

 

Levent Semerci'nin yönetmenliğini yaptığı film, Antalya'nın Kemer İlçesi yakınlarındaki Tahtalı Dağı'nda çekilmiş. Film için dağda, 2365 metre yükseklikte, küçük bir karakol kurulmuş. Gerçek bir hikâyeden kurgulanmamış ama bugüne kadar görülen, duyulan ve yaşanan olaylar birbirine eklenerek, tamamen kurmaca olaylar ve karakterler yaratılmış. Kırk askeri canlandıracak yetenekli, zamanı bol ve ünlü olmayan konservatuar mezunu isimler seçilmiş.

 

Filmin girişinde; sınır ötesi harekâtın başlamasıyla, operasyona katılan birliklerin haberleşmesi açısından telsiz röle istasyonunun bulunduğu Karabal Jandarma Karakolu’nun önemi artıyor. Güneydoğu’da, Irak sınırına yakın bir ilçedeki Komando Tugayında görevli bir yüzbaşı ve emrindeki askerler bu karakolun korunmasına destek olmak için yoğun tipi ve karla mücadele ederek karakola ulaşmak için çaba harcarken teröristlerin pususunda bir asker şehit oluyor.

Kurşunun vızıldayarak gelen sesiyle birlikte şehidin kanı sanki izleyenlerin de yüzüne sıçrıyor. Şehit asker için oracıkta tutanaklar tutulup, helikopter ile ailesine teslim edilmek üzere gönderiliyor.

 

Asker nöbette uyumaz da halkımızın da gerçekleri görmek için nöbet vakti gelmedi mi?

 

Film, bu girişle başladıktan sonra iki ay kadar evvel gösterilen o hafızalardan gitmeyecek olan içtima sahnesinde yüzbaşının birliğine; “Uyursan ölürsün, sen uyursan herkes ölür” sesi yankılanıyor.

Onların aç, susuz, uykusuz kalarak her tür zorlukla mücadele etmelerini, sadece kendileri için değil, arkadaşları için de mücadele vermeleri gerektiğini, şehit olmalarına izin vermeyeceğini, toprağa verdikleri yavruları için, içleri kan ağlarken, “Vatan sağ olsun” diyen aileler gibi onların da ailelerine ve sevdiklerine bu üzüntüyü yaşatmayacağını söyleyen yüzbaşı, çok önemli bir konuya da şu sözlerle dikkat çekiyor:

Televizyona bile çıkarsınız. 45 saniyeliğine kahraman olursunuz. Çıkar süslü bir karı, hüzünlü sesle anlatır: ‘Hekim Bulut, karakol baskınında şehit düştü’. 45 saniye... Sonra da magazin haberleri ...

Yüzbaşı, aslında toplumun da duyarsızlığına bağırarak; ‘UYAN’ diyor...

 

Her yer kar, öyle yüksekteki karakol bulutların arasında adeta... Direkteki bayrak bile soğuğa dayanamıyor. Mehmetçik nöbetini, üzeri teneke tente ile örtülü, her yeri açık bir yerde, tipi ve kar soğuğunda tutuyor. Bu doğal şartların zorluğuna ve stratejik konumuna rağmen karakolda üst bir teknoloji ve konfor göremiyorsunuz; küçük bir kömür sobası ile ısınıyorlar. Yurdun her yerinden gelmiş askerler kendi aralarında acılarını, sevinçlerini, hasretlerini, korkularını paylaşıp, eğlenmek için fırsatlar yaratarak, şartları katlanabilir kılmayı başarıyorlar.

 

İlk yarı bitip de ikinci yarı başladığında, gerçek terör mücadelesini görüyorsunuz. Özellikle son 15 dakikadaki o hain terör baskını neticesinde askerin orada hangi koşullarda ne ile mücadele verdiğine tanık oluyorsunuz.

 

Bu kanlı baskın gecesinde öyle çok kurşun ve bomba patlamaları duyuyorsunuz ki yerler mermi kovanlarıyla silme kaplanırken karakol binası tanınmayacak, yıkıntı bir hale geliyor. Ve öyle çok kan dökülüyor ki duvardaki Atatürk büstüne sıçrayan kanlar, Atamızın adeta gözlerinden süzülüyor!

 

Her şey bittiğinde yaralı bir asker yerinden kalkıp, dışarıda yere devrilen o ağır Atatürk büstünü yerden alıyor; kucağında temizleyerek ona öyle bir sarılıyor ki... Filmi izleyen herkes eminim, şu mesajları da alıyordur:

 

Bu vatan bölünmez...

 

Kaç nesil geçerse geçsin aradan, Atatürk sevgisi yüreklerden silinmez...

 

Güneydoğu’da vatani görev yapan asker aileleri huzurla uyuyamaz…

 

Ve bu öyle bir acı ki yüzbaşının eşi, gelen ambulans ve askeri aracı görünce kendisine verilecek haberin ne olduğunu hissederek; evine sığınıp, kulaklarını onların ısrarla çaldıkları zile tıkıyor...

 

Evet, film klasik kahramanlık efsaneleri ya da Amerikan aksiyon filmleri gibi değil. Belki sırf bu yüzden bile eleştiren kişiler olacaktır. Gerçeklerin yüzünüze tokat gibi indiği ve sizi olduğunuz yerde sendeletecek kadar etkili bir film…

Yazan ve çeken ekibin, emeğine sağlık... Daha üzerine çok konuşulup, yazılacak olan bu filmi şu güne kadar görmeyen kişiler mutlaka izleme fırsatını yakalasınlar.

 

Neye açılıyoruz?!. Millete rağmen bu başlıklarda açılmak mümkün mü?

 

Bir yandan barış süreci, açılım gibi süslü püslü laflar havada kol gezerken, bir yandan da işte dağın başında, o zorluklalarda ana kuzucukları vatan uğruna şehit ediliyor, gazi oluyor...

Sağ salim dönemlerin ise psikolojileri kim bilir, bu şartlarda nicedir...

Haberlerde 45 saniyelik bir duyuru ardından halk, anında eğlence programları ile konudan uzaklaştırılıyor. Yitip giden canlar, sessiz sedasız, acı içindeki ailesi ve birkaç subay ve askerle toprağa veriliyor. Öbür yanda vatan toprağını bölmek için eline silah verilip, Mehmetçiğimize kurşun sıkmak, masum halkı topluca öldürmek için eğitilen teröristler, af kapsamında geldikleri kamplarından; “Liderimiz çağırdı, geldik” diyerek, törenlerle karşılandılar.

Açılıma dair çok önemli mesaj içeren bu sözleri bir yana koyun, suçlarının ne olduğunu anlamadan hapishanede aylarca yatan akademisyen, gazeteci, yazar ve askere karşılık, gelen 34 kişiden sadece 5 tanesi usulen hem de özel sorgulanarak, serbest bırakıldı...

34 kişi için; “Eyleme karışmayan arkadaşlarımızı seçtik!” diyen Murat Karayılan’ın söylemi şöyle dursun, gelenlerden çok daha fazlasının dağda eğitime çıktığı haberleri, bunun nasıl bir açılım olduğu konusunda toplumuzda ciddi endişeler yarattı.

 

Toplumda infial olmasın diye hükümet yetkililerince bu şatafatlı karşılamalara müsaade edilmeyeceği belirtildi ve hemen ardından, “Avrupa’dan gelecek ekibin yurda girişi şimdilik engellendi” açıklaması yapıldı.

Teröristlerin İmralı’daki lideri de yaptığı açıklamayla “Artık, gelen olmayacak” mesajı verdi!.. Diğer bir yandan da Irak’ın Kuzey’inin ayrı bir devlet olarak tanınması için önadımlar atılmasının Türkiye’ye getirecekleri, tarihi ve uluslararası ilişkiler boyutuyla nasıl açıklanır?

 

Evet,  oyunun kurallarını görebilmek için mutlaka izlenmesi gereken bir film; NEFES…

 

Oyuncular: Akan Atakan, Barış Aydın, Cüneyt Deniz, Doğukan Polat, Ekin Bulut, Engin Baykal, Ersin Cem Bilgin, Ertunç Atar, Faruk Uysal, Turgay Atalay, Utku Duman
Yönetmen: Levent Semerci

Senaryo: Levent Semerci, Mehmet İlker Altınay, Hakan Evrensel

Müzik: Fırat Yükselir

Süre: 127 dk



 

Açık İstihbarat @ 2009